Çocuklar ziyarete geldiler ve beni kötü bir ev hanımı olmakla suçladılar.
Doğum günümden bir gün önce, kutlama için yemekleri hazırlamaya başladım. Kocamdan sebzeleri soymasını ve salatayı küçük küçük doğramasını rica ettim, ben de etleri kavurup öteki yemekleri hazırladım. İçimden dedim ki, Ne şahane, ne leziz yiyecekler yaptım, büyük ailem bayılacak! Doğum günümün sabahı, kocamla beraber pastaneye gidip, torunların gözlerini kamaştıracak taptaze kocaman bir pasta aldık.
Kutlamaya ilk gelenler oğlum Tunç, gelinim Seher ve torunum Elif oldu. Hemen ardından büyük kızım Meryem iki çocuğuyla, biraz daha sonra da ortanca kızım Sibel kocası ve çocuklarıyla geldi. Herkes sofraya kurulup kaşıkları çatalları şenlik içinde tokuşturmaya başladı. Yemekler kapış kapış gitti, sofrada bol bol vardı. Torunlar karınlarını o kadar güzel doyurdu ki, ellerini duvara silmekten de geri durmadılar; büyükler ise masa örtüsüne döktükleriyle adeta tablo yaptılar. Derken, çay faslı başlamışken, en büyük kızım Meryem bana şöyle dedi:
Annecim, sofrada pek bir şey yoktu Yedik ama sonrası ne olacak?
Dediği sözler hoşuma gitmedi doğrusu. Herkes gülüştü, ama ben hafiften bozuldum. Şaka yaptığını biliyordum ama yine de içim buruldu. Ne de olsa, her zaman çocuklara bir şeyler koyup vermeye çalışıyorum ama bu kadar kalabalık aileye yetişmek kolay mı? Küçük tencerelerim, minnacık fırınım var; ayrıca emekli maaşımın tamamını alla pulla yemeğe harcayacak halim yok ya.
Tam pastayı getirirken, kocam Hafız mutfağın köşesinde kulağıma eğilip, Hanım, rahat ol, hepsi bayıldı yemeklere, yetmeyince işin tadı kaçtı. Tarifleri alıp evlerinde yapsınlar. Bir dahaki sefere onlar da bir tabak getirsinler sofraya. Onlar bir ordu, biz ise iki kişiyiz, dedi.
Başımı salladım. Sonuçta bizim evdeki davetler de ancak bu kadar olur: Bol kahkaha, biraz sitem, azıcık kırıntı Ama sevgi çok, yeter de artar bile!




