Atölye Zamanı: Ofis Yerine Yaratıcılığınızı Konuşturun

Nazlı kulaklığını çıkardı, bir an ellerinde tutup hafif bir sıcaklık akışını hissetti. Toplantı odası çöp gibi kapanıyordu. Ekranda renkli sütunları olan bir tablo sallanıyordu; Moskova ofisinden bir ses monoton bir tonla üçüncü çeyrekte masrafları kısma gerektiğini anlatıyordu, gösterge çubuğu yavaşça aşağı kayıyordu.

Nazlı, şu anda fikrini söylemesi isteneğini biliyordu. Süreç optimizasyonu ve yük dağılımı gibi kelimeler önceden çalışılmış bir konuşma gibi kafasında diziliyordu. Ancak göğsünde bir boşluk vardı. Tüm bu süreçler, girişimler, yatay iş birliği bir yerlerde kendi başına, Nazlıdan ayrı varoluşlardı.

Nazlı, bizimle misin? ekrandan gelen ses, gerektiğinden daha sert çaldı.

Nazlı ürperdi, kulaklığı tekrar başına taktı.

Evet, evet, duyuyorum. Ben fareyi tıklayarak notlarını açtı. Bölgesel ekipler arasında görev yeniden dağıtımında potansiyel görüyorum. Ancak motivasyonu kaybetmemek için insan faktörünü de göz önünde bulundurmak şart.

Küçük pencerelerdeki birkaç başkası başını salladı. Birileri onun sözünü tutanağa kaydetti, birileri ise e-postalarına gözü takıldı. Nazlı konuşurken, aklında bir ironi çaldı: insan faktörü. En son ne zaman kendini bir çalışan değil, müşteri hizmetleri departmanı yöneticisi unvanı dışında bir insan hissetti?

Toplantı bitti, herkes odalarına dağıldı. Koridor kahve ve otomatlarda satılan tatlıların kokusuyla doluydu. Nazlı pencere kenarında durdu. Altta gri Mart gökyüzünün altında bir araç akışı, metroya koşanlar, yüzlerine şallarını çekmiş insanlar. Camda kendi yansımasını gördü: düzgün bir ceket, taranmış saçlar, hafif bir makyaj. Kırk üç yaşında, iyi bir pozisyon, ortalama bir maaş, konut kredisi, ergen bir oğul. Her şey yerli yerinde.

Fakat içinde her gün sadece ceket değil, yabancı bir deri giydiği hissi vardı.

Telefon bir mesaj titretti: eski sınıf arkadaşı Gülbahardan, Neredeysin sen? Her zaman işteyim. Hafta sonu bir yere gidelim. Nazlı otomatik bir Projelerle boğuluyorum yanıtını sildı, Cumartesiye kadar konuşalım dedi.

Masasına döndü. Dizüstü bilgisayarının yanında küçük bir plastik kutu, içinde iğneler vardı. Geçen hafta, yurt dışı ofisiyle gece bir görüşme sırasında koltuğa takılmıştı, yaka astarını yırtmıştı. Çekmecede uzun zamandan beri acil durumda aç diye sakladığı bir dikiş seti buldu.

Karanlık bir odada monitörün ışığı gözlerini yakıyordu; ceketini çıkartıp büyük, düz dikişlerle astarını onarıyordu. Eller iğneyi tutma, ipliği çekme anılarını hatırladı. Küçükken annesinin eski eteklerinden bebek bebek elbiseler diker, üniversitede jean ve palto tamir ederdi.

İlk işini bir bankada, sonra bir holdingde bulmuştu. Akşam kursları, raporlar, projeler Ödül olarak aldığı dikiş makinesi, yatak odasının köşesinde tozlanıyordu. Vaktim olduğunda, diye kendine söylerdi; vakit hiç gelmiyordu.

Nazlı Hanım, bir şey sorabilir miyim? kapıdan asistan Ayşe içeri süzüldü. Ankaradan çok acil bir şikayet raporu isteniyor, gün sonuna kadar.

Şablonu gönder, dedi ve tekrar ekrana döndü.

Gün akıp gitti, gözleri yanıyor, şakakları çarpıyordu. Dizüstü bilgisayarı çantasına koyup ışıkları kapattı. Asansörde kendine bakarken, yorgunluk gölgelerini göz altına saklayamıyordu; altın rengi fondöten bile gizleyemiyordu.

Eve geldiğinde oğlu Arda makarna çiğneyip tablette oynuyordu. Ocakta bir konserve sos ısınıyordu, Nazlı paltosunu henüz çıkarmamıştı.

Okul nasıl? diye sordu.

İyi, diye ekranda gözlerini ayırmadan cevap verdi.

Çaydanlık kaynadı, buzdolabından peynir çıkardı. Çantası ağır bir şekilde tabureye düştü. Zihin hâlâ rakamlar, planlar, sunumlar dönerken, hayatının bir veri akışı gibi sonsuz bir şerit olduğunu düşündü.

Gece uyuyamıyordu. Komşu odada Ardanın hafif horlamasını, dışarıda nadir arabaların uğultusunu dinliyordu. İğneyi tutan parmakları, dikişin düzgün çizgisini hatırlıyordu. Küçük bir atölye açma hayali vardı; evlenip, çocuk sahibi olup, para ve istikrar ihtiyacıyla hayalini erteledi; eski bir bavul gibi tavan raflarına kaldırdı.

Sabah posta kutusunda yeni bir sürpriz vardı: Kurumsal yapı değişiklikleri başlıklı bir İK epostası. İçinde yeniden yapılandırma, birim büyütme, yönetim katmanını sadeleştirme ifadeleri; ekli yeni organizasyon şeması. Nazlının birimi başka bir bloğa taşınacak, üstüne Müşteri Deneyimi Direktörü unvanı eklenecekti. Yanında bilinmeyen bir soyad vardı.

Bir saat içinde genel müdürle görüşmeye çağrıldı. Ofisin içinde pahalı bir parfüm ve taze kahve kokusu hâkimdi. Genel müdür gergin bir gülümsemeyle başladı:

Nazlı, zor zamanlar, daha esnek olmalı, pazarla daha hızlı yanıt vermeliyiz. Bu yüzden bölümleri birleştiriyoruz. Senin deneyimin değerli ama bir duraklama, sana yeni bir pozisyon teklif ediyoruz: yeni direktörün danışmanı. Ücret aynı, altı ay sabit, sonra tekrar değerlendireceğiz.

Nazlı başını salladı, içinde bir şey ağırlaşıyordu. Danışman bir an için bir kenara itilebilecek kişi.

Bir gün düşünebilir miyim? diye sordu.

Genel müdür onayladı. Nazlı koridor boyunca yürürken, duvarlarda Liderlik ve Başarı sloganlı motivasyon posterleri asılıydı. Tuvalette soğuk fayansa başını dayadı, içi Şimdi değilse ne zaman? diye yankılandı.

Akşam ev yerine erken bir duraklama yapıp, düşüncelerini havalandırmak istedi. Caddede bir eczane, bir kuaför, küçük dükkanlar… Kararmış bir bodrumda sarı bir ışık yanıyordu; camda Kıyafet Tamiri ve Dikiş tabelası, altında çalışma saatleri ve bir telefon numarası.

Nazlı yavaşladı. Camdan içeri dar bir oda, masalarla dolu bir atölye göründü. Pencerede kırk beşli bir kadın, gözlüklü, bir dikiş makinesinin başında kumaşla uğraşıyordu. Askılarda ceketler, elbiseler, erkek pantolonları; kapı yanındaki sandalyede bir yığın jean duruyordu.

Bir omuzdan hafif bir itme geldi:

Giriyor musunuz? bağırarak bir adam bağırdı.

Nazlı geri çekilip içeri geçmesine izin verdi. Kapı açıldı, dikiş makinesinin derin bir tıkırtısı, ütünün sıcak kokusu, sabunlu suyun hafif buharı duyuldu. Çocukluğunda annesinin mutfakta çamaşır ütülediği anı gibi bir hâsılat hissetti.

Birden bir gülümseme yayıldı; aynı anda bir korku dalgası çarptı. Bu küçük atölye, girmesi korkunç bir başka hayat gibiydi.

Eve döndüğünde odalar arasında yürüdü, Arda kulaklıkla hâlâ müzik dinliyordu. Posta kutusunda İstenmeyen başlıklı bir taslak mektup duruyordu; İstifa dilekçesi başlığı. Boş sayfalara baktı, kapattı.

Gece tekrar uyuyamıyordu; aklında ipotek, aidat, yiyecek, Ardanın basketbol kulübü Mevcut maaş bu harcamaları rahatça karşılıyordu. Ancak bodrumda bir atölye, düşük bir gelir, güvencesiz bir iş demekti.

Sabah işe giderken yine de bodrum atölyesine uğradı. Kapı çan çaldı, içeride sıcak bir hava vardı. Bir masa üzerinde renkli iplik ruloları, iğneler, metre şeritleri. Gözlüklü kadın başını kaldırdı.

Merhaba, dedi Nazlı, ağzı kurumuş bir şekilde. Çalışacak birini arıyor musunuz?

Kadın, ceketine, şık çantasına, düşük topuklu ayakkabılarına bakarak süzdü.

İşi biliyor musun? sordu doğrudan.

Azıcık. Eskiden kendime, arkadaşlarıma elbise dikerdim. Uzun zaman oldu ama eller hâlâ hatırlıyor.

Kadın gülümseyerek, Ben Zeynep, bir yardımcı var, ama o uzun saat ayakta kalamıyor. İş çok, ofis değil, toz, iplik, farklı müşteriler Para da bir kurumsal şirket gibi değil, dedi.

Biliyorum, Nazlı fısıldadı. Birkaç gün deneyebilir miyim? Şu an çalışıyorum ama belki yakında boş kalırım.

Zeynep bir an düşündü.

Cumartesi gel, bakalım ne olur.

Dışarı çıktığında dizleri titredi, elinde atölyenin numarasını tutuyordu. İki ses kafa kafaya çarpışıyordu: Delirdin mi? Çocuğun, ipotek Bodrum, iplik. Diğeri ise sessizce iğnenin altında kumaşla dans etmeyi hatırlatıyordu.

Ofiste yeni mailler, toplantılar bekliyordu. Öğle arasında istifa dilekçesinin bir kopyasını çıktı, çekmeceye koydu; akşam oluncaya kadar almadı.

Cumartesi bulutlu bir gündü. Arda arkadaşlarıyla dışarı çıktı, akşam eve dönecekti. Nazlı gardırobun önünde ne giyeceğine karar veremedi; sonunda kot pantolon ve pamuk bir tişört giydi, ceket omuzda bir başkasının gibi asılı kaldı.

Atölye kalabalıktı. Kapıdaki genç bir kadın, şişeli bir paketle Bir kot pantolonu kısaltmak istiyorum dedi. Zeynep, Nazlıyı işaret ederek Stajyerimiz geldi, diye selamladı. Nazlı eski ama temiz bir dikiş makinesinin başına oturdu, yanındaki pantolon yığınına baktı. Zeynep uzunluk ölçmeyi, iğnelerle işaretlemeyi gösterdi.

Acele etme, dedi. Müşteriler düzgün iş ister.

İlk dikişler zor geldi; pedala alışmak, ipliği birkaç kez dolanmak, sırt ağrısı; ama yarım saat içinde ritmi yakaladı. Kumaş parmakları altında hafif bir hışırtı çıkardı, iğne düzgün bir çizgi bıraktı.

Öğle vakti başı biraz döndü; Zeynep eski bir çaydanlıkla çay ikram etti, bardağı kenara koydu.

Nasıl? sordu.

Yorgunum, ama dürüstçe yanıtladı güzel bir his. Görüyorum ki işte bir şeyler var.

Önemli bu, dedi Zeynep. Ama kendini kandırma; işi zor, sırt, göz, ayaklar yorar. Para az, ama hoşuna gidiyorsa devam et.

Nazlı o gün bir tutam para kazandı; Zeynep ona bir avuç lira uzattı.

Staj için dedi. Düşünsene, bu yaşam senin mi?

Eve döndüğünde masada o tutarlı paraları gördü; ofisteki günlük maaşının onda biri kadar. Önceden bir kahve ve taksiye harcadığı parayı şimdi biriktiriyormuş gibi düşündü.

Ertesi gün ofise bir istifa dilekçesi götürdü, İKye teslim etti. Gözlüklü bir çalışan ona baktı.

Emin misiniz? diye sordu. Pozisyonunuz çok iyi.

Eminim, Nazlı sakin bir sesle yanıtladı.

Haber hızla ofise yayıldı; meslektaşlar gelip neden ayrıldığını sordular.

Küçük bir atölyeye dedi birine. Şaka mı sandın? diye gülüştü, sonra kafası karıştı.

Akşam Ardaya anlattı.

İşten ayrılıyor musun? kulaklıklarını çıkardı. Peki ya ipotek?

Çalışmayı bırakmıyorum, dedi. Sadece başka bir yerde. Para azalacak belki, ama evde daha çok zaman geçireceğim, yemek yapacağım, seninle dolaşacağım.

Ben zaten arkadaşlarımla takılıyorum, mırıldandı Arda. Ya başaramazsak?

Nazlı bir an duraksadı.

O zaman başka bir iş ararım. Ama denemek istiyorum.

Arda omuz silkti, kulaklıklarını taktı, ama sessizce, Akşamları bağırmazsan bu da bir artı, diye fısıldadı.

İşten ayrılma süreci uzadı; dosyalar devredildi, talimatlar yazıldı, sorular yanıtlandı. Meslektaşlar çiçek, karton, iyi dilekler bıraktı; kimileri merakla baktı, bir kadın Sen gerçekten başka bir kurala göre mi yaşıyorsun? diye sordu, gülerek.

İki gün sonra atölyeye tam zamanlı girdi. Zeynep ona bir önlük verdi, makasları, iplikleri, ölçü şeritlerini gösterdi.

Müşterilerden korkma, dedi. Farklılar. Kimisi şikayet eder, kimisi teşekkür eder. Kalbini çok yormadan iş yap.

İlk haftalar zorluydu; sırt ve boyun ağrısı, iğnelerle çizik parmaklar. Sipariş numaralarını karıştırdı, iki kez boy uzunluğunu yanılttı; Zeynep tekrar yapması gerektiğini söyledi.

Zeki bir kadın olduğun belli, söylerdi. Şirkette çalıştın, ama burada basit şeyler var. Ölç, kes, dikkat et.

Bir gün yaşlı bir kadın altın bir paltoyla içeri fırıldandı.

Kolları iki santim kısalt dedim, siz daha fazla kestiniz! bağırdı, çantayı masaya attı. Bu palto benim, senin maaşından bile pahalı.

Nazlı hatayı fark etti; notu yanlış okumuştu.

Bakalım, sakin bir sesle yanıtladı. Kollar gerçekten kısa.

Hata benden, itiraf etti, boğazında bir düğüm hissetti. Düzeltmek isterim: süs ekleyebilirim.

Süs istemiyorum, kızdı kadın. Bu kostüm benim bir aylık maaşımdan daha çok, siz mahvettiniz.

Zeynep devreye girip indirim ve ücretsiz onarım önerdi; kadın kapıyı çarparak, olumsuz birKadın kapıyı çarparak, olumsuz bir gülümseme bıraktı ve Nazlı, iğneyle dokunan her dikişte kendi özgürlüğünün çırpınışını hissetti.

Rate article
Lifequest
Atölye Zamanı: Ofis Yerine Yaratıcılığınızı Konuşturun