Tesadüf Diye Bir Şey Yoktur
Annesinin vefatının üzerinden neredeyse dört yıl geçmesine rağmen, Derya hâlâ o acının ve tarifsiz özlemin etkisinden kurtulamıyor. Özellikle de cenaze sonrası o akşamı unutamıyor. Babası Ali, perişan, gözleri kararmış, üzüntüden çökmüş bir hâlde oturuyor; Derya ise artık ağlamaktan yorgun düşmüş. Köydeki büyük, sağlam evlerinde ağır bir sessizlik hakim.
Derya on altı yaşındaydı o zaman, babasıyla ne kadar zorlandıklarını ve incindiklerini anlıyor. Çünkü üç kişiyle birlikte yaşadıkları o eski mutluluğu özlüyorlar. Ali, kızının omzuna kolunu atıp yavaşça şöyle diyor:
Hayat devam ediyor, yavrum… Bir şekilde alışmaya çalışacağız.
Zaman su gibi akıp geçiyor. Derya sağlık meslek lisesini bitirip köydeki sağlık ocağında çalışmaya başlıyor. Artık tek başına yaşıyor çünkü babası bir yıl önce başka biriyle, Haticeyle evlenip yakın köyde yaşamaya başlamış. Derya babasına kırgın da değil, onu yargılamıyor da; hayat böyle, bir gün o da evlenecek. Babası da hâlâ genç zaten.
O gün şık bir elbise ve ayakkabılarla Derya, köy minibüsünden indiğinde babasının doğum günü için heyecanlı. Evin bahçesine geldiğinde babası onu karşılıyor:
Hoş geldin, babacığım, diyerek içten bir gülümsemeyle babasına sarılıyor ve hediyesini uzatıyor, doğum günün kutlu olsun!
Hoş geldin güzel kızım, gel bakalım, masamız hazır, diyor Ali ve içeri geçiyorlar.
Derya, nihayet geldin! diyor mutfaktan çıkan Hatice, yani yeni üvey annesi, çocuklarım çok acıktı, seni bekliyorduk.
Ali, bir yıldır yeni ailesiyle yaşıyor. Haticenin Deryayla yaşıt, sürekli huysuz ve laf sokmayı seven bir kızı Selda, bir de on yaşında oğlu var. Derya neredeyse hiç uğramaz bu eve, bu yıl yalnızca ikinci gelişi. Genellikle Seldanın çatlak tavırlarına sabırla göz yumar, Hatice de kızının taşkınlığını görmezden gelir.
Yemek sırasında hediye ve tebrikler faslından sonra, Hatice hemen Deryaya sorular yöneltiyor.
Derya, hayatında biri var mı?
Var, diyor Derya kısaca.
Peki, düğün düşünüyor musunuz?
Haticenin doğrudan soruları karşısında Derya hafifçe çekingenleşiyor.
Bakarız, kısmetse, deyip fazla detay vermiyor.
Şimdi dinle Derya, diyor Hatice yapmacık bir tebessümle, babanla konuştuk; artık sana maddi destek olmayacak. Onun artık büyük bir ailesi var, çok para harcıyor. Sen de çalışıyorsun, yetişkin oldun, evlenirsin, hayatını bir başkasıyla kurarsın. Baban da artık önce bizi düşünmeli
Hatice, biraz ağır konuşuyorsun, diyor Ali araya girip. Kızım için verdiğim para sizin harcamalarınızdan fazla değil
Fakat Hatice sözünü kestirmiyor, sesini yükselterek:
Sen hep kızına bankamatik oldun, biz de bundan zarar görüyoruz
Ali suçluluk içinde susuyor; Derya ise daha fazla dayanamayarak masadan kalkıyor, bahçede bir bankta oturup sakinleşmeye çalışıyor. Masadaki huzursuzluğun doğum gününü mahvettiğini hissediyor. Biraz sonra Selda yanına gelip oturuyor.
Güzelsin aslında, diyor Selda, Derya ise cevap vermiyor. Anneme darılma, biraz sinirli, hamile olduğu için, diyerek sinsi bir gülüş yapıyor. Annemi yeni tanıyorsun sen, ileride çok iyi tanırsın, diyip kahkahalarla içeri kaçıyor.
Derya ayağa kalkıyor ve evin önünden ayrılıyor. Geriye baktığında, babası Alinin kapı önünde ardından baktığını görüyor. Bundan üç gün sonra ise, Derya hiç beklemediği bir şekilde babasıyla Haticenin ziyarete geldiğini görüyor.
Ne güzel sürpriz, buyurun, çay koyalım, diyor Derya.
Hatice evi dikkatlice inceliyor, geziniyor.
Oldukça güzel bir evmiş, köyde böylelerini bulmak zor, diyor.
Babam eli yatkındır, komşumuz İsmail amca ile beraber yaptılar evi, değil mi baba?
Kendi emeğimiz, kızım, öyle büyük bir iş değil, diyor Ali.
Hatice devam ediyor:
Seninle çok şanslıyım Ali. Bu arada buraya asıl geliş sebebimiz evle ilgiliydi.
Derya hemen bir şeylerin ters gittiğini fark ediyor:
Ben kendi payımı satmıyorum. Bu evde büyüdüm, bana çok kıymetli, deyip hem Haticeye hem babasına kararlılıkla bakıyor.
Vay, aklı başında, akıllı kızmışsın, diye sinirli ve alaycı bir şekilde mırıldanıyor Hatice. Hadi sen de bir şey söyle, diyerek Aliyi dürtüyor.
Kızım, bu ev meselesini çözmemiz lazım. Büyük bir aile olduk, ev dar geliyor, bir çocuk daha yolda Evi satarsak daha küçük bir ev alırsın. Yetmezse kredi çekersin, ben de ödemende yardımcı olurum, diyor Ali gözlerini kaçırarak.
Baba, ne diyorsun sen, diye gözlerine inanamıyor Derya.
Senin artık bir baban yok, diye bağırıyor Hatice, sen koca köşkü tek başına işgal ediyorsun. Artık daha fazla kimse sana bir şey sormayacak, çekileceksin ve mesele kapanacak.
Bana bağırmayın, diyor Derya ve toparlanıp misafirlerini uğurluyor.
Misafirler gittikten sonra Deryanın içi allak bullak oluyor. Babasının yeni bir hayata hakkı var elbet, fakat bu, kendi hakkından vazgeçmesi anlamına gelmemeli. Artık annesiz olan bu evden vazgeçmeye hiç niyeti yok.
Biraz sonra Serkan geliyor; Deryayı o halde görünce hemen fark ediyor.
Ne oldu güzelim, rengi solmuş resmen yüzünün, anlat bakalım?
Derya gözyaşlarıyla Serkana sarılıyor. Duyduğu her şeyi ağlayarak anlatıyor. Serkan polis memuru; sakin kalmasını biliyor, Deryayı teselli ediyor.
Baban iyi bir insan, kızım. Bence senin gönlünü kırmaz. Ama o Hatice tam bir şeytan Adamcağız yanlış anladı, duygularına yenildi. Merak etme, avukat arkadaşlarımı devreye sokarım, sakın payını satma.
Ali ise eve döndüğünde huzursuz. Haticeyle evlendiğinde her şey yolunda gibiydi ama son zamanlarda Hatice değişti, agresifleşti, sürekli para istiyor, evin satılıp büyütülmesinde ısrar ediyor. Ali de evlenmekle hata ettiğini düşünmeye başlamıştı ki, haber geldi: Hatice hamileymiş
Akşam eve geç gelen Derya, yol boyunca eve bir an önce ulaşma telaşında. Serkan nöbette olduğu için eşlik edememiş. Evin yakınlarında, birden yanında bir araba duruyor, içinden çıkan iri bir adam Derya’yı kolayca arabaya bindiriyor. Araba hızla gözden kayboluyor. Derya korku içinde:
Kimsiniz? Ne istiyorsunuz benden? Yanlış kişiyi kaçırmış olmalısınız, diyor ağlayarak. Araba içindeki adamlar gülüyor.
Bizim işimizde tesadüf olmaz… Dediklerimizi yaparsan, sana ve babana bir şey olmaz, diyor soğuk bir ses.
Babamı neden karıştırdınız bu işe?
İki güne kadar evi satmak için evrakları imzalayacaksın. Zaten alıcılar hazır, parayı da alırsın, evden çıkarsın.
Bu yaptığınız yasa dışı, polis çağırırım, evi de satmam! Derya cümlesini bitiremeden bir darbe alıyor, dili damağı kan oluyor.
Biz polisinle de, nişanlınla da uğraşırız, deyip alaycı kahkaha atıyor biri. İmzalamazsan canından olursun, sevgiline de Allah kolaylık versin…
Araba köyün çıkışında duruyor, Derya’nın önüne belgeler konuyor, fenerle aydınlatılıyor:
Hadi, imzala! Ama dikkat et kan bulaştırma, bu evraklar yarın noter yüzü görecek.
Derya o sıra bir polis arabasının ışıklarını fark ediyor, hemen ardından bir tane daha Arabanın şoförü panikleyip aracı hızla sürüyor ama çıkamaz, panikle yanlış pedala basıyor ve yol kenarındaki hendeğe giriyorlar.
Meğer Serkan, arkadaşı Mustafadan Derya eve geç dönerken göz kulak olmasını rica etmiş. Mustafa Derya’nın zorla arabaya bindirildiğini görünce hemen Serkanı aramış, Serkan da köy karakolunu harekete geçirmiş.
Sorgulamalarda o iri adamın Haticenin sevgilisi olduğu, karnındaki çocuğun da ondan olduğu öğreniliyor. Amacı Derya’yı evden vazgeçirip evi ele geçirmekmiş, evdeki haklarını devralınca Aliyle de daha sonra uğraşmayı düşünüyormuş
Günler geçiyor, her şey bir bir yoluna giriyor. Ali, Haticeden boşanıyor, evi satmaktan vazgeçip kendi köyüne geri dönüyor. Yine işine devam ediyor, oto yedek parça dükkânı açıyor. Akşamları sofrada üç kişi oluyorlar; Ali, Derya ve Serkan. O eski ev artık Ali için iki kat değerli hale gelmiş.
Kızım, seni bırakacak değilim, diyor Ali neşeyle.
Baba, ben mecburen de olsa sana veda etmiyorum ki, diyor Derya.
Deryaya evlenme teklif ettim, kabul etti, diyor Serkan, gülümseyerek, Belediyeye de başvurduk, yakında düğünümüz var.
Merak etme baba, Serkana taşınsam bile sık sık görüşeceğiz, hem yakınlarda olacağız.
Affet beni kızım, yanlışlar ettim, kalbini kırdım; gözleri yaşlı annesinin fotoğrafına bakıyor Ali.
Takılma artık babacığım; her şey iyi olacak, diyor Derya.
Okuduğunuz, destek verdiğiniz ve abone olduğunuz için teşekkürler. Hayatınızda şans, huzur ve mutluluk sizinle olsun!




