Biz düşündük de, o kadar emek verdiğiniz yazlık boş boş durmasın. Biz de çocuklarla sömestir tatilinde oraya gidelim, dedik. Hava temiz, yakınlarda kızak kayılır, bir de hamamı yakarız güzelleşiriz! Zeynep, sen zaten işten başını kaldırmıyorsun, Burakın da dinlenmeye ihtiyacı var ama bizimle gelmek istemiyor, uykusunu alacakmış. Hadi ver şu anahtarı, yarın sabah geliyoruz.
Sultan, Zeynepin eltisi, telefonda öyle bir rahatlık ve yüksek bir sesle konuşuyordu ki, Zeynep tabak kurularken telefonu kulağından uzaklaştırmak zorunda kaldı. Ne dediğini idrak etmeye çalıştı. Burakın akrabalarının bu yüzsüzlüğü dilden dile dolaşıyordu ama bu kadarına hazırlıksız yakalandı.
Bir dakika, Sultan, dedi Zeynep, derin bir nefes alarak, sesi titremesin diye kendini zorlayarak. Nasıl karar verdiniz? Kimle konuştunuz? Yazlık kimseye açık bir tesis değil, otel değil. Burası benimle Buraka ait. Üstelik biz de aslında gitmeyi planlıyorduk.
Amaan, boş versene sen de! gevşekçe savuşturdu Sultan, bir yandan da ağzında bir şeyler geveleyerek. Burak annesine demişsiniz ki evde kalacağız, televizyonun karşısında pinekleriz. İki kat koca ev, bize yer çok. Hatta gelirseniz biz rahatsız olmayız ama fazla gelmeyin, kalabalık olacağız, eğlenceli olacak, Gürkan arkadaşlarını çağıracak, mangal falan. Siz sıkılırsınız kitaplarınızla.
O anda Zeynepin yüzüne kan hücum etti. Gözlerinde hemen hayal oluştu: Gürkan denen Sultanın eşi, sabaha kadar oyun havası ve rakının düşkünü, iki ukala genç, yasak nedir bilmezler, üstüne üstlük Zeynepin kalbinin ve parasının beş yılda harcandığı güzelim yazlık…
Sultan, olmaz, dedi Zeynep kesin bir kararlılıkla. Sana anahtarı veremem. Evde kış düzeni var, kombiyi açmak-havalandırmak kolay değildir, fosseptik zaten sorun çıkarıyor. Hem ben ne yabancı bir sürü insanın, gürültülü grubun orada olmasını isterim, ne de evimi mahvetmenize izin veririm.
Biz mi yabancıyız yani sana?! bir anda tırmandı eltisinin sesi, ağzındaki lokmayı yuttu ve cıyakladı. Kocanın öz bacısı, yeğenleriniz! İyice bencilleştin hesap-kitap işlerinde! Şimdi anneme söylüyorum, sen akraba gözetmiyorsun diye!
Telefonun cızırtılı tınısı ancak kurşuna benzetilebilirdi. Zeynep telefonu yavaşça masanın üstüne bıraktı. Elleri titriyordu. Biliyordu ki bu sadece başlangıçtı. Birazdan ağır top kayınvalide Münire Hanım devreye girer ve kuşatma başlardı.
Burak salona uzanmış, sesleri duymuş ama karışmamayı tercih etmişti. Yine de kafası önde mutfağa girdi, suçlu bakışlarla eşine yaklaştı.
Zeynep, neden böyle kestirip attın? dedi öylesine, yanaşmaya çalışırken omzundan sarmak istedi. Sultan biraz patavatsızdır, doğru, ama aile sonuçta. Kırılırlar.
Zeynep omzunu sertçe çekip Buraka döndü. Gözlerinde sonsuz bir yorgunluk ve kararlılık vardı, Burak sustu.
Geçen mayısı hatırlıyor musun, Burak? dedi kısık sesle.
Burak diş ağrısı çekiyormuş gibi yüzünü buruşturdu.
Eh, biraz tatsızdı…
Biraz tatsızdı mı? Zeynepin sesi yükseldi. İki günlük mangal deyip geldiler, babamın diktiği elma ağacını kırdılar! Salonun halısı kömürle delik deşik oldu, haftalarca çıkmayan leke. Tabaklar, tencereler, hepsi yağdan taş gibiydi, Sultan “Benim manikürüm var, senin bulaşık makinen var” dedi, ama tıkarcasına kirli bıraktılar, makine bozuldu. Kırılan vazo, ezilen şakayıklar, unuttun mu? Ve hamamda bacayı açmayı unutup evi dumana boğmaları! Yangın çıkacaktı neredeyse! Şimdi bunları kış ortasında, haftalarca bırakmak mı istiyorsun?
Ama bu sefer dikkat edeceklerini söylediler… Gürkan ilgilenecekmiş…
Gürkanın ilgileneceği tek şey rakı masası. Zeynep pencereye döndü. Hayır. Benim evim orası. Tapu da masraf da bende, annemin evini satıp her kuruşu oraya gömdüm. Bir çivisini bile gözüm kapalı bilirim. Onu harabeye çevirmelerine izin vermem.
Akşam sessiz geçti. Burak televizyonu açtı, ama susturup odasına çekildi. Zeynep çayı soğumuş halde mutfakta oturdu, geçmişi hatırladı.
Küçücük bir köyün köhne ahşap eviydi, annesinden kalmıştı. Yıllarca ucuz giysiyle dolaştı, tatile gitmedi. Her şeyini oraya verdi. Kendi elleriyle zımpara yaptı, duvar boyadı, perde dikti, şömine için en uygun seramiği aradı. Orası onun tapınağıydı; büyük şehirden kaçıp nefes almak, huzur bulmak için. Ama Burakın ailesine göre bedava tatil köyüydü.
Ertesi sabah kapı zili çaldı. Zeynep göz deliklerinden baktı, derin bir iç çekti. Kayınvalide Münire Hanım, kürk şapkası, boyalı dudaklar ve elinde dev bir poşet, poşetten donmuş balık kuyruğu sarkıyor.
Aç bakayım, Zeynep! Mühim konuşmamız var! diye bağırdı kapıdan.
Münire Hanım buz kıran gibi içeri süzüldü. Burak hemen odasından atıldı:
Anne, haber vermedin ama…
Evladım, şimdi haber vermeden oğluma gelemedik mi? deyip kürkü Buraka attı. Hadi bana çay, bir de damarım çekiliyor, bir bardak adaçayı.
Mutfakta başkan edasıyla kuruldu. Zeynep çay bardaklarını, kekleri çıkarırken ne olacağını biliyordu.
Anlat hele kızım, başladı Münire Hanım, çaydan büyük bir yudum alarak. Sultan ne yaptı da bu kadar zoruna gitti? Senin Burakın öz bacısı, kanı. İnsan gibi rica ettiler anahtar için. Evi mis gibi, onlar sıkışmış, evleri tadilatta, çocuklar nefes alamıyor. Bomboş bırakmışsınız. Yazık değil mi onlara?
Münire Hanım, Zeynep sakin ama kararlı bakışlarla cevap verdi. Birincisi, orası saray değil, bakımsız kalınca sorun çıkaracak bir ev. İkincisi, Sultanın tadilatı beşinci yıla girdi, bu, bizim hakkımızı gasp etmek için bahane değildir. Üçüncüsü; geçen gelişlerinde salon perdesinden hâlâ sigara kokusu çıkmıyor, halbuki defalarca evde sigara içilmeyeceğini söyledim.
Ne olacak canım, havalandırılır! ellerini salladı Münire Hanım. Eşyanın ömrü olur, insanı daha çok düşün. Eşyacılık ediyorsun! Biz Burakı paylaşmayı bilen bir çocuk diye büyüttük, sen onu cimrileştirdin. O evle ölüp gideceksin sanki!
Anne, Zeynep gerçekten çok emek etti… diye kısık bir sesle araya girdi Burak.
Sus oğlum! diye tersledi annesi. Hanımınla parmak ucunda oynuyorsun artık. Kardeşin açıkta dursun mu? Gürkanın da doğum günü, kırk beş, adam gibi kutlayacaklardı. Herkes çağrıldı, etler alındı. Şimdi rezil olduk işte. Sana yakıştı mı?
Kimseye sormadan başkalarının evine misafir çağırmak ayıptır, Münire Hanım, dedi Zeynep, soğukkanlılıkla. Bizden habersiz baştan plan yapamazsınız.
Münire Hanım kızardı, alışık değildi böyle karşı çıkılmaya. Genellikle bir bakışıyla herkesi sindirirdi, hele de yumuşak Burakı. Zeynep ise kolay lokma değildi.
Demek bu kadar oldun yani? Ben seni kızımdan ayırt etmemiştim de… Görüyorsun değil mi, Burak? Hanımın bana nasıl konuşuyor! Anahtarları az sonra vermezsen, beddua ederim bu evle işinizi! Tarlana bile uğramam!
Zaten uğramıyorsunuz, toprağa el sürmüyorsunuz, diye kaçırmadı Zeynep.
Vay, diline bak! Münire Hanım ayağa kalkıp sandalyeyi devirerek bağırdı. Burak, anahtarları ver! Ben bizzat Sultana ileteceğim. Sen erkek misin, nesin?
Burak çaresiz bakışlarla bir ona, bir Zeynepe baktı. İçten içe evinin haline üzülüyordu, kapıya mangal sokan Gürkanın kırdığı verandayı hatırladı.
Anne, anahtarlar Zeynepte… Belki biz de gidebiliriz bu arada.
Yalan konuşuyorsun! kesti Münire Hanım. Sultan sabah geliyor, anahtar masa üstünde olacak! Kombinin kullanımıyla ilgili not da bırakacaksınız. Yoksa Burak, seni evlatlıktan silerim. Zeynep, bugünleri unutma, dünya küçük!
Münire Hanım kapıyı çarparak çıkınca ev sessizliğe gömüldü.
Gerçekten vermezsin, değil mi? dedi Burak yarım saat sonra.
Vermem, dedi Zeynep. Ve sabah oraya kendimiz gideceğiz.
Oysa başka planın vardı…
Planlar değişti. Eğer biz gitmezsek, onlar camdan bile atlar içeri. Sultan gözü kara. Biz orada olacağız, girmek isterse yüzleşmek zorunda.
Bu kavga demek…
Bu sınır savunması Burak. Hazırlan.
Sabah erkenden, şehir uyurken yola çıktılar. Yeni yılın yaklaşmasıyla sokaklar ışıltılıydı ama ne Burak ne Zeynepin içinden bir sevinç geçiyordu. Burak endişeliydi, Zeynepin ısrarı ile telefonu sessize aldı.
Bir buçuk saat sonra, yazlığın köyüne vardılar. Her yan kar altındaydı, ev ise peri masalı gibi parıldıyordu. Zeynep orada huzur buldu, derin bir nefes aldı.
Evi ısıtıp, yerden ısıtmayı açtılar, Zeynep sandıktan süsleri çıkardı. Öğlene doğru çam ve mandalina kokusu evi sardı. Burak dışarıda kürekle kar temizledi, Zeynep camdan bakıp onun yavaş yavaş yüzünün gevşediğini gördü.
Saat üçte, fırtına koptu.
Kapıda uzun bir kornaya uyandılar. Camdan bakınca iki araba gördüler. Gürkanın eski cipi ve bilmedikleri başka bir araç. Araçlardan kalabalık bir grup indi. Sultan kırmızı montuyla, Gürkan açık yakalı kabanıyla, çocuklar, bir de köpekli yeni bir çift kocaman bir kangal, tasmasız. Münire Hanım herkesten yukarıda duruyordu.
Burak elinde kürekle donakaldı.
Açın kapıyı, misafir geldik! Gürkanın sesi köyün ortasında yankılandı.
Zeynep kalın montunu giyip dışarı çıktı. Burak kapının sürgüsünde kararsız bekliyordu.
Burak, hadi aç, donduk be! diye bağırdı Sultan, kapı kolunu zorlarken. Biz sana süpriz yapmak istedik! Madem siz de geldiniz, beraber geçirelim!
Zeynep eşinin omzuna elini koydu ve kararlı bir sesle konuştu:
Merhaba. Misafir beklemiyorduk.
Ay yavrum, ne nazlanıyorsun? Gürkan el salladı. Sürpriz işte! Etimiz de var, bir kasa rakı da. Bak Tolgalar da geldi, köpekleri çok uysal. Aç kapıyı!
Köpek mi getirdin? Zeynep sevdiği sediri korumak için teyakkuza geçti, kangal sedirin yanına çişini yaptı. O köpeği uzaklaştır oradan, Sultan!
Aman abla, ot mu o? güldü Sultan. Açsana, çocuklar tuvalete koşacak!
Tuvalet benzin istasyonunda, beş kilometre ötede, lafını net ve sert koydu Zeynep. Dün de söyledim: ev dolu, biz dinleniyoruz. On kişilik grup ve köpek için yer yok.
Karşıda sessizlik oldu. Zeynep nasıl olsa içer alacaklar, anneleri de var diye gelmişlerdi, her zamanki gibi oldu-bittiye getirmek istediler.
Bizi içeri almayacak mısın? Münire Hanımın sesi sinirden titriyordu. Anneni kapıda mı tutacaksın? Burak! Hadi söyle bir şey!
Burak eşine döndü, gözlerinde yalvarış vardı.
Zeynep, bak geldiler artık, bırak gitsinler içeri…
Asla, Burak, dedi Zeynep. Şimdi kapıyı açarsan, bir saat sonra burada içkili kavga olur, köpek bahçeyi kazar, halıyı kirletir, üst katı dağıtırlar, Sultan benim mutfağımda bana yemek öğretir, kayınbirader salonda sigara içer. Dinlenemeyiz. Ne istersin, huzur mu, kaos mu? Şimdi karar ver. Ya onlar ya biz.
Burak bir süre sustu; camdan ailesinin çığlık çığlığa tartışmasını izledi. Gürkan arabasının lastiğini tekmeliyor, Sultan canavar diye bağırıyor, çocuklar kar topuyla cama vuruyordu, Münire Hanım ise elini kalbine götürmüştü.
Birden Burakın aklına, geçen yıl bozulan salıncak, halıdaki yanık, Gürkanın yanında içki taşıyıp bir türlü dinlenemediği günler geldi…
Doğruldu, kapıya yaklaşarak altı dolu bir sesle konuştu:
Anne, Sultan. Zeynep haklı. Anahtarı vermeyeceğiz, misafir beklemiyoruz. Lütfen gidin.
Ne dedin sen?! akraba ordusu avaz avaz bağırdı.
Duydunuz işte. Burası bizim evimiz. Ben istemiyorum, gitmenizi rica ediyorum.
Sen… ben…! Gürkan kapı demirinden ulaşmaya çalıştı.
Uzaklaş Gürkan, Burak küreği tuttu. Yoksa jandarma çağırırım, köyde güvenlik var.
Yabancı olduk biz şimdi ha?! Allahından bul, hain! dedi Münire Hanım. Bir daha adım atmam evinize!
Gidelim buradan, dedi Sultan, eşiyle tartışmaya girdi. Siz normal değilsiniz! Tolganın yarım kalan yazlığı var, orası daha insancıl!
Tolga memnun olmadan kilere çağırdı, “İçerisi soğuk ama olsun” dedi.
Arabalar, karı yararak uzaklaştı. Sultan arka camdan Zeynepe çirkin bir işaret yaptı. Münire Hanım kaskatı, dik oturuyordu.
Beş dakika sonra, her yer sessizdi. Sadece köpeğin bıraktığı sarı leke görünüyordu.
Burak küreği kara saplayıp kaldırıma oturdu, ellerini yüzüne kapattı.
Ne rezillik… Annem…
Zeynep yanına oturup başını omzuna yasladı.
Rezillik değil Burak, yetişkin olmak. İlk kez bizi, yani ailenizi korudun. Hep isteyen, talep eden tarafı değil, bizi…
Hiç affetmezler.
Lazım olunca affederler. Dilinde kin tutmazlar, işine gelirse dönerler. Ama artık sınır bu evde belli. Kimse izin almadan gelemez. Wakitle seni de saymaya başlarlar, sabırlı ol.
Gerçekten mi?
Kesin. Olmazsa da huzurumuz olur. Hadi, soğukta kalma. Ben salep koyayım.
Eve girdiler. Zeynep perdeleri çekti, içeriyi dışarıdan ve laftan izole etti. Akşam ateş başında sessiz oturdular; öyle bir sessizlik ki, huzur ve anlayış doluydu.
Üç gün boyunca mutlak huzur vardı. Ormanda yürüdüler, mangalda et pişirdiler (yalnızca kendilerine), hamama girdiler, kitap okudular. Telefonlar çaldı ama açmadılar; boykot yediler.
Üç Ocakta, Zeynepin tahmin ettiği gibi, Sultandan mesaj geldi. Ne bir özür, ne hal-hatır soran. Sadece bir fotoğraf: perişan bir dam, soba başında yığınla içki, sabahın yorgun adamları. Notu şöyleydi: Biz burada da eğleniyoruz, kıskan!
Zeynep fotoğrafa baktı, Gürkanın şişmiş yüzüne, masadaki dağınıklığa… Bir de Burakın huzurla koltukta uyuyan yüzüne.
Kıskanacak bir şey yok Sultan, diye fısıldayıp mesajı sildi, Burakı uyandırmamak için.
Bir hafta sonra şehre döndüler. Münire Hanım bizzat aradı. Sesi kırgın ve soğuktu, ama doktora gitmek için Buraktan yardım istedi; yazlıktan hiç bahsetmedi. Sınırın çizgisi artık vardı. Zaman zaman küçük sızmalar olsa da kale artık yıkılmazdı.
Zeynep bir şeyi anladı: Bazen başkalarına kötü görünme pahasına, kendin ve aileni korumak gerekir. Artık anahtarlar portmantoda durmuyordu; Zeynepin kasasında saklıydı. Her ihtimale karşı…




