Kapı Suna Acarın ardından çaldığında odada sadece üç kişi kaldıElif Yıldız, onun minik kızı Deniz ve pahalı bir takım elbiseyle gelen uzun boylu adam.
Mert Arslan hafifçe eğildi, yere düşmüş kurşun kalemi yerden topladı ve ona bakıyordu sanki bir çocuğun oyuncağından daha fazlasını tutuyormuş gibi. Gözleri sonra Denize kaydı.
Bu kalem senin mi? diye, sıcak ve sakin bir sesle sordu.
Kız başını salladı.
Teşekkür ederim amca diye fısıldadı, ellerini uzatarak.
Mert gülümsedi, kalemi ona uzattı ve şöyle dedi:
Sıkı tut, küçük ressam. Büyükler anlamı yok dedikçe çizmekten vazgeçme.
Elif hareketsiz, şaşkın bir şekilde izliyordu. Bir eleştiri, küçümseme ya da yeni bir aşağılamayı bekliyordu. Ama karşısında sadece sakinlik, insani bir sıcaklık buldu.
Lütfen oturun dedi Mert. Görüşmeyi ben şahsen yapacağım.
Kapının önünde hâlâ duran Suna Acar soluklaştı. Gülümseyen maskesi bir anda kayboldu. Mert ona tek bir bakış attı; o bakış kısa ama nettı. Kadın çabuk bir adım geri çekildi ve sessizce odadan çıktı.
Mert Elifin karşısına oturdu, dosyasını açtı ve birkaç sayfayı karıştırdı.
Görüyorum ki, üretim sektöründe yedi yıl muhasebeci olarak çalışmışsınız, ardından iki yıllık bir ara vermişsiniz. Neden? diye sordu.
Kızımı doğurunca diye, sessiz bir sesle yanıtladı Elif. Kocam beni terk etti. Evden elimden geldiğince çalıştım ama şimdi istikrarlı bir işe ihtiyacım var.
Mert anlayışla başını salladı.
Ve şirketimizi seçtiniz, çünkü anaokulu yakın, değil mi?
Evet, bu sayede her şeyi bir araya getirebilirim.
Tonlaması ne kibirli ne de resmi; sadece insani. Belgeleri bir kenara bıraktı ve devam etti:
Eğer bir şans verirsem, burada neyi değiştirirdiniz?
Elif derin bir nefes aldı.
Özel bir muamele istemiyorum. Sadece çalışmak istiyorum. Dikkatliyim, azimli, çabuk öğrenirim. Zorluktan korkmam. Tek korkum, çocuğuma bir gelecek sağlayamamak.
Odadaki sessizliği sadece Denizin kağıda çizdiği çocuğun gülüşü bozdu.
Mert geriye doğru yaslandı.
Biliyor musunuz, ben küçücükken annem tek başına kalmıştı. Babam erken yaşta vefat etti. Annem çocuk olduğu için iş bulamıyordu.
Elif şaşkınlıkla baktı.
Babamın işi bittiğinde, annem yıpranmış elleriyle çamaşır makinesinin önünde çalışır, başkalarının kıyafetlerini yıkardı. Sahibinin gelmesinden sakınmak için beni masanın altına saklardı. Beni kovar, çocuğum olduğunu öğrenirse, derdi. Hüzünlü bir gülümsemeyle ekledi. Şimdi o kadının oğlu bu şirketin sahibi.
Elifin gözleri doldu.
Bu yüzden bir kadını, çocuğu için mücadele ederken aşağılayan birine tahammül edemiyorum diye devam etti Mert. Bu zayıflık değil, güçtir.
Yanına hafifçe yaklaştı ve sordu:
Sizi bir müdür olarak değil, bir insan olarak bir soru sorabilir miyim? Neden pes etmediniz?
Elif gözlerini kaldırdı.
Çünkü eğer ben pes edersem, o da pes eder. Ve Denizin, annesinin vazgeçmediğini bilmesini istiyorum.
Mert gülümsedi ve onaylayarak başını salladı.
Güzel bir cümle.
Bir sayfa aldı, imzaladı ve Elife uzattı.
Bu sizin iş sözleşmeniz. Pazartesi başlayabilirsiniz.
Elif şaşkınlıkla baktı.
Ama Bayan Acar kararının olumsuz olduğunu söylemişti
Onun kararı artık geçerli değil diye sakin bir sesle yanıtladı. Benimki başka.
Deniz annesine dönerek, yüzü sevinçle parladı:
Anne, demek artık burada çalışacaksın?
Elif başını salladı, gözyaşları özgürce süzüldü. Utançtan değil, bir rahatlamadan kaynaklanıyordu.
Mert çocuğa gülümsedi.
Sen de, küçük ressam, ara sıra ofisimizde gelebilirsin. Çalışan çocukları için bir oyun odamız var. Artık ekibin bir parçasısın.
Birkaç hafta geçti. Elif ofisin ayrılmaz bir parçası haline geldidikkatli, sorumluluk sahibi, her daim gülümseyen. Meslektaşları onu sevdi. Suna Acar ise, müdürün kişisel kararıyla başka bir bölüme transfer edildi.
Bir akşam Elif raporları hazırlamak için geç saatlere kadar kaldı. Herkes gitmişken kapı aniden açıldı.
Mert iki fincan kahveyle belirdi.
Hâlâ çalışıyor musunuz? diye yaklaştı.
Bu raporu bitirmek istiyorum diye gülümseyerek yanıtladı. Yarım kalan bir şey bırakmak istemiyorum.
Zaten en iyisi olduğunuzu kanıtladınız dedi, kahveyi masasına koyarak. Şimdi sadece yaşamaya bakın.
Elif ona baktı; gözlerinde ne acı, ne küçümseme vardı. Sadece saygı ve daha derin bir şey.
Çok teşekkür ederim Bay Arslan. Ne kadar çok şey yaptığınızı bilmiyorum, ben ve Deniz için.
Belki de biliyorum diye sessizce cevapladı. Bir zamanlar biri anneme aynı şeyi yaptı.
Çıkmak üzereyken kapının eşiğinde durdu.
Denize, odasındaki resimleri gördüğümü söyleyin. Çok güzel.
Elif gülümsedi.
En çok kimin resmini çizmeyi seviyor? diye sordu.
Ben mi? şaşırdı Mert.
Evet. Yağmur sonrası gökyüzü gibi gözleri olan iyi bir amca dedi.
Mert bir an sustu, sonra hafif bir tebessümle:
Ne güzel. Uzun zamandır gökyüzüne böyle bakmadım.
İkisi de sessizce güldü.
Yıllar sonra Elif, hayatın yeniden başlayabileceğini ilk kez hissetti. Merhametten değil, umuttan. İyi şeylerin var olduğuna, bir insanın basit bir jestinin kaderi değiştirebileceğine inanan bir kalple.




