Kocaya Haddini Bildirmek – Gerçek Bir Hikâye

Kocayı Yola Getirmek Bir Rüya Hikayesi

Destekleriniz, beğenileriniz, duyarlılığınız ve yorumlarınız için çok teşekkür ederim; ayrıca bana ve beş kediciğime gönderdiğiniz bağışlar için kucak dolusu bir minnet borçluyum. Hoşunuza giden hikâyeleri dost çevrenizle sosyal medyada paylaşmanız da bir yazar için büyük mutluluk kaynağı!

Hastaneden çıktıktan sonra Gülsüm kendini eskisine göre daha iyi hissediyordu; sabah olur olmaz her zamanki işlerine koyulmayı planlamıştı. Ancak uyanır uyanmaz içinde tuhaf bir karşı koyma hissi uyandı.

Eşi Osman ise çoktan eklemlerini esnetmeye başlamıştı. Sporcu ruhu onu emekliliğinde de rahat bırakmamış, her sabah eklem ağrılarını dindiren hareketleri ihmal etmemişti.

Gülsüm ise genelde ilk iş olarak kedisi Papatyanın kumunu temizlerdi. Sonra hem Papatya hem de sadık köpekleri Zıpırı doyurur, geceden kalan patilerin izlerini antre ve mutfaktan siler, ardından aceleyle Zıpırı dışarı çıkartırdı.

Gündüz ve akşam yürüyüşlerini Osmanla birlikte yapıyor, parkın sessizliğinin içinde kayboluyorlardı. Ama sabahları, Osman sporunu yaparken, Gülsümün birçok işe yetişmesi gerekirdi.

Evde geçen sabah mesaisi sonrası, her zamanki sade kahvaltılarını hazırlarlardı: ballı lor, kuru meyveyle zenginleşen peynir, bazen de sırayla menemen, omlet ya da haşlanmış yumurta… Gülsüm bu telaşı kendi tarzında bir sabah jimnastiği sayardı. Ama hastanede doktorlar, gerçek bir egzersizin yerini hiçbir ev işinin tutmayacağını söyleyip durdu.

Osman, eklem egzersizlerini bitirince, yatağı toplamak için fazlasıyla söylenirdi: Bu iş kadın işi, derdi; evin bütün yükü sanki onun omzundaymış gibi yakınırdı. Haftada iki defa çamaşır makinelerine el atar, bazen elektrik süpürgesi tutar, sonra da, Gülsüm yine doğru düzgün yetiştirememişsin diye şikâyet ederdi.

Kahvaltıdan sonra bulaşığı yıkayıp, sanki büyük bir yükü hafifletmiş gibi hissederdi kendini.

Gülsüm öğle yemeğini hazırlar, ardından bilgisayarının başına otururdu. Emekli olduktan sonra biraz daha çalışır olmuştu çünkü bozuk para saymak istemezdi.

Osman ise, onun bu uğraşlarını boş, yeni bir şey alma isteğini ise gereksiz harcama sayardı. Dolap zaten eski kıyafetlerle dolu! Gülsüm de ne hikmetse kocasına çoğunlukla boyun eğerdi.

Giysiden zaten hazzetmezdi ki; Osman yaşına göre ona hayran kalırdı: Ne kadar güzel görünüyorsun, sen genç gibisin… Üstelik Osman üçüncü bir tornavida alsa bile o itiraz etmezdi, hele ki kendi gülünç kazancından ödediğinde.

Ama o beklenmedik hastalık her şeyi öyle değiştirdi ki, Gülsüm başta kendisi bile korktu…

Bir gün alışverişe giderken sokakta bayılıp yere yığılmıştı. Ambulansla hastaneye kaldırılmıştı.

Doktorlar kan tahlilinde gördüklerine inanamadı: Senin bu halde ayağa kalkabilmiş olman bile mucize. Osman da, karısını serum altında, sapsarı görünce korkmuştu. Evde kaldığında ise işlerin çokluğuna şaşırıp ne yapacağını bilememişti.

Kısa süre sonra Gülsümü eve bekliyordu. Çünkü eşini gerçekten seviyordu, çok endişeliydi.

İlk günler doktorun dediği gibi yatağa uzanıyordu. Osman başında pervane olup soruyordu:

Ne haber Gülsüm, daha iyi misin? Henüz değil mi? Gerçi iyi görünüyorsun, o günkü gibi solgun değilsin

Ve gülüyordu:

Aman ha, fazla yatma, bir daha yürüyemezsin falan! Biraz hareket, biraz tempo lazım; alıştığın düzene dönmelisin artık…

Gülsüm çoğu sözüne katılıyordu ama her kelimesine değil. Bu sabah ise yatağından kalkarken, bir an bile ev işleriyle boğuşmak gelmedi içinden.

Osman yine ciddiyetle egzersizlerini yapıyordu, sabırsızlıkla Gülsümden de kendi “işine” başlamasını bekliyordu.

Uzun zamandır ilk kez Gülsüm ona bakarken içinde onu kollayan bir koca göremedi. Hem istemeden de olsa, yine ona tarifsiz bir yük bıraktığını hissetti ve içi protestoyla doldu!

Gülsümün kulağında doktordan duyduğu o sözler uğuldayıp durdu:

Kendinizi hiç düşünmüyorsunuz; kocanızı da buna alıştırmışsınız. Ona kolay görünüyor, hiç yorulmuyorsunuz sanıyor, çünkü bir kez bile of demediniz. Oysa size ambulansla getirdiler, üçte biri kadar bile olmayan bir kan değeriniz vardı, yaşamak istiyor musunuz siz?

Hastanede hemen serum bağladılar, ardından beş defa kan nakli yaptılar, tahlilleri düzelene dek.

Gülsüm hiç kan nakli olmamıştı; damarda süzülen o şeffaf boruya bakarken şunu düşündü:

Bak, şimdi bende, tanımadığım beş farklı insandan gelen kan var. Onlar bana hayat verdiler. Artık içimde yabancı bir şey var; belki o da beni değiştirir

Görünüşe bakılırsa bu düşünceler boş değilmiş.

Eve döndükten sonra Gülsüm, birden fark etti ki Osmana sürekli laf geçirmeye, gönlünü hoş tutmaya hiç niyeti kalmamış.

Elbette eşini seviyordu; Osman da onu. Adam söylenirdi, ama çoğu erkeğin yapmadığı dertlere katlanırdı. Yine de ne zaman kendiyle ilgili bir iş varsa büyütür, Gülsümünkini ise küçümserdi.

Eskiden Gülsüm gülüp geçerdi, kalbi hep yumuşaktı. Şimdi ise, tuhaf bir şekilde değişmişti.

Birden kendine, eski hobilerine vakit ayırmayı istemeye başladı. Mesela yıllardır köşede tozlanan piyanosuna dokunmak, belki de henüz keşfetmediği başka şeyler yapmak

Ayağa kalktı; Osmanın yanında ağır ağır egzersiz yapmaya başladı. Osman dayanamayarak şaşkınlıkla dedi ki:

Doktorlar seni fazla tedavi mi etti? Yaşlı yaşlı spora mı başladın Gülsüm? Hem sen zaten harika görünüyorsun! Git kediyi, köpeği besle, kahvaltı hazırla açlıktan öleceğim!

Doktorum söyledi, dedi Gülsüm, sesi her zamankinden daha ciddi çıkıyordu, Böyle yapmazsam uzun sürmezmiş ömrüm. Sen benim ölümümü mü istiyorsun?

Osman pespaye bakakaldı. Ama içinden Bu kapris de geçer, belli ki hastane Gülsümü tuhaf etkilemiş, dedi ve kadının isteğine itiraz etmedi.

Gülsüm de içten içe bunlara şaşıyordu. Sanki birdenbire içinde yeni bir güç doğdu. Belki de beş ayrı güç! Kendi kazandığın parayla gidip yeni kıyafetler alabilirsin, diyorlardı ona. Egzersizini yapmalı, yaşlanmayı reddetmeli, tekrar piyano çalmalısın

Toplam beş net karar verdiğini fark etti ve tüyleri ürperdi.

Düşünsene, beş kişiden kan almıştım. Artık bende onların cesareti, enerjisi de var! Organ naklinde de derler ya, alışkanlıklar, yetenekler bile geçer diye

Artık Osmana bakarken eskisi gibi uysal değildi. İçinde, hem doktorun sözleriyle hem de o garip enerji dalgasıyla büyüyen bir kararlılık vardı.

Osman ise anlamaya çalışıyordu: Alışık olduğu Gülsüm hep sessiz, uyumlu ve rahatken, şimdi bir başkası olmuştu adeta

Osman, biliyor musun, dedi Gülsüm, tepki görmekten artık hiç korkmadan, Sen hep hiçbir şey yapmıyorsun derdin ya Aslında sen göremedin elimden geçenleri, ne kadar yorulduğumu, senin için neleri göze aldığımı.

Ama şimdi bak, her şeyi göreceksin. Şaşırma, eski giysilerimi atacaksam atarım, yenilerini de kendim alacağım. Bir de piyano çalacağım. Hep dalga geçerdin, Onca yıl piyano dersi aldın, iki şarkıdan fazlasını bilmezsin! demiştin Dinle bakayım!

Piyanonun kapağını kaldırdı ve elleriyle tuşlara dokundu. Kendisi bile şaşırarak, öyle güzel ve tanıdık bir melodi çaldı ki, ağlamamak elde değildi.

Osman, karısına hayranlık ve biraz da ürpertiyle baktı:

Gülsüm, sen nasıl çalıyorsun bunu? Bunda ne var, eskiden böyle değildin Sen değiştin.

Adamın yüzünde şaşkınlık ve belki korku karışımı bir ifade vardı. O, eski Gülsüme alışıktı ama karşısında şimdi çok daha güçlü, kararlı biri duruyordu. Bu değişim ona hayli garip ve ürkütücü gelmişti.

Gülsüm gülümsedi. Eski özür dileyen gülümsemesi değil, derin, gerçek bir gülümsemeydi bu. İçindeki beş yeni kıvılcım sanki ateş almıştı ve bu alev ona yalnızca hayatta kalmayı değil, doya doya yaşamayı vaat ediyordu.

Kendisi için, kendi arzuları için; ve belki daha sağlıklı, hakiki bir sevgiyle Osmana ama bu sefer karşılıklı saygı üzerine inşa edilen bir sevgiyle.

O beş insan nasıldı bilmezdi, ama belli ki güçlü ve yetenekli kimselerdi. Gülsüm’e yalnızca hayat bağışlamamış, hayatını doldurmuşlardı.

Osman, yeni Gülsüme hayranlıkla bakıyordu.

Derler ya, neden başımıza geliyor tüm bu hastalıklar ve zorluklar? Önemli olan nedeni değil, ne için olduğunu anlamakmış meğer; belki de yeniden hayata kıymet vermek için bir fırsat.

Baharın da, kışın da, çamurun ve ayazın da güzel olduğu bir dünya. Her gün, her gökyüzü, güneşin o son ışığı bile güzel.

Yakınların gülümsemesi, desteği ve zaaflarıyla varız; çünkü biz insanız.

Ve eğer kocanız homurdanıp yakınmaya başladıysa, onu usulca yola getirmek gerek, belki de böylece tekrar adam akıllı bir erkek olduğunu hatırlar!

Şimdilik elimizden geldiğince doya doya yaşamalı, sahip olduklarımızın kıymetini bilmeliyiz, başka türlüsü olamaz…

Rate article
Lifequest
Kocaya Haddini Bildirmek – Gerçek Bir Hikâye