— Ebeveynlerime daire, bana kiralık mı? Hayır, sevgilim, sana kiralık, bana ise özgürlük!

Anne babama dairem, bana kiralık mı? Hayır canım, sana kiralık, bana özgürlük!
Buraya bak, burada bir dolap duvarımızın yanında durmalı, hayalci bir sesle fısıldadı Meral Hanım, oturma odasını süzdü. Sadece koltuğu çıkaralım, o zaten rahat değil. Ya da sen nereye koyacaksın, Eylül?

Eylül bir an gözlerini kırptı. Anlamadı ki bu kadın bir televizyon dekoratörü değil, kayınvalidesiydi. Burada demek, onun yani Eylülün dairesiydi. Kendi parasını, yirmi sekiz yıllık birikimini, serbest çalışmayı, bitmek bilmeyen projeleri, kahve ve kendine yapılan tasarrufları harcayarak alınmış bir daire.

Belki de başıma takarım, yavaşça yanıtladı ve kanepeden kalktı. Anlamadım. Siz mi taşınıyorsunuz?

Henüz taşınma kararı vermedik, gülümsemesi zaferle dolu, sıcaklık az, diye cevapladı Meral Hanım. Ben ve babam Deniz sadece bakın. Geniş bir daire, tasarımcı tadında bir yenileme. Kiralık daire bize dar geliyor, Pavelin o aptal kazasından kaynaklanan borçları ödeyemiyor. Ve sen de biliyorsun aile dediğin aile.

Aile kelimesini kayınvalidesi öyle bir tonla söyledi ki, sanki Eylül bu kategoriye uymuyordu.

Sen çok zekisin, Eylül, gelirinin bir kısmı var, kaybolmazsın. Biz ise yaşlıyız Kiralık köşelerde ne yapacağız?

Siz altı beş yaşındasınız, diye bağırdı Eylül. Emekli değil, hâlâ aktif bir uzun ömür. Çapraz bulmacalar çözüyor, bahçeye gidiyorsunuz. Benim dairemle ne alakası var?

Meral Hanım dudaklarını ısırdı, kırgın bir tebessümle ağzını kapattı ve en sevdiği silahını çekti.

Ben sana böyle bir eş getirdim. Ve eğer bahsetmek gerekirse, o senin hastaneye gittiğin zaman seni desteklemişti. Şimdi kardeşi zor durumda sen de sırtını döndün mü?

Kardeşi babasının arabasıyla bir direğe çarptığında, Eylül zor bir sesle devam etti, kimse beni aramadı, Sen bizimle kalmak ister misin? diye sormadı, Pavel moral ve kredi yaralarını sildikçe.

Eylül, dedi Deniz, mutfakta iş yapıyormuş gibi, sadece konuşuyoruz. Anne babalar talep etmiyor.

Eylül kapıya yaklaşıp fısıldadı:

Siz konuşurken ben yaşıyorum. Kendi dairemde. Siz görünüşe göre bu daireyi büyük şehit Pavlus ismiyle bir yurt yapmayı planlıyorsunuz. Olmaz.

Korkusuzca düşünerek nefes aldı ve yatak odasına gitti.

Deniz ve o üç gün boyunca konuşmadı. Sanki hiç konuşmaz gibi, ama arada bir Marketten bir şey getirecek misin? ya da Cumartesi annemin doğum günü, unutmadın mı? diyerek yaklaşıp konuşuyordu. Eylül sessizce başını sallıyor ya da duymamış gibi davranıyordu. Dairenin içinde yapışkan bir sessizlik asılıydı, duvarların her birinde saklı bir kırgınlık.

Cumartesi her şey patladı.

Eylül, Deniz pencereye bakarak sanki dışarı atlamak istercesine, biliyorum zor. Ama anne babanın başka çaresi yok. Kredi babaya takıldı. Daire zaten satılıyor. Bir ay içinde sokakta kalacaklar. Sen

Ne?

Sen güçlü birisin, bir yol bulacaksın. Belki iki ay kiralık bir yere geçeriz, sonra bir çözüm buluruz.

İlk başta tencereyle vurmak istedi, sonra sarılmak istedi. Sonunda ise sadece sordu:

Demek ki kendi evimden ayrılmam gerekiyor, çünkü anne baban bir kez daha çocuklarıyla başa çıkamıyor mu?

Öyle değil. Sadece senin daha fazla seçeneğin var.

Benim aklım daha fazlası var. Onları başka arabalara bırakmadım, kardeşin gibi. Ve eşimin izinsiz oturmasına izin vermedim, alaycı bir sesle Eylül devirdi. Deniz, istersen bir şey tavsiye edeyim?

Nasıl?

Eşyalarını topla ve bizimle birlikte çık.

Deniz bir kez dondu. Tüm birlikte geçen hayatında hiç böyle bir sessizliğe bürünmemişti. Eylül onun yüzünde bir gölge gördü; koca, koruyucu ya da akraba değil, bir gölge.

Gidip de gitmeyeceğim, nefesini verdi. Bu da benim evim.

Benim paramla alındı.

Ama biz aileyiz, Eylül. Aile fedakarlık demek değil mi?

Fedakarlık istekle olur, zorla değil. Bir kurban ile bir aptal arasındaki fark nedir? Kurbanın seçimi vardır.

Eylül bağırmadı, ağlamadı. Yalnız bir bavul onun bavulunu koridora koydu.

İstediğin yere gidebilirsin. Tek odalı bir daire al, anneme ya da braderimin başına uyuyabilirsin. Ama bu benim evim. Ve sen, annen ve onun komodosu bu yolu unutabilir.

Deniz çantasız, gözleri ezilmiş bir köpeğin gibi dışarı çıktı ve veda ederken:

Sonra pişman olacaksın. Tek başına sonsuza kadar yaşayamazsın.

Eylül ona bakıp düşündü: Ben yalnız değilim, kendimle beraberim. Ama sen kim olduğunu hâlâ bilmiyorsun.

Akşam kapı çaldı. Eylül açtı, karşısında ışıkta Sibel vardı.

Ne kadar sinirli oldun? Sibel tek koluyla sarıldı. Geçen hafta bana Pavel pek kötü değil demiştin. Şimdi ne?

Eylül bir kadeh şarap doldurdu.

Şimdi o annesi gibi, komodoluyla ve yatağım için planlarıyla.

Sibel kahkaha attı.

Biliyordun ki annesi bir feryad gibi. Neden onunla ilişki kurdun?

O akılcı gibiydi.

Akılcı kilit kelime. Eylül, güneye kaçalım mı? Şimdi tatil var, zorunlu tatil.

Gitmeyeceğim. Burada kalacağım. Şarap kadehimde, komodoyu balkondan atarım. Üçüncü kattan.

Sibel güldü, ardından sustu.

Peki, o geri dönerse?

Eylül şarap bardağını izledi, bir hafta süren rüyayı yavaşça çevirerek:

O zaman bir matkap alırım. Şifresi sadece bana ait bir kilidi kırarım.

Cumartesi sabahı tam onda, çay demlemişken ve erkeğin, akrabaların ve mobilya hayallerinin olmadığı bir gün, kapı çaldı.

Kuryeyi Sitiş düşündü bir blender için. Kapıyı açtı ve donuklaştı.

Kapıda Meral Hanım, bir bavul taşıyarak, arkasında Pavel Denizin kardeşi ince bir yapıda, spor şortlarla, yüzünde acı ve fırsat umudu karışımı bir ifade. Yanında babaları Mehmet, yaşlı bir pensiyoner, 1987de hayat ona darbe vurmuş gibi.

Günaydın, diye selamladı kayınvalidesi, sanki çay saatinde bir randevu gibi. Uzun sürmeyeceğiz. Sadece birkaç ay, dairemizi satana kadar.

Eylül sessiz kaldı, kelimeler tükenmişti.

Eylül, devretti Mehmet, durum bizim kontrolümüz dışında. Teyzemizle anlaştık, sonra bizi içeri alacak, ama şu an tadilat var. Deniz de senin itiraz etmediğini söylemişti.

Deniz mi? Eylül sonunda konuştu. O, beni kapıdan dışarı attıktan sonra mı yoksa önce mi söyledi?

Kavga mı ettiniz? sordu Meral Hanım, kapıdan adım atarken. Biz sadece barışçıl çözüm istiyoruz. Kendi insanlarımız.

Kendi insanları yabancı bir dairede düşünceleri çarptı.

Pavel bir anda bavulu sürüklemeye başladı; sigara ve eski bir tamirhanenin kokusu yayıldı.

Pavel, aşırı sürme, bağırdı Meral Hanım. Kötü bir alamet.

Alamet, içeri girip oturmak değil, işgal etmek, dedi Eylül, ama kimse duymadı.

Onlar oturdu, Pavel kanepede ayaklarını kahve masasının üzerine koydu. Mehmet balkonu incelerken:

Burada sigara içebilir miyiz?

Burada sessiz kalabilirsiniz, kesti Eylül. Ve çabuk çıkabilirsiniz.

Meral Hanım mutfağa yerleşip çantadan bir kavanoz turşu, bir paket bulgur ve kek kalıpları çıkardı.

Evden bir şey getirdim, sıkıntı etmeyin. Birlikte yaşayacağız, insan gibi. Düzeni severim. Ve elim hafif, her şey büyür!

Bu banyo patatesi mi? Eylül sızdı. Yoksa tencerede kaktüs mü?

Şaka yapma, Eylül. Şu an herkes zor durumda. Ama sen ve Deniz birlikte kalmalısınız. Ben anne.

Sizin zor olduğunuz zamanlar, pazar günleri bize çorba dayattığınızda, gitme dediğimde, iş değiştirmemi istediğinizde Sizin evime haber vermeden gelmeniz bir işgal. Savaş mı oynuyorsunuz?

Pavel araya girdi:

Eylül, biliyorum Şu an bir yere sığmıyoruz. Kardeşim senin anlayışlı bir insansın.

Kardeş yanıldı. Sen de yanıldın.

Eylül telefonu çevirip Denizi aradı. Üçüncü zilde cevap verdi.

Merhaba. Şu an toplantıdayım

Anladım. Toplantı. İşte evin, bavullar, kardeşim, annem, babam. Onlara tamam dedim mi?

Bir uzun sessizlik, çiğnenmiş sakız gibi uzadı.

Düşündüm, anlaşacaksınız. Sen zalim değilsin. Kalbin büyük

Evet, ama şimdi büyük bir delik var. Hepsi bitti. Benden ve bu daireden özgürsün. İyi şanslar. Annemin elinin hafif olduğunu unutma, rafları özellikle sever.

Tamam, dedi. Geri dönmem.

Akşam olduğunda Meral Hanım rahatladı.

Eylül, bir şey düşündük. Yatak odasında kalabilir miyiz? Sen oturma odasında?

Hayır.

Sen tek başına, biz üç.

Tam da beklediğim şey. Üç kişi birine karşı ama hayır.

Çok bencil, dedi kayınvalidesi. Kadın yumuşak olmalı.

Adam ise kirada kalmalı, eğer yetişkinse. Ya da evli bir kadınla evlenmeli, benim eşim gibi.

Aşırı abarttın, bağırdı Meral. Senin yaşta kimse yalnız yaşamaz.

Siz de başkalarının masraflarını harcayarak yaşıyorsunuz.

Pazartesi sabahı Eylül işe gitti, aklı yalnızca onları yakmak istedi.

Bir mucize gerçekleşti. Güvenlik görevlisi Nermin Hanım kapıyı durdurdu.

Eylül, bir genç adam gelmişti. Emlak komisyonundan. Telefon numarası istedi, vermedim.

Hangi komisyon?

Bilmiyorum, ama yakışıklıydı ve bir sırt çantası vardı. Çantada bir plastik komodo!

Eylül birden anladı: komodo, plastik, Meral Hanım… bir işaret.

O akşam aşağıda oturan yaşlı komşu Olga Hanıma gitti.

Olga Hanım, bir ricam var. Çığlık, koku, köfte kokusu duyarsanız, polis çağırın. Bir işgal var.

İşgal mi? onayladı. Yardım ederim.

Ertesi gün polis gelerek evine geldi.

Günaydın, bir şikayet var; daireyi izinsiz oturuyorsunuz.

Nasıl izinsiz? bağırdı Meral.

Sahibi misiniz? sordu memur.

Hayır o benim damadım! dedi Eylül. İşte belgeler.

Meral Hanım beyazladı. Pavel banyoya saklandı. Mehmet hıçkırdı. Memur onlara bir saat verdi. Ya da kendi işgalimizi düzenlersin.

Bir buçuk saat içinde sessizce çıktılar, vedalaşmadan. Meral Hanım son bir kez fısıldadı:

Bir gün yalnız kalınca anlayacaksın.

Eylül kapıyı kapattı, yere oturdu ve kahkahasını duyurdu.

Yalnız olmak, sesini duymayanlarla yaşamaktır. Şimdi sessizlik var ve çay sadece istediğimde kaynar.

Oda içine baktı; bir köşe, küçük bir plastik komodo, çocuk gibi. Üzerinde bir not:

Hatırlaman için: geri döneceğiz. Sevgiyle, M.H.

Bir hafta geçti. Daire temiz, bir ameliyathane gibi steril. Eylül kapıları kapama ritüelini keyifle yaptı. Akşam çayını sessizce içti, Pavel ve komododan uzakta.

Bazen kendini merdiven boşluğuna kulak verirdi, özellikle cumalarda. Komşular fısıldardı, Meral Hanım bir kuzenin evinde Birleşik Mahalleye taşındığını. Orada camı olmayan bir balkon ve çılgın bakışlı bir kedi vardı.

Komodoyu atmadı, depoya koydu. Bir sembol.

Cumartesi akşam yedide, bardakları yıkarken kapı çaldı.

Deniz geldi, çiçekli karanfillerle; annesi, kürklü bir paltoyla, yüzü bir psikiyatrinin bekleme odasından zorla çıkarılmış gibi gerilmiş. Yanında bir blond kadın, yuvarlak karnı ve göz makyajı bir kukla gibi, elinde bir tencere; bir çorba.

Eylül bir nefes verdi.

Yeni bir gösteri mi? Deniz sordu. Yoksa tanıştırma mı?

Deniz, bu Olya, biz… birlikteyiz. Ve…

Ne kadar çabuk? Eylül alayla. Bir ay bile geçmedi senin sürgününden.

Uzun zamandır tanıştık,Gözlerimin önünde dalgaların içinde kaybolan komodoyu izlerken, sonunda yalnızlığın sıcak bir çay gibi hafifçe damladığını anladım.

Rate article
Lifequest
— Ebeveynlerime daire, bana kiralık mı? Hayır, sevgilim, sana kiralık, bana ise özgürlük!