Tatilde Yüzsüz Akrabalarla Geçirilen Kabus: “Biz Aileyiz!” Dayatmasına Son Noktayı Koymanın Zamanı – Anne Baskısıyla Gidilen Kötü Otel, Bitmeyen Kırgınlıklar ve Bir Akşam Masasında Patlayan Gerçekler

Tatilin sonunda hadsiz akrabalarla her şeyi netleştirmek şart

İki haftadır sabrediyorum, Burak! İki haftadır bu kulübede, güya “otel” dedikleri yerdeyiz.
Niye geldik ki biz buraya?
Anne istedi diye geldik. “Sermin Ablana tatil lazım, kaderi çok zor,” diye ısrar etti, dedi Burak, annesini taklit ederek.
Sermin teyzenin hayatı hakikaten kolay değildi ama Melis ona hiç acıyamıyordu. Hiç.
Annesinin dayı kızı olan Sermin teyzesi hep “fakir akraba” olmuştu ve herkesin ona borcu vardı sanki.
Bavul kapanmıyordu. Melis dizini koyup kapağı bastırdı, fermuarı zorla çekmeye çalıştı ama fermuar bir türlü geçmedi, plaj havlusu çıksa da tekrar dışarı fırlıyordu.

Yan dairenin ince suntadan yapılmış bölmesinin arkasından sesler geliyordu. Sermin teyzenin altı yaşındaki oğlu Doruk yine yaygarayı basıyordu.

Yulaf lapası yemem! Yemem! Tavuk nugget istiyorum! diye çığlık atıyordu, sanki bıçakla kesiliyormuş gibi.

Arkasından tabak şangırtısı, ağır bir el şapırtısı ve Sermin teyzenin sigara kokulu tembel sesi duyuldu:

Hadi kuzum, bir kaşık annesi için ye nolur.

Esra, markete in de şu nuggetlardan al, görmüyor musun çocuk perişan oldu.

Ayaklarım şişti, halim kalmadı.

Melis, bavulun fermuarına yapışmış halde dondu kaldı. “Esra!” Yani annesi gidecek!

Burak küçük odadaki tek sallanan sandalyede oturmuş, telefona karanlık gözlerle bakıyordu.
Toplanmak için hiç hevesi yoktu. Çantası köşede, üst üste yığılmış halde duruyordu.

Duyuyor musun? diye Melis başıyla duvarı işaret etti. Yine annemi koşturuyorlar.

“Esra, getir”, “Esra, uzat.” Anne hemen fırlayıp koşacak şimdi.

Boşver, dedi Burak gözünü kaldırmadan. Yarın dönüyoruz.

İki haftadır katlandım, Burak! İki hafta bu viranede güya “otel” diyorlar adına.

Biz niye geldik ki buraya?

Anne istedi. “Sermin Ablana tatil lazım, kaderi çok zor,” diye ısrar etti, diye Burak tekrar annesini taklit etti.

Melis yatağın ucuna oturunca yaylar gıcırdadı.

Sermin teyzenin hayatı kolay değildi ama Melis ona hiç acıyamıyordu. Hiç.
Sermin hep “fakir akraba”ydı, herkesin borcu var gibi davranırdı.

İlk bebeği minicikken kaybolmuş, ailede bunun lafı fısıltıyla konuşulur.
Sonra, içkiyi fazla seven bir eşi olmuş, o da bu alışkanlık uğruna birkaç yıl önce hayatını kaybetmiş.
Teyze iki çocuğu farklı adamlardan büyütüyordu. Neşeli bu takım, büyükannenin evinde yaşıyordu.
Orada hayallerindeki adam” da vardı sekizinci!
Sermin çalışmayı hiç sevmez, dünyayı süsleyip acı çekmek onun görevi gibi düşünür, bu hayatın masraflarını da çevresi karşılamalı sanır.
Başta da Melisin annesi Esra, “parası bol” diye bir söylentiyle ona tüm yükü bindirirdi.

Melis pencereye yöneldi.

Pencere manzarası muhteşemdi: çöp konteynerlerine ve arka bahçedeki kümese
Bu tatil annesinin fikriydi. “Hep beraber ailece gidelim, Sermine destek olalım, kafası dağılsın.
Destek olmaktan kasıt, Esranın çoğu parayı ödemesi, alışveriş ve yemekleri kendisinin yapması; Serminle yeni kankası başında güneşte sararan Leman havuz kenarında güneşin tadını çıkarırken

Hadi toplan, dedi Melis kardeşine. Akşam restorana gideceğiz. Veda yemeği.

***

Restoranı elbette onlar seçmedi.

Sermin pahalı bir şeyler yemek istiyorum dedi.

Mekan sahildeydi. Masalar birleştirildi. Melis içinden bunlara çete diyordu, hepsini zar zor sığdırdılar.

Sermin, dikişleri gerilmiş parlak elbisesiyle masanın başındaydı, yanında Leman gür sesli, kabarık peroksit sarısı saçlı iri bir kadın.

Garson! diye bağırdı Sermin, menüye bakmadan. Bizim masaya en iyisinden getir! Kebap, salata, bir de o kırmızıdan, sürahiyle!

Melisin annesi Esra köşede oturuyor, yorgun bir tebessümle dinliyordu. Yüzü bezgindi.

Bu iki haftada zerre dinlenmedi; ya Doruk kriz, ya Serminin keyfi yok, ya Ayşe sıkıldı.

Anne, balık istiyordun, alsana, dedi Melis sessizce.

Olmaz kızım, çok pahalı, diyerek savurdu, ben salatayla idare ederim. Bırak Sermin yesin, yıl boyu neler yaşadı.

Melisin içi cız etti. Tabii neler yaşadı! Yanında oturan altı yaşındaki Doruk, tabakta kaşığı masaya vura vura emir veriyordu.

Doyur beni! dedi, ağzı açık, gözleri ekranda.

Ve Sermin, Lemanı bırakıp hemen patates püresinden bir kaşık aldı, oğlunun ağzına sokuşturdu.

Benim minik paşam, diye geveledi. Ye de güçlen.

Altı yaşında, dayanamayıp Melis atıldı. Hâlâ kendisi yiyemiyor mu?

Birden masa buz kesti. Sermin ağır ağır dönüp baktı.

Sana mı kaldı, akıllı kızım? dedi dişlerinin arasından. Önce kendi çocuğunu doğur da büyüt!

Benim oğlum hassas ruhludur. Ona ilgi gerekir!

Ona önce sınır gerek, eline tablet verip yemeğe oturdu diye ödül vermek değil, dedi Melis. Bu çocuk istemediği her şeye ağlıyor. Bu şekilde sadece bencil biri olacak.

Ay sinirlerim bozuluyor! araya atıldı Leman. Sermin, şuna bak! Bir psikolog eksikti! Genç yumurta, tavuğa öğretmeye kalkıyor. Senin bir halt bildiğin yok kızım, daha hayata yeni başlıyorsun, kalkmış ahkam kesiyorsun.

Melis, sus, diye annesi kolundan çekti. Akşamı berbat etme ne olur.

Akşam bitmek bilmedi. Serminle Leman yüksek sesle erkekleri çekiştiriyor, oteldekileri dedikodudan geçiriyor, kadınların zorlukları konusunda ağlaşıyorlardı.

Ayşe, telefondan başını kaldırmadan arada küçümseyici bakışlar atıyordu. Doruk ise sık sık bağırıp dolayı tatlı istemeye başladıkça, ona hemen en büyük dondurma sipariş ediliyordu.

Hesap gelince, Sermin derin bir nefes aldı, abartılı şekilde:

Vay, cüzdanı odada unuttum! Esra, sen öde, lütfen. Yarın veririm hemen.

“Hiçbir zaman geri vermeyeceksin,” diye düşündü Melis, annesinin kartı çıkarırken.

Bu her defasında yaşanan bir sahneydi.

***
Otele gece yarısı döndüler. Melis doğru duş aldı, gecenin pisliğini atmaya çalıştı.

Su ya buz gibi ya kaynar akıyordu.

Duştan çıkınca odasına gidiyordu ki, mutfak kapısının aralığından sesler duydu. Yüksek sesli fısıldaşmalar…

Gördün mü şu soğuk kızı? dedi Leman, Oturmuş surat asıyor.

“Yiyemiyormuş”

Sana ne be küçük, hayatı görmemişsin!

Bir de sen olmasan Esra, şimdi köyde ineğin kuyruğunu tutardı, buralarda kasıntılığı yoktu.

Yüksekten atan, boş kız işte. Ne sevgilisi, ne aklı var, sadece kibri var!

Melis nefesini tuttu.

Kalbi karnında atıyor gibiydi. Bekledi Belki annesi masaya bir yumruk vurur diye.

“Kes sesini Leman, benim kızıma böyle konuşamazsın,” der belki. Hiç değilse odayı terk eder.

Ama içeriden sadece Serminin içli sesi geldi:

Ah, Leman, hiç sorma. Zor kız bu. Hep babasının ailesine çekti, oralar da böyle… ne desem, hep yüksekten bakarlar.

Benimkilere bak, özellikle Ayşe pamuk gibi kızım, gönlü ferah, iyi kalpli.

Ama bu Bizi görünce burnu havada. Yanıma yaklaşınca boğazıma düğüm oluyor.

Sen bıraktın Esra! dedi Leman. Küçüklükten az az tokatlasaydın, şimdi böyle olmazdı.

Şimdi ne oldu? Prenses olmuş, annesini adam yerine koymaz!

Ben olsam çoktan evden gönderirdim, hayat görsün biraz.

Melis alnını kapıya dayadı. Annesi susuyordu.

Orada o kadınlarla oturuyordu, yanında çay (ya da muhtemelen başka bir şey, çünkü içeriden alkol kokusu geliyordu) içiyordu ve o tek kızının yerin dibine sokulmasına sessiz kalıyordu.

Melis hızla doğruldu. Kapı çarparak duvara çarptı, sarsıldı.

İçeride sessizlik!

Üçü de masada, plastik masa artık atıştırmalıklarla ve boş paketlerle dolu.

Sermin hâlâ o parlak elbisesiyle, pazısında dikişi sökülmüş; Leman, yüzü kırmızı kırmızı; annesi

Annesi, boynunu içine çekmiş bekliyordu.

Demek boş, kasıntı bir kızmışım? dedi Melis. Sesi taş gibi soğuktu.

Peki sen mi iyi kalplisin Sermin teyze?

Sermin gıkını çıkardı, gözleri faltaşı gibi açıldı. Leman sandalyesinden ağır ağır kalktı, masanın üstünde bir dağ gibi.

Ne kulak misafirliği yapıyorsun sen? dedi hırıltıyla. Kulak kabartıyorsun ha?

Dinlemiyorum bile. Zaten apartmanın her katı sizi duyuyor, dedi Melis, teyzeye gözünü dikerek. Ne oldu, Sermin teyze, yemek boğazında mı düğümleniyor?

Ama anne o yemeği restoranda paylaşırken iyi geçiyordu boğazından?

Gitmiyordu ki!

Nankörsün! feryadı bastı teyzesi, Sana ana olurum, sen karşımda ekmek lafı edersin!

Varsa paran da gözüme sokma!

Paranı değil senin yüzsüzlüğünü söylüyorum! Melisin sesi yükseldi. Hep annemin sırtına yük bindirdin!

Bir adam, sonra bir başkası, sonra çocuklar, sonra sırf hastalık masrafların! Annem işçi gibi çalışıyor ki senin gibi acizler tatile gidebilsin diye, ama sonra arkasından laf sokuyorsun!

Kızın hoppa, ergen, ağız dolusu küfür ediyor, sana basamak gibi davranıyor, sonra bana ahlak anlatıyorsun!

Oğlun desen şımarık bir çocuk; “Hayır” lafı bilmiyor!

Teyze, Melise bakakalmıştı, kelime bulamıyordu.

Melis! diye bağırdı Esra ve yerinden fırladı. Kes hemen! Odanıza git!

Yok anne, gitmiyorum, dedi Melis annesine bakarak, sesi titremiyordu. Burada oturup yabancıların kızını ezmesine izin veriyorsun, susuyorsun.

Buna mı anne olmak diyorsun?

Leman sandalyesini itip Melise doğru yürüdü, yumruklarını sıktı.

Şımarık, sana şimdi usul öğreteceğim!

Elini kaldırdı. Ağır eli Melisin suratına inecekti.

Melis korkacak vakit bulamadı, refleksle geri çekildi, ama darbe gelmedi Burak, Lemanın elini havada yakaladı.

Bir daha elini kaldırırsan, dedi yavaşça. Siz kendinizi ne sanıyorsunuz? Sermin teyze, toparlanın. Biz gidiyoruz.

Kim biz? diye çığlık attı Sermin. Kontrolün kaybolduğunu hissetmişti. Ben kalacağım! Daha iki günümüz var burada!
Esra! Senin çocukların çıldırmış! İnsanların üstüne yürüyorlar!

O anda Esra en sonunda tepki verdi. Geldi, Melisin omuzlarından tutup sarsmaya başladı.

Niye konuştun ki? diye haykırdı. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Niye geldin mutfağa? Sessizce odanda otursaydın!

Her şeyi batırdın! Biz aileyiz! Böyle rezil olmaktan utanmıyor musun?

Melis sakin ama kararlı bir şekilde annesinin ellerini çekti. İçinden bir şey koptu, artık geri dönüşü yoktu.

Ben utanmıyorum anne, dedi çok sessiz. Sen utan. Böyle insanlara böyle davranmalarına göz yumduğun için.

Döndü, çıktı mutfaktan. Burak hemen peşinden yürüdü.

Odada sessizlikle toplandılar. Yan dairede Sermin gözyaşıyla ah-vah ediyor, Leman ise Melisle Buraka küfrediyordu.

Ayşe uyanıp bağırdı, gürültüden uyuyamadığı için.

Gece gidilmiyor, dedi Burak çantayı kapatırken, otobüs sabah. Mecburen otogarda bekleyeceğiz.

Umrumda değil, dedi Melis makyaj malzemelerini poşete atarken. Otogarın bankında bile olsa kalmam burada, bir dakika bile çekilmez.

Peki ya annemiz?

Melis, elindeki tişörtle durup kaldı.

Annem tercihini yaptı. O mutfakta kaldı. Gidip ablasını avutmaya karar verdi.

***
Melis şu an annesiyle görüşmüyor; Burak da aynı şekilde, affetmediler annelerini.

Esra çocuklarını birkaç kez aradı, Sermin Abladan özür dilerseniz sizi affederim dedi, ama Melis de Burak da böyle bir affı istemedi.

Yeterince doyduk bu aileden.

Annesi ablasının gözünün içine bakmak istiyorsa, buyursun baksın. Bizim böyle hadsiz akrabaya da ihtiyacımız yok.

Rate article
Lifequest
Tatilde Yüzsüz Akrabalarla Geçirilen Kabus: “Biz Aileyiz!” Dayatmasına Son Noktayı Koymanın Zamanı – Anne Baskısıyla Gidilen Kötü Otel, Bitmeyen Kırgınlıklar ve Bir Akşam Masasında Patlayan Gerçekler