30 Temmuz, Çekmeköy
Bugün yine aynı dar sokak, aynı beş katlı apartmanın bahçesinde bir şeyler değişti. Mahallede herkes Ayşe Nineyi tanır; otuzdan fazla yıl önce bu çatıların tepesinde bir çivi çakarken, o da burada, gri tüylü, incecik bir kadındı. Saçları beyaz ve sıkı bir topuzda toplandı, bastonuyla yürürken bir çınar gibi dimdik ve çevikti ki gençler bile onun adımlarını yakalayamazdı.
Ayşe Nine evini bu apartmanın duvarları yükselirken inşa edildiği günden beri burada tutar, komşularını hem söz hem de iradeyle yönlendirirdi. Yaşına saygı duyarlardı ama en çok keskin dili ve demir gibi bir kararlılığı için. Mahallede bir sorun çıktığında, Ayşe Nine ilk gelen, bir de bir düzen kuran olurdu.
Bir sabah yeni bir aile taşındı. Genç bir çift, İstanbuldan Ankaraya geçip burada bir daire almıştı; yanlarında ergen bir oğul, Ali. Ali çabuk bir şekilde mahalledeki diğer yaramaz çocuklarla dostluk kurdu ve kısa sürede bahçede bir kaos başladı: merdivenlerde kırık ampuller, duvarlarda uğursuz yazılar, hatta bir gün bodrumdaki pencere de kırıldı; o pencereyi, sekiz kedili kedi annesi Ayşe Ninenin beslediği yavrular saklardı.
Ali aslında sadece bir yaramaz değildi; hayal gücü bozulmuş bir yaramazdı. Bazen bisikletlileri düşürmek için ağaçlar arasına ipek ip çekiyor, bazen komşuların köpeklerinden sürprizler koyarak kum havuzunu kirletiyordu. Anne babası Geçiş dönemi diye bağırsa da Ayşe Nine bu bahane kabul etmezdi.
Ali! dedi bir sabah, Ali bir paltaryuyanı bankta bağlamaya çalışırken. Bak, buraya gel.
Ali homurdanarak yaklaştı.
Aklı başında bir çocuk mu? diye sordu Ayşe Nine.
Ali kaşlarını çattı.
Evet ama ne düşünürsen de, seni aptal işiyle buluşturmayacağım. dedi Ayşe Nine, gözlerinin içine bakarak.
Ali bir an tereddüt etti, paltaryuyanı bıraktı.
Ertesi gün Ayşe Nine onu bir başka başarısızlıkta yakaladı; Ali garaj duvarına spreyle bir küfür yazmıştı.
Aaah, bir ressam çıktı, diye mırıldandı Ayşe Nine.
Ali alaycı bir gülümsemeyle karşılık verdi.
Güzel, değil mi?
Güzel, dedi Ayşe Nine, ama Garaj sahibi Mehmet Amca işten yeni dönecek. Eğer seni yakalarsa
Ali omzunu silkti.
Umurumda değil!
Peki, ama unutma ki, bir şey sana dokunmazsa, o zaman ben dokunurum. diyerek bastırdı.
Ali alayla bağırdı, spreyi yere attı.
Akşamüstü Mehmet Amca, çabuk bir öfke patlamasıyla, kemerini sallayarak bahçede dolanmaya başladı.
Bunu kim yaptı? diye bağırdı.
Ali köşeye saklandı, ama Ayşe Nine zaten orada, gözleriyle onu süzdü.
Şimdi, ressam, kaçacak mısın yoksa itiraf mı edeceksin? dedi.
O beni öldürecek! diye bağırdı Ali.
Sence bu yırtıcı bir şaka mıydı? diye karşılık verdi Ayşe Nine.
Sonuçta Ali, Mehmet Amca ve Ayşe Nine gözetiminde garajı temizledi; Ali çöp yerine süpürgeyi tuttu.
Görebildin mi, artık hem garaj temiz, hem de sen ayakta, dedi Ayşe Nine. Daha kötü bir şey olabilirdi.
Ali bir anlık bir küfürle karşılık verdi, ama sesindeki tavır artık eskisi gibi değildi.
Zaman geçti, Ali hâlâ bir şeyler yapıyordu ama artık o kadar pervasız değildi. Bir gün Ayşe Nine, Alinin bahçede küçük çocukları itmekte olduğunu gördü.
Yine aynı şey mi? diye sordu sıkı bir sesle.
Onlar bana dolanıyor! diye savunuldu Ali.
Sen büyüksün. Daha akıllı olmalısın. dedi Ayşe Nine.
Ne yapacağım onlarla? diye sordu.
Onları kovma; öğret bir şeyler. diye ekledi.
Ali bir an düşündü.
Ne öğreneyim? diye sordu.
Ayşe Nine bir an durup düşündü.
Futbolu öğret, ya da Kızılırmak Hırsızları oyununu oynat. dedi.
Ali isteksizce topu aldı. Yarım saat sonra bahçede çocukların kahkahası yankılandı; Ali onlara penaltı atmayı öğretiyordu.
O günden sonra Ali değişti; hâlâ tam bir kahraman olmasa da, kimsenin korktuğu bir canavar değildi. Ayşe Nine bir gün elini kırınca, Ali ona marketten çantalar taşıdı.
Nedir bu, Ali? diye takıldı Ayşe Nine.
Sadece senin kızgın olmanı önlemek için. diye mırıldandı Ali.
Mahallede herkes bilirdi; Ayşe Nine sert, ama işini bilen bir kadındı; bu yüzden herkes ona kulak verirdi.
Çünkü, Eğer ben değilsem, kim söyleyecek gerçeği?
Yaz sonu geldi, Ali artık çocukların peşinden koşmaz, onlar onun peşinden koşar, ona Büyük Abi derdi. Çivileri çakmayı, bisiklet tamir etmeyi ve hatta gizli bir kulüp kurmayı öğretti; şifreleri ve sloganları Gerçek erkekler yaramazlık yapmaz, zayıfları korur! oldu.
Bir kez Ayşe Nine, bankta otururken, Ali iki çocuk arasındaki kavgaı ayırıyordu.
Ahmet çökert! diye bağırdı biri. Döve onu!
Şiddet yok, diye sert bir sesle cevap verdi Ali, iki çocuğun arasında bir duvar örerek. Adil bir şekilde çözelim.
Ayşe Nine bir gülümseme yaydı.
Nasıl, Ali? diye seslendi. Şimdi neredeyse bir kahraman oldun ya?
Ah be, anneanne, diye kızarıp cevap verdi Ali. Sadece onlar küçük ama aptal çocuklar.
Artık büyüksün, dedi Ayşe Nine.
Ali bir an düşündü.
Anneanne, neden benimle bu kadar uğraştınız? Ben zaten… bir zamanlar tam bir kafiriydim. dedi.
Çünkü senden insan gördüm. diye yanıtladı o.
Diğerleri görmedi mi? diye sordu.
Onlar bağırmayı seçti. Ben gençliğimde de aynıydım. dedi göz kırparak.
Ali gözlerini genişçe açtı.
Ciddi misin? dedi.
Evet, bir kere bir polis memuru bana şöyle demişti: Kızım, akıllısın. Neden aptalca şeyler yapıyorsun? İşte o zaman düşündüm. diyerek bir an düşündü.
Ali bir kahkaha attı.
Şimdi ben de düşünmek zorunda mıyım? diye sordu.
Zaten düşünüyorsun, görüyorum. dedi Ayşe Nine.
Başını eğdi.
Anneanne, eğer… yine bir hata yaparsam? diye sordu.
Sen hata yapmazsın. Yaptıysan düzel. diye yanıtladı.
Böylece Ali mahallede herkesin gözdesi hâline geldi; yaşlılara yardım etti, salıncakları tamir etti ve arkadaşlarını çöp atmamaya ikna etti. Ayşe Nine bir kez daha hastalandığında, Ali her gün ona ilaç getirip haber verir, günün haberlerini anlatırdı.
Ali, beni şımarttın ya, diye homurdanırdı Ayşe Nine, ama gözleri gülüyordu.
Sizi yetiştiriyorum, diye yanıt verirdi Ali.
Bir gün yeni bir çocuk mahalleye geldi; tam Alinin beş yıl önceki hali gibi yaramaz bir çocuk. Ali ona elini uzattı:
Hey, kardeşim! Buraya gel, görelim, diyerek.
Ayşe Nine bankta otururken sessizce gülümsedi.
Ve ben, bu bahçenin bir köşesinden, bu hikâyeyi not ederken, içim dolup taşıyor: Kim, eğer ben değilsem, gerçeği kim söyleyecek?




