Dünyadan Farklı: Gerçeküstü Bir Yolculuk

Sevgili Günlük,

Küçüklüğümden beri annem, Bizim kızımızın iyi kalpliliği babam Gürkandan gelmiş; o da herkesin yardımına koşmuş, ama hayata erken veda etmişti, derdi. Ben de büyürken, o iyiliği sürdürmek için elimden geleni yapmaya çalıştım; bir çiçek bile gördüğümde korur, bir karınca gördüğümde ona çare bulurum.

Üniversiteyi bitirip, büyükbabamın evinde, onun kiraladığı bir dairede yalnız yaşamaya başladım. Hâlâ aynı yardımseverliğimle, komşulara ve sokaktaki hayvanlara destek olurum. Bazen biri bana Biraz eksik, dünyadan gelmedi gibi der; ama bu, beni daha çok motive eder.

Bir sonbahar akşamı, yağmur damlaları çatıya çarparken, marketin önünden eve dönerken, iki torba taşıyan yaşlı bir kadına rastladım. Ellerinin titri, sırtının kırışı, hayatın izlerini taşıyordu. Acaba ne kadar yıl omuzlarında birikmiş, diye düşündüm ve koşarak yanına gittim. Kadının adı, aynı binada yaşayan Meryem Işıldı.

Merhaba, yardım edeyim mi? dedim, torbaları onun ellerinden aldım. İlk başta çekindi, ama sonra gülümseyerek Sağ ol, evime taşıyacağım ama dördüncü kata çıkamıyorum, dedi. Ben ikinci katta oturuyorum, diye yanıtlayarak evine götürdüm.

Meryem Işılın dairesi dağınıktı; uzun zamandır temizlenmemişti. İzin verirseniz biraz temizlik yaparım, dedim. Çok naziksin ama zamanın boşa harcanmasın, diye itiraz etti. Yine de yalnız yaşayan biriyim, bu da benim için bir sorumluluktu; o günü ona yardım ederek geçirdim. O günden beri ona sık sık çay ikram eder, eski piyanoyu dinlerim. Babam, piyanoyu evlatlarının doğumunda almış, bir zamanların hatırasıymış. Ben de müzik okulunda eğitim almıştım ama annemin isteğiyle farklı bir yola girmiştim.

Bir gün dairenin dış merdiveninde, beşinci kattan komşumuz Tamer Şevkîyi gördüm. Ablam, Meryem Işıla baktığını görüyorum, iyi iş yapıyorsun, dedi. Zavallı büyük anne. Oğlu ve eşi Almanyada, zengin, torunları ise İstanbulda yaşıyor. Çok nadir ziyaret ediyorlar ve neredeyse onun ölümünü bekliyorlar. Zenginlik diye bir şey yok; belki de sadece dedikodu, diye ekledi. Ben de sadece Benim için bir şey değil, sadece yardımcı oluyorum, dedim.

İstanbulda kış geldiğinde Meryem Işıl hastalandı. Her akşam işten çıkıp onu ziyaret eder, yemek getirir, ilaç alırdım. Bir akşam Sevgili çocuğum, bir kez piyanoda çal, sesini duymak istiyorum, dedi. Parmaklarım tuşlara değdiğinde, onun gözleri kapandı, hafif bir gülümseme belirdi; sanki bir an için gençliğine döndü. O an, bizim aramızdaki ritüel doğdu; ben çalar, o dinlerdi.

Aylar geçti, Meryem Işılın durumu kötüleşti. Bir gün temizlik yaparken, Mirasım var; daireyi torunlarıma bırakacağım ama piyanoyu sana bırakmak istiyorum, diye fısıldadı. Kalbim bir an için durdu; Ben bir yabancıyım, ne isterim? diye sordum. Nasılsa bir şey kalmaz, sadece senin ellerinde kalmalı, dedi.

İlkbaharda, Meryem Işıl son nefesini verdi. Ölüm gecesi, yanına oturmuş Piyanoyu unutma, ben istiyorum ki seninle kalsın, diyerek veda etti. Sabah işe gitmeden önce telefonla torunu Garipi aradım; o da çok soğuk, ukala biriydi. Cenaze evinde gözyaşları içinde ağladım; bir büyükanneyi kaybetmiş gibi hissettim. Garip, Şey, taşıyıcıları gönderiyorum; piyanoyu senin daireye getirirler, sen de ona bir hatıra kalacaksın, dedi, alaycı bir tavırla.

Piyano evimde kaldı. Tozunu temizlerken, bir kutu buldum; ince bir bez içinde gizlenmiş, içinde takılar ve bir not vardı:

Sevgili Aybüke, iyi kalpliliğin için teşekkür ederim. Bu mücevherler senin gibi birine layık. Satmak istersen sat, ama bir yüzüğü bana hatıra olarak sakla.

Gözlerim yaşla doldu; bir anda zenginliğin ağırlığını hissettim. Bir yüzüğü aldım, parmağıma takıp piyanoya dokundum. Notalar yumuşakça akmaya başladı. Kutuyu açıp diğer takıları inceledim, bir an için ne yapacağımı düşündüm. Sabah, bir kuyumcuya götürüp elden çıkararak, bir mücevher satıcısına teslim ettim. O gün elde ettiğim para, 150000TL oldu.

Bu parayı, uzun zamandır gözümde olan, yıpranmış ama çarpıcı bir eski konakta, İstanbulun dışındaki bir mahallede biriktirdim. Çatı katı, büyük bir bahçesi, duvarlarında eski tuğlalar; tam bir yenilenme potansiyeli taşıyordu. Piyanoyla oturup klasik parçalar çaldıktan sonra, bir emlakçıya gidip Bu evi satın almak istiyorum, tamir ederim, dedim. Böyle eski bir ev? Çok büyük bir tamir lazım, dedi, şaşırdı.

Sekiz ay süren yenilikten sonra, ev bir huzurevi haline geldi. Geniş oturma odasında piyanom duruyor, etrafında konforlu kanepeler ve koltuklar var. İlk konuklar, eski bir amca İbrahim ve iki teyze, Annem ve Gülbahar; bir yangından kaçan iki kız kardeş. Zamanla daha çok yaşlı, yalnız kalmış insan geldi.

Her akşam, Aybüke Hanım, bir şeyler çal, diye isterler; ben çalar, notalar içinde Meryem Işılın sıcak bakışını hissederim, sanki onun sesi Aferin kızım diye fısıldar.

Bu ev artık Bizim Evimiz diye adlandırılıyor. Gazeteciler geliyor, makaleler basılıyor. Mücevherlerini satıp bir huzurevi kurdun, pişman mısın? diye soruyorlar. Hiç bir damla bile pişman değilim, diye yanıtlıyorum. Yaşlıların gözlerindeki mutluluğu izlemek, bir çorap ören bir teyzenin ellerini görmek, İbrahim amcanın satranç tahtasında hamle beklemesi… Meryem Işılın beni ödüllendirmesinden daha büyük bir sevgi ve iyilik buldum.

İki yıl sonra, sevgili Stepan ile evlendim. O da benim gibi yardımsever bir kalbe sahip; ev işlerini birlikte yürütürken, hayatımıza yeni bir tat katıyor. Şimdi, piyanonun tuşlarına dokunan ellerimde, geçmişin gölgeleri ve geleceğin umutları bir arada çalıyor.

İyi geceler,
AybükeBu evde, her notada sevgiyle örülmüş bir hayatın izlerini buluyorum.

Rate article
Lifequest
Dünyadan Farklı: Gerçeküstü Bir Yolculuk