Uzun zaman önce, akşam üzeri bir akşamüstü hatıralarım, annemin (Nazan) kızı Şirine, Biliyor musun, diye sözcüklerini seçerek söylediği anı. Büyüklere bazen çocuklardan daha aptal davranışları olur. Şirin, gözlerini aşağı indirerek, Baba, beni sevdiği teyzesini tanıştırmak istemiyor, değil mi? diye sordu. Nazan, Sanırım istemesiyetten değil; belki henüz nasıl düzenleyeceklerini çözememişlerdir ya da teyze Oya utanıyordur, dedi. Utanç neyin nesi? Ben ısırmam! diye yanıtladı Şirin. Ama dışarıdaki çocukların sorumluluğu da vardır, herkes buna hazır olmaz, diye ekledi annesi.
Nazan koridorda, kızının aceleyle babasıyla buluşmaya hazırlanışını izledi. Şirinin cebindeki telefon çaldı. Kız çabuk kaldırdı, bir anda yüzünde bir gülümseme belirdi. Gelmeyecek mi? diye sordu Nazan. İşte çok iş var, dedi Şirin gözlerini kemirerek, bir daha deneyeceğiz. Anladım. Hadi giyin, diye ekledi Nazan ve sessizce mutfağa yöneldi, çaydanlığın kapağını kapattı. Kaynayan suyun gürültüsü düşüncelerini bir an olsun bastırdı.
Boşanmanın üzerinden sekiz yıl geçmişti ve Deniz hâlâ günahkar havayı bozan bir ustaydı.
Üç yıl evlilikleri bir masal gibiydi: neden olmasa çiçekler, sabah kahvaltıları, hediyeler Nazan o zamanlar, mutlu bir bilet çektim diyordu. Şirin hamile olduğunda, Deniz onu kollarında taşıyordu. Doğum odasındaki ilk telefon çaldığında, Nazan bir şeyleri göz ardı etmişti. Doktor, yeni doğan bebek Şirinin kartını doldururken, Deniz yan yana durdu, solgun ve gergindi. Kan grubu nedir? diye sordu yeni baba. Kız çocuğunun ikincil Rh negatif, diye doktor sıradan bir şekilde yanıtladı. Deniz kaşlarını çattı. Nasıl yani? diye haykırdı, sesi tizledi. Benim birinci Rh pozitif, Nazanın ikincisi pozitif. Nasıl bir minus? Bir hata mı var? doktor gözlüğünü çıkardı, burnunu öpmeye başladı. Okulda biyoloji dersini hatırla, Rh faktörü hileli bir şey. İkinizin gizli bir negatif geni varsa, çocuğun minus alması normaldir. Emin misiniz? diye Deniz şüpheli bir bakış attı. Testler yalan söylemez. Deniz, Nazana yüz kere aradı, neden böyle olduğunu sordu. Nazan doktorun sözlerini yüz kere tekrar etti, ona linkler gönderdi. Deniz bir nebze sakinleşti, ama
Taburcu olduktan sonra iş işler karıştı. Denizin diyabeti vardı; Nazan diyetini, insülinini hatırlatırdı. Birden gençlik çağına dönmüş gibi davranmaya başladı, özgürlüğe kaçtı. Futbola gidiyorum, derdi çantasını toplarken. Deniz, kan şekerin uçuyor, doktor düzeni söylemişti, diye uyarmış Nazan. Başlamadan önce ne yapacaksın? Ben bir erkeğim, hareket etmem lazım. Senin bakımın beni boğuyor, diye bağırdı. Gece geç saatlere kadar dönerdi. Bir akşam eve geldiğinde, beyaz bir yüz, terle dökülmüş bir bedenle; hipoglisemi olmuştu. Nazan, kızına fark etmeksizin, Şirine bir bardak meyve suyu ve glukoz getirerek, Neredeydin? diye sordu. Futbolda koşuyordum, dedi Deniz, ikiyüz birine kadar? Sonra oturduk, sohbet ettik. Yine aynı şey mi? Normal mi? diye ısrar etti Nazan. Nazan inanmak istiyordu, ya da inanmak istiyordu. Tek başına oturur, minik elleri okşar, kendine söylerdi ki bu sadece bir kriz, yorgunluk. Kız büyür, her şey düzelir. Ama düzelmedi; telefon çalmaya başladı.
Telefonu akşamüstü eski iş arkadaşlarından, muhasebe dairesinden kızlardan, yöneticilerden arayan aramalarla canlandı. Nazan, o zamanlar işteki herkesle dostça ilişki kurardı. Nazan, selam, rahatsız ediyorum mu? diye seslenirdi bir tanesi. Hayır, her şey yolunda. Sorun ne? diye yanıt verirdi. Sadece merak ediyorum, Deniz bu akşam şirkette mi kalacak? Sanırım, diye yanıt verirdi Nazan. Daha ne? Şey… Şu yeni kız Veroni̇ka bak, bütün akşam kahkahalarla. Dostça dedikodular, Projeleri belki aynı, gibi cümlelerle devam ederdi. Nazan ellerini çırpar, Bak, bu sadece bir dedikodu, Deniz bana çok sever, diye kendi kendine düşünürdü. Gülümser, kendini güvenli tutmaya çalışır, içindeki kaygı büyür. Çocuk doğduktan bir buçuk yıl sonra her şey çöküşe geçti.
Nazanı büyük bir şirket organizasyonuna davet ettiler. Anne babalar, torunlarıyla vakit geçireceklerini kabul ettiler. Nazan elbisesini giydi, sanki doğum sonrası kalan her şeyi örtüyormuş gibi, makyajını yaptı. Bir kutlama, bir kez daha dünyaya ait olduğunu hissetmek istiyordu. Eşiyle beraber gitti, fakat Deniz bir anda kayboldu. Arkadaşlarla selamlaşmaya gideyim, diyerek kalabalık içinde kayboldu. Nazan meslektaşlarıyla sohbet etti, gülümsedi, iltifat aldı. Fakat gözleri eşini arıyordu. Saat bir, iki geçti; Deniz hâlâ yoktu. Koridora, yedek çıkışa yaklaştı; orası genelde sessizdi. Orada onları gördü. Öpüşmüyorlardı, ama bir köşede büyük bir fikusun ardında, bir çalışan ona fısıldıyordu, ceketinin yakasını tutuyordu. Deniz, başını onun omzuna eğmiş, o aynı gülümsemeyi taşıyordu. Gözleri bir anda buz gibi bir su dolu kova gibi doldu; nefesi kısıldı. Sahneye çıkmadı, bağırmadı; sessizce taksiye binip kızına geri döndü. Deniz sabah erken döndü. Neden kaçtın? diye sormuş, papyonunu çekerken. Seni arıyordum. Nazan ona baktı, söyleyecek bir şey bulamadı. Fikusun arkasındaydım. Deniz bir an durdu, ardından el salladı. Ne gördün? Sadece konuşuyorduk. Sen yine hayal kuruyorsun. Paranoidmişsin, Nazan. Lütfen, diye fısıldadı Nazan. Bırak. Bir ay boyunca sis içinde yürüdü, bir evde onunla birlikte olmak fiziken acı veriyordu. Deniz, Ayrı yaşamaya karar verdim, sen çok gerginsin, dediğinde, ortam daha temiz bir havaya büründü. Boşanma çabuk gerçekleşti; Deniz bir anda kayboldu. İlk yıl hiç aramadı, bir kez bile. Şirin iki buçuk yaşındayken, Baba nerede? diye sorar, Nazan Baba çalışıyor, derdi. Yalan söylemezdi, sadece soruyu yanıtlamazdı. Anne annesi Şirinle ilgilenir, Nazan işe dönerdi. Kendi ayakları üzerinde durmak için çalışır, para bulur, ayrı dairelerde yaşar, tatile çıkar, nafaka talep etmezdi. Gurur mu, yoksa küçümseme mi, ikisi de bir arada gibiydi.
Bir akşam, Deniz telefonla Ben baba, çocuğu görme hakkım var, dedi. Nazan engel olmadı. Tamam, cumaya gel, dedi. Deniz nadiren, düzensiz şekilde gelmeye başladı; İngilizce kursu, dans dersini ödedi. Çocuk ona bir bayram gibi bakıyordu: hediye, sinema, kafe Çocuğa ne lazım ki? Nazan felsefi bir bakışla, En azından bir baba var, dedi.
Şirin mutfağa girdi, ev terliğiyle, gözleri kızarmış. Anne, neden böyle? diye fısıldadı. Ne demek istiyorsun, tatlım? Söz veriyor ama yapmıyor. Nazan iç çekti. İnsanlar farklıdır, Şirin, baba kötü niyetli değil. Sadece plan yapamıyor. Babam senin yüzünden diyor, Şirin aniden patladı. Nazan şaşkın, Ne dedin? Telefonla şöyle dedi: Annenin planları hep karışıyor, seni ayarlamıyor, bu yüzden buluşamıyor. Nazan fincayı masaya bıraktı. Şirin, diye baktı gözlerinin içine, Sana babanla görüşmeni engelledim mi? Hayır. Onu kötü söyledim mi? Şirin başını salladı. Hayır. O zaman kararını kendin ver. Gerçeklere mi, yoksa sözlere mi güveneceksin?
Yeni teyze Oya ile tanışma hikayesi altı aydır sürüyordu. Şirin bir gün babasından, Oyanın evinde bir kedi var, duyar ve tanışmak ister. Nazan sadece omuz silkti, Yaşıyor, umursamıyorum, dedi. Şirin ısrar etti; Anne, onunla arkadaş olmak istiyorum, baba çok iyi dediyse. Nazan, Deniz, Şirin yeni kız arkadaşını tanıyalım mı? diye telefonda sordu. Deniz, Henüz erken, emin değilim, dedi. Sonra, diye ekledi. Sonra bir ay uzadı; Deniz ne tanıştırmak ister ne de reddederdi. Şirin çok istiyor! demişti bir hafta önce. Hafta sonu buluşalım, parkta ya da pizzacıda, demişti. Nazan kabul etti, Şirinle anlaşın, dedi. Bir kez daha iptal edildi. Nazan balkonda telefonunu açtı, Deniz, konuşalım, dedi. Deniz sesini yükseltti, Yoğunum, ne var? Yoğun mu? Az önce kızına iş yoğunluğu dedin, ama müzik duyuyorum. Barda mısın? Toplantıdayım, diye aldırış etti. Rahatlayabilir misin? Çocuğa yalan söyleme. Senin hatan bu buluşmayı bozmamıza neden oldu. Kim suçlu? diye bağırdı Deniz. Sen sürekli kontrol ediyorsun. Ne zaman alıp getirirsin diye baskı yapıyorsun. Oya beni çok istiyor! Sadece koşullar! Koşullar ne? Beş kez aynı şey, dedi Deniz. Deniz, kızın kafasını karıştırma. Eğer kız arkadaşın birinci eşin çocuğuyla iletişime geçmek istemiyorsa, bu onun hakkı. Ama Şirine gerçeği söyle.
Gece Şirin uyurken, Nazan konuşmayı tekrar düşündü. Bütün anlaşmalar artık benim aracılığıyla yapılacak, bir gün içinde. Şirine söz verip de iptal edersen, bir sonraki buluşma bir ay gecikecek. Onu nevrozik yapmama izin vermeyeceğim. Oyayla tanıştırmak istiyorsan, kesin tarih, saat ve yer ver. Oya istemezse konuyu kapatalım. Şirine ben anlatırım. Artık sonra ve belki yok. İyi geceler. Deniz bir dakika içinde yanıtladı: Umrumda değil! Bu buluşmalar sana daha çok lazım.
Denizin kızla görüşmesi artık yasaklandı. Bir kez daha müdahale ettiğinde, Nazan kesin dedi: Şimdi tüm buluşmalar mahkeme kararı sonrası olabilir. Deniz dava açmadı; zaman ve para harcamak istemedi. Yeni sevgilisi de kısır evlat edinecek gibi değildi. Şirin acı çekti, ama Nazan elinden tutup, kızının eksik kalmadığını hissettirdi.




