Melike, sen ne yapıyorsun, duymuyor musun? telefondaki Güler teyzesinin sesi, suyun şırıltısını bile bastıracak kadar gür ve buyurgandı. Bak, biletleri aldık, tren cumartesi sabah saat altıda Gara varıyor. Sakın uyuya kalma, bizi karşıla, çantalarla oluruz. Bir de Sevgiyle çocuklar… taksi şimdi ateş pahası, araban büyük nasılsa, hepimizi alır.
Melike omzuyla telefonu sıkıca tutarak olduğu yerde durdu. Yeni, bembeyaz sıvalı, boya kokusu hâlâ çıkmamış antredeydi. Daha bir ay önce almıştı anahtarı, yirmi yıllık mortgage borcuna girmiş, üç yıl boyunca fazladan bir çay bile içmeyerek, yeni elbise dahi almadan, üzerine titreyerek para biriktirmişti. Altı ay boyunca her akşam işten sonra koşturup tadilata yetişti, duvarı macunlamayı, laminat çeşitlerini müteahhitten iyi öğrendi. Burası onun kaleydi. Hayali. Bembeyaz, her köşesinde emeği geçen, düzenli, pırıl pırıl cennetiydi. İlk hafta sonunu, sessizlikte, yalnızlığın tadını çıkarıp, panoramik camdan şehri seyrederek geçirecekti.
Bir dakika, Güler teyze, Melike sonunda kendine geldi, suyu kapatıp mutfağa geçti, yarım kalan adaçayına baktı. Ne bileti? Hangi tren? Ben kimseyi davet etmedim ki.
Karşıdan buz gibi ağır bir sessizlik çöktü. Sonra teyze, orkestra şefi gibi derin bir nefes aldı; Melike onun o fırtınadan önceki keskin nefes alışını neredeyse duydu.
Davet etmedim mi ne demek? Melike, iyice şaşırdın herhalde! Bizim ciddi bir sebebimiz var. Amca Mahmutun yetmişinci yaşı, unuttun mu? O sizin şehirde, hatırlasana! Tüm aile toplanıyoruz. Otelde para ne gerek, sen kocaman eve taşınmışsın. Annen dedi ki üç artı bir aldın, tadilatını yaptın. Biz geleceğiz: ben, amca Kemal, Sevgi, kocası ve ikizler. Altı kişiyiz, biraz sıkışırsak ne olur? Bize çok gerekmez, yere yatak atar, uyuruz. Bizde büyüklük taslamak olmaz yavrum.
Melike bar taburesine çöktü, nabzı şakaklarında atmaya başladı. Altı kişi Güler teyze, geceleri horlayan, sabahları komutan gibi mutfağa dalan, her şeye karışan… Amca Kemal, geceleri içip, sonra da balkonda sigara içen (o güzelim salonla birleşik balkonunda hem de!). Sevgi, kuzen, çocuklarına ikiz fırtınalar der, duvarlara resim yapmalarına, koltukta zıplamalarına ses çıkarmaz. Bir de kocası Arif, ne bulursa, gözü kapalı mideye indiren, hep somurtkan
Güler teyze, Melike mutfakta, fildişi rengi takımına bakarak kuvvetle söyledi: Ben sizi misafir edemem. Tadilat daha yeni bitti, mobilyanın bile tamamı alınmadı. Yatacak yer yok. Bir de hafta sonu rapor yetiştirmem gerek, çalışıyorum.
Ay ne varmış, diye bağırdı teyze. İşte hafta sonu, rapor ne ki! Mobilya yoksa yok, biz kendi battaniyemizi getiririz, yere sereriz. Sen, öz teyzene kapı mı açmıyorsun? Biz sana bakmadık mı zamanında? Beş yaşında sana Alman bebek almıştım, onu mu unuttun?
O bebek lafını Melike her ihtiyaçları olduğunda duyardı; oysa ki o oyuncak da indirime düşmüş, bacağı bile yoktu ama aile efsanesinde kıymetli bir hazineye dönüşmüştü.
Teyze, anlıyorum. Ama hayır. Ev yeni, kalabalık misafire hazır değilim. Üstelik amca Mahmut şehrin öbür ucunda, size buradan gitmek bir buçuk saat; yanında günlük ev tutmak daha mantıklı. İsterseniz size ilan bulabilirim, gönderirim.
Şuna bak hele! teyzesi sesi tizleşti. Link atacakmış! Büyük şehirli olmuş! Ev alınca burnu dikeldi yani? Aileni unuttun ha? Oysa biz olmasak sen kim olurdun!
Güler teyze, dedi Melike, içinden yükselen soğuk kararlılıkla. Burnumu dikeltmiyorum. Sadece gelemeyeceğinizi, burada kalamayacağınızı söylüyorum. Eğer bilet aldıysanız ve banada kalmayı umuyorsanız, açmam. Lütfen gereksiz yere yol yapmayın.
Daha küfürleri duymadan telefonu kapattı. Ellerinin titrediğini hissetti. Bu daha başlangıçtı. Ağır top devreye girecekti şimdi.
Nitekim, on dakika sonra annesi aradı.
Melike, aklını mı kaçırdın? dedi lafı dolandırmadan Güler aradı, tansiyonu çıkmış, sarı kantaron içiyor. Diyor ki, onları zor durumda bırakmışsın.
Anne, kimseyi azarlamadım. Sadece yeni eve altı kişi alamam dedim. Duvarlar yeni boyalı, parkelerim masraf etti. Sen Sevginin çocuklarını biliyorsun; geçen sefer babaannenin kedisini yeşil kalemle boyadılar, televizyonu yere indirdiler. Ve Sevgi, Çocuklarım dünyayı tanıyor diye gülüyor. Ben, evimin dünyaya tanıtılmasını istemiyorum.
Kızım, sonuçta aileyiz! annesi sanki beşikteki çocuğa anlatır gibi konuşuyordu. İki gün idare edersin. Ne olur yani? Alanı korursun, kırılacakları toplarsın. Önemli olan aileyle arayı bozmamak. Yoksa Güler, herkese seni vicdansız gösterir. Ben de insan içine çıkamam olur.
Anne, ben niye konforumdan, sahip olduklarımdan vazgeçeceğim ki, Güler teyze otel masrafı yapmasın diye? Düğün yapmaya, bilet almaya para buluyorlar, kalacak yer de bulurlar.
Bencillik bu, annesi buruk bir sesle Tıpkı babana çektin. O da hep huzurunu düşünür, yalnız kalırsın bir gün, su verecek kimse bulamazsın.
Kendi suyumu kendim doldururum, akraba sevgisiyle evimi kirletmekten iyidir, dedi Melike ve telefonu kapadı.
Bir hafta boyunca diken üstünde yaşadı. Ne arayan oldu, ne de mesaj Melike, sağduyunun galip geldiğini, akrabaların başka ev tuttuğunu ya da seyahat planından vazgeçtiklerini umdu. Hayır demenin gücüne sarıldı.
Cumartesi harika başladı. Melike geç uyandı, güzel bir kahve yaptı, en sevdiği ipek sabahlığını giyip salona çıktı. Güneş odayı sarmıştı, cam vazoda renk oyunları. Tam bir huzur, tam bir denge Tüm günü kitap okuyup, sushi siparişleyecekti; akşam köpüklü bir banyo bile hayal etti.
Saat dokuzda apartman konuşma paneli çınladı. Israrcı, buyurgan, sinir bozucu.
Melike birden irkildi, neredeyse kahveyi halıya dökecekti. İçine bir ürperti oturdu; kim olduğunu tahmin ediyordu. Kamerada koca bir grup, devasa poşetler, terlemiş suratıyla Güler teyze, kafası geriye kaymış beresiyle amca Kemal, tüm düğmelerin üzerine atlayan çocuklar.
Melike, aç kapıyı, sürpriz! Kameraya bağırdı Güler teyze. Gardan yeni çıktık, mahvolduk, bari bir su içelim!
Melike sırtını duvara yasladı. Gelmişlerdi. Lafı dinlememiş, oldubittiye getirmişlerdi. Yüz yüze gelince kapıyı açmak zorunda kalacağını düşünmüşlerdi. Eskimiş bir manipülasyon taktiği.
Melike derin bir nefes aldı, beşe kadar saydı ve hoparlöre bastı.
Ben size lütfen gelmeyin dedim ya.
Abartma artık! Teyze, sinekten şikayet eder gibi el salladı. Kızdın, olur öyle! Yabancı mıyız ki? Aç kapıyı, Sevginin çocukları tuvalete gidecek, altlarına yapacaklar. Kapı önünde mi bekletirsin?
Hemen yan binada kafe var, tuvaleti de ücretsiz, dedi Melike yumuşakça. Evimi açmayacağım.
Sen ciddisin galiba? Teyze kameraya iyice yaklaştı, burnu ekranda ezildi. Çantalarımız elimizde! Senin akrabanız! Annen de biliyor geldiğimizi! Hemen aç yoksa bütün apartmanı karıştırırım!
Buyurun, karıştırın. Uyarımı çoktan yaptım. Misafirhane adreslerini SMSle göndermiştim. Güle güle.
Kapattı, interkomun sesini da kısmaya gitti.
Bir dakika sonra kapı zili çalmaya başladı. Demek ki bir komşu apartman kapısını açmıştı. Melikenin içi buz gibi oldu. Şimdi direk kapısının arkasındalardı!
Zil hiç susmuyordu. Ardından kapıya yumruklar…
Melike! Aç kapıyı! Hiç mi vicdanın yok? diye bağırıyordu Sevgi. Çocuklarım yoruldu! Kendinden geçtin mi?
Aç şu kapıyı, nankör! diye homurdandı amca Kemal. Sana köyden pastırma, salatalık getirdik!
Melike, antrede kollarını kendine dolayarak ayakta dikildi. Hem korkmuş, hem gururu incinmiş, hem de üzülmüştü. Rezillik bitirilsin diye kapıyı açmak istiyordu bir an, Ya komşular ne der? Düşüncesi başını kaldırdı. Ama sonra, tertemiz parkesine baktı. Altı kişi kirli ayakkabıyla doluşur, çantalarla duvarları çizer, ucuz parfüm ve sigara kokusuyla tüm evi kaplardı. Sonra evinde kendini tecavüze uğramış gibi hissedecekti.
Hayır.
Kapıya yaklaşıp net, sert bir tonla dedi ki:
Polisi arıyorum. Şimdi giderseniz şikayet etmeyeceğim; yoksa eve zorla girmeye kalktığınız için suç duyurusu yapacağım!
Birden içeriden çıt kesildi.
Ananı mezara sokarsın, diye uludu Güler teyze. Polisi çağıracak, bize! Yazıklar olsun!
Üçe kadar sayıyorum, dedi Melike, cep telefonunu aldı. Bir.
Anne, bu kafayı sıyırmış, gidelim, dedi Sevginin sesi korkak çıkıyordu. Gerçekten polisi çağıracak, rezil oluruz.
İki.
Al başına çal evini! dedi amca Kemal ve kapıya tekme attı. Allah seni o evde çürütmesin!
Üç.
Bir kakofoni, çanta sesleri, birilerinin poposu şaplattı, çocuklar ağladı.
Hadi, hadi, dedi Güler teyze, dişlerinin arasından. Bir daha bu eve adımımı atmam! Herkese anlatacağım, ne kıl bir insan olduğunu!
Ayak sesleri basamaklarda yavaşça kayboldu. Melike, kapının arkasında, tüyler ürperten sessizliği dinledi. Sarsıntı içindeydi, vücudu tir tir titriyordu.
Yavaşça yerinde kayıp, sıcak porselen zemin üzerinde yan duvara yaslandı, elleriyle yüzünü kapattı. Gözlerinden yaşlar boşandı. Onlara acıdığı için değil, sinirden ve yorgunluktan. Başarmıştı. Alanını korumuştu.
Salonun köşesindeki telefon çalmaya başladı. Melike biliyordu, kimlerin aradığını. Odasına geçip baktığında onlarca cevapsız arama gördü: annesi, Güler teyze, birkaç yabancı numara… Akraba topluca linç başlatmıştı.
Telefonu tamamen kapadı.
Mutfakta bir bardak su doldurdu, bir dikişte içti. Camdan dışarı baktı. Aşağıda, apartman girişinde bir grup telaşla hareket ediyordu. Taksilere binip bir yandan da yukarıyı gösteriyorlardı.
Beş yıl öncesi aklına geldi. Melike o zaman öğrenci, staja Güler teyzesinin şehrine gitmişti. Yurtta yer yok, ev de tutamamıştı. Teyzesinden rica etti: Bir hafta kalabilir miyim, iş bulana dek? Teyze, Ay yavrum, bizde tadilat var, toz, kirden girilmez. Bir de Sevginin erkek arkadaşı sık geliyor, rahatsız olursun. Bi yolunu bul demişti. Melike üç gece tren garında bankta ve sırt çantasıyla yatmış, bir nineye evde yardım karşılığı küçük bir odayı sonunda bulmuştu.
O zaman aile kanı akmıyordu, nedense… Şimdi Melikenin sarayı olunca, kanı fokurduyorlardı.
Artık yok, Melike kendi kendine mırıldandı. Bu sefer oyun yok.
Kısık müzik açtı, taze kahve yaptı, koltuğa oturdu. Günü mahvolmuştu ama evi sağlam kalmıştı.
Akşam telefonu açınca mesaj selleri hızla yağdı.
Bundan sonra sen bizim için evlat, kardeş, yeğen değilsin! Güler teyze.
Anneni ne hale getirdin, kadın hasta! Sevgi.
Seni doğurduğuma utanıyorum, annesi, en çok bu acıttı Melikeyi.
Uzun uzun baktı yazılanlara. Cevap vermek, kendini açıklamak istedi. O gardaki geceyi, teyzesinin duyarsızlığını, mahremiyet hakkını hatırlatmayı… Fakat anladı ki, nafile. Onlar için sadece kaynakken isyan etmişti.
Annesine yalnızca şu mesajı yazdı: Anne, seni seviyorum. Ama ben yetişkinim ve kendi evimde kendi kurallarımla yaşıyorum. Tek başına, önceden haber vererek gelirsen çok mutlu olurum. Ama bana akraba üzerinden baskı kurmayın. Güler teyze, beş yıl önce beni o şehirde evsiz bırakmıştı. Sadece borcumu ödedim.
Cevap gelmedi.
Hafta geçti. Melike ideal dairesinde yaşamaya devam etti. Apartmanda birkaç komşusu, asansörde merakla baksa da herkes kendi işinde gibiydi. Güler teyzenin bağırışları etki yaratmış ama amaçladığı gibi değil. Genç bir kadın, küçük köpeğiyle yanından geçerken, Hayırlı olsun, kapınız da bayağı sağlammış, diye göz kırptı.
Bir ay geçti. Annesi aradı. Sesi soğuktu ama öfkesiz. İş durumu, mortgage taksitini ödeyip ödemediğini sordu. Gülerden bahis açmadı, Melike de suskun kaldı.
Aileyle ilişki dondu. Hiçbir kutlamaya çağrılmadı, WhatsApp grubundan atıldı. Ama Melikenin hayatında bir eksiği olmadı. Tam aksine, saçma hediyeler, hadi evlen de torun görelim dayatmaları, maaş sorgulamaları ortadan kalktı.
Altı ay geçti, yılbaşı akşamı kapı çaldı. Peep holedan baktı, karşısında Sevgi vardı. Tek başına, bitkin, gözleri kan çanağı.
Melike açtı kapıyı.
Merhaba… dedi Sevgi, sesi titrekti. Gelebilir miyim?
Melike bir an durdu, sonra geriye çekilerek Ayakkabılarını şu kilime çıkar, dedi.
Sevgi mutfağa geçti, sandalyeye ilişti.
Arifi terk ettim, diye birden ağlamaya başladı, İçki içmeye başladı, el de kaldırdı. Çocukları anneme bıraktım, ben… Gidecek yerim yok. Annem kızdı, Suç senin, kocanı tutamadın, dedi. Güler, Çekeceksin, çocukların babası lazım, diye çıkıştı. Dayanamadım.
Başı önde, yaşlar gözlerinden akıyordu.
Melike… Sende bir-iki gece kalabilir miyim? Söz hemen oda bulup çıkacağım. Sessiz olurum, isteğin gibi, yere bile yatarım.
Melike, geçen yaz gözündeki Sevgiyi hatırladı; domofonda ona bağıran, Vicdanın yok! diyen halini. Ama şimdi sadece perişan bir insandı karşısında. Melike, aradaki farkı anladı. Bir zamanlar hak talebi, şantajdı; şimdi ise yardım isteyen bir insan vardı.
Yere gerek yok, iç çekti Melike. Salonun kanepe yatak oluyor.
Sevgi, inanamamış gibi bakakaldı.
Beni… yani yaptıklarımızdan sonra, kabul edecek misin?
Edeceğim. Ama şartlarım var. Melike ona bir bardak çay uzattı. Bir: çocuk getirmek yok. Evim çocuklara uygun değil. İki: bir haftadan fazla kalmak yok; oda bulmana yardımcı olacağım. Üç: Hayatım hakkında yorum yok, Güler teyzeye de laf taşımak yok. Duyarsam, hemen çıkarsın.
Sağ ol… Melike, sağ ol. Çok bencildik. Sana imrendik hep. Başardın, ev aldın. Biz ise bataklıkta…
Kıskançlık kötü his, dedi Melike Bütün hayatı bozar. Hadi, çayını iç, ben sana yatak hazırlayayım.
Sevgi beş gece kaldı, ses etmeden, bulaşığını yıkayarak. Beşinci gün, bir pansiyonda oda buldu, taşındı.
Bu olay, dönüm noktası oldu. Sevgi yeni bir hayat gördü; huzuru, temizliği, karşılıklı saygıyı. Boşanma davası açtı, işe başladı, annesiyle ve tatsız aileyle arasını açtı. Melikeyle ara ara buluşup sinemaya gittiler.
Güler teyze ise hâlâ affetmemişti. Ama Melikenin umru değildi. Şehri gece izlerken, sevdiği koltukta kitabı ve bir kadeh şarabıyla otururken, evim, kalemdir sözünün aslında bir varoluş meselesi olduğunu düşündü. Ve bazen kalende huzurlu yaşamak için, köprüyü indirip kimseyi içeri almaman gerektiğini anladı o kapının ardında, kendi soyundan olanlar olsa bileO akşam Melike, şehrin ışıklarına karşı camdan uzun uzun bakarken taze bir huzurun usulca yayıldığını hissetti. Geçmişin yükü, başkalarının istekleri ve kalbinde kabaran suçluluk, artık yerini hafifliğe bırakıyordu. Alanını savunmuş, sınırlarını çizmişti; karşılığında yalnızlığı değil, kendi seçtiği bir dinginliği kazanmıştı.
Telefonuna bir mesaj geldi: Her şeyin için teşekkürler, abla, yazmıştı Sevgi. Sonra gülümsedi Melike; kelimelerin arasındaki gerçekliği hissetti. Birilerinin gerçekten ev aradığına, onun ise sonunda kendi içine dönebildiğine dair derin bir rahatlıktı bu.
Radyoyu açtı, en sevdiği eski şarkıyı buldu. Salondan mutfağa dans ederek geçti, dolaptan soğuk bir çilekli soda aldı. Ev şimdi ona nefes alacak kadar geniş, mis gibi kokan bir sığınaktı. Lamba, halının üstüne yumuşak desenler düşürüyordu; zaman adeta durgunlaşmıştı.
Bir an için eski acıları, kırgınlıkları, çağrılmayan düğünleri, alınmayan hediyeleri ve uğultu gibi yükselen suçlamaları düşündü. Sonra kendi yüreğine sordu: Pişman mıyım? Cevap netti.
Bazen ev dediğin dört duvar değildir, kendi değerlerin ve özgürlüğündür. Kimi zaman kapını kilitlemek, gerçek hayatın anahtarıdır. Melike, kendisini ilk kez tam olduğuyla kabul ettive o anda, gecenin sükûnetiyle birlikte, dört bir yanında huzur kendiliğinden kök saldı.
Pencerenin önünde bir kadeh şarapla dertlerini geride bırakırken usulca fısıldadı: Ne iyi ettim. Gökyüzünde bir yıldız kaydı; Melike gözlerini kapatıp gülümsedi. Artık gerçekten evindeydi.




