Kostik, tekerlekli sandalyede oturmuş, tozlu camlardan dışarıya bakıyordu.

Kadir, tekerlekli sandalyesine yaslanmış, tozlu camlardan dışarıyı seyrediyordu. Şanssızdı; hastane odasının penceresi, bankları ve çiçek saksılarıyla süslü, ama neredeyse bomboş bir iç avluya bakıyordu. Kışın şiddetli soğuğu hâlihazırda hastaların dışarı çıkmasını engelliyor, hastane koridorları sessizliğe bürünmüştü.

Yan komşusunun, Yusuf Çetinin, taburcu olması Kadirin içini bir çukur gibi derinleştirmişti. Yusuf, üniversitenin üçüncü sınıfında tiyatro öğrencisi, kahkahalarıyla odanın havasını dolduran, bir o kadar da hikâyeleriyle herkesin gözünü kamaştıran neşeli bir gençti. Her gün annesi Ayşe Hanım, taze poğaçalar, meyveler ve şekerlemeler getirir, Yusuf cömertçe Kadire de ikram ederdi. Yusufun yokluğu, odada bir sıcaklık eksikliğine, Kadiri yalnızlık denizine sürükledi.

Tam o sırada odanın kapısı çınladı; genç bir hemşire girdi. Kadir bir an için umutla baksa da, karşında gördüğü kadının yüzü hiç gülümsemeyen, daima kaşları çatarak yürüdüğü Fatma Hanım oldu. İki ay boyunca hastanede hiç gülümsemiş birini görmemişti Kadir; sesinin sertliği, ifadesinin soğukluğu, ona bir taş gibi çarpar gibiydi.

Ne, Kadir, neden oturuyorsun? Yatağa kalk! diye bağırdı Fatma Hanım, şırınga hazırolurken. Kadir iç çekti, sandalyesini çevirip yavaşça yatağa uzandı. Hemşire, ustaca Kadiri yan yatırdı, ardından karnını yere çevirerek

Pantolonunu çıkar, emretti, Kadir itaatle yaptı, ama iğne hissetmedi. Fatma Hanım, iğneyi mükemmel bir dille soktu; Kadir her defasında ona sessizce minnettarlığını düşündü.

Kaç yaşında acaba? diye düşündü Kadir, Görünüşe göre emekli oldum, maaşım az, bu yüzden öfkeli.

İğne uyarınca hafif bir çekilme hissetti; Fatma Hanım, iğneyi çıkardıktan sonra aniden sordu:

Doktor bugün gelecek mi?

Henüz gelmedi, belki sonra gelir, diye mırıldandı Kadir.

Bekle, pencereye oturma; üşürsün, balık gibi ölmüş gibi hissedersin, dedi hemşire ve odadan çıktı.

Kadirin içini bir öfke dalgası tutsa da, hemşirenin sert sözlerinde bir merhamet ışığı gördü.

Kadir, dört yaşındayken evinin yanmasıyla yetim kalmıştı. Köydeki evde çıkan büyük bir yangın, annesini ve babasını, evin çökmesiyle beraber yutmuş, Kadiri sadece bir yanık omuz ve kırık bir bilekle bırakmıştı. Annesi, onu yıkık bir pencereden kar içinde dışarı atmış, bir dakika önce çökmekte olan çatıdan kaçmıştı. Bu olaydan sonra Kadir, çocuk yuvasına konulmuş, akrabaları ise onu alacak bir yer bulamaktan kaçınmıştı.

Annesinden aldığı yumuşak ve hayalperest karakter, yeşil gözleri ve babasından miras kalan uzun boyu, geniş yürüyüşü ve matematik dehası Kadire geçmişti. Geçmişi, eski bir film şeridi gibi arada bir belirir: köy şenliklerinde annesiyle dalgalı bayraklar sallanırken, babasının omuzunda yaz sıcağının meltemi hissedilir. Tek hatırası, yanmış evin ortasında yanan bir kedi Mırnav ya da Baran gibi ve yanmış fotoğraf albümüydü.

On sekiz yaşına geldiğinde devlet, ona yüksek katlı bir yurdu tahsis etti; otuz bin TL aylık bir burs alıyordu, ama yalnızlık zaman zaman gözyaşlarını tetikliyordu. Okuldan mezun olduktan sonra üniversiteye girmeye çalıştı, puanları yetmedi, teknik okula kaydoldu. Sınıf arkadaşları onun içine kapanıklığını anlamadı; Kadir kitaplara, bilimsel dergilere yöneldi, bilgisayar oyunlarından çok, sessiz bir köşede kalmayı tercih etti. Kızlarla ise iletişimi hiç olmayınca, yalnızlığını artırıyordu; kendisi on sekiz buçuk yaşında olmasına rağmen, genç bir çocuğa benziyordu.

İki ay önce, buzlu bir kaldırımdan kayarak iki bacağını kırdı; kırıklar ağır iyileşiyordu, ama son haftalarda bir nebze iyileşme belirmişti. Evinde asansör yoktu, tekerlekli sandalyesiyle uzun merdivenleri çıkmak ona uzun yıllar sürecekti.

Öğle sonrası, Dr. Ahmet Demir, ortopedi uzmanı, odasına girdi, röntgenleri inceledi ve kararlı bir sesle:

Kadir Bey, kırıklarınız nihayet kaynaşmaya başladı. İki hafta içinde yürümeye başlayabilirsiniz. Artık hastanede kalmanız gerekmeyecek, polikliniğe gelmeniz yeterli. Çıkış belgeniz bir saat içinde hazırlanacak. Birisi sizi karşılayacak mı?

Kadir, sessizce başını salladı.

Harika. Şimdi Fatma Hanımı çağıracağım, eşyalarınızı toplayalım. Sağlıklı kalın, Kadir Bey, bir daha buraya gelmeyin.

Doktor gülümseyerek göz kırptı ve çıktı; Kadir bir an için ne yapacağını düşünürken, Fatma Hanım tekrar odada belirdi.

Neden oturuyorsun, Kadir? Çıkartılır, çantasını buraya getir, çarşafları değiştirecek birisi gelecek, dedi, çantasını uzatarak.

Kadir çantasına birkaç temel eşyasını koydu, hemşirenin bakışlarını hissetti.

Doktora yalan mı söyledin? diye sordu Fatma Hanım, başını yana eğerek.

Ne demek istiyorsun? diye şaşkınlıkla karşılık verdi Kadir.

Aptal mısın? Beni kandırma. Kimsenin seni almayacağını biliyorum. Nasıl geleceksin?

Bir yol bulurum, diye homurdandı Kadir.

En az üç hafta yürüyemeyeceksin. Nasıl yaşayacaksın?

Ben bir çocuk değilim.

Fatma Hanım aniden yatağa oturdu, Kadirin yüzüne bakarak:

Kadir, belki işimle ilgili değil, ama böyle yaralanmalarla birinin yardımına ihtiyacın var. Tek başına başaramazsın. Ben doğruyu söylüyorum.

Tek başıma hallederim.

Hayır, yapamazsın. Ben yıllardır bu işi yapıyorum. Çocuk gibi tartışma.

Peki, bana ne söylemek istiyorsun?

Şöyle bir teklifim var. Benim evim şehir dışında, ama iki basamak bir giriş var, boş bir oda. Büyüdükçe yürüdüğünde geri dönebilirsin. Ben yalnız yaşıyorum, eşim öldü, çocuğum yok

Kadir şaşkınlıkla bakakaldı; bir yabancı evinde kalmak… O kadar da korkutucu değildi, ama yıllardır kendine yalnız güvenen biriydi.

Neden sessiz duruyorsun? diye sordu Fatma Hanım.

Biraz garip, bir de, diye mırıldandı Kadir.

Vazgeçme, Kadir. Tekerlekli sandalyeyle bir evde, asansürsüz ve rampasız yaşamak zor. Git benim yanımda kal, dedi hemşire, alaycı bir tonla.

Kadir bir an için tereddüt etti; bir yanda yabancı bir ev, diğer yanda uzun iyileşme süreci Fatma Hanımın Kavun, çorba, yoğurt, kalsiyum gibi beslenme tavsiyeleri, Bugün sevdiğin köfte var gibi sesleri aklına geldi.

Tamam, kabul ediyorum, dedi sonunda, Ama param yok; bursum henüz gelmedi.

Fatma Hanım elini göğsüne koyarak:

Kadir, para için mi beni çağırdım? Seni seviyorum, sadece öyle.

Sadece düşündüm ki diye başlayan Kadir sözünü kesti, Üzgünüm, size kızmak istemedim.

Ben kızgın değilim. Şimdi seni hemşirelik odasına götürürüm, oturursun, diye emretti, Değişim yaklaşıyor.

Fatma Hanım, ince çerçeveli pencereleri, oyma çerçeveleriyle süslü küçük bir evde yaşıyordu. İki sıcak odası vardı; Kadir, ilk günlerde odadan çıkmaktan çekiniyor, ev sahibine rahatsızlık vermemeye çalışıyordu.

Kendini sakın utanma, bir şey lazım mı? Çay içeriz. dedi Fatma Hanım, nazikçe.

Kadir, dışarıdaki karları, sobanın çıtırtılarını, ev yapımı yemeklerin kokusunu duydukça çocukluğundaki mutfağı hatırladı.

Zaman geçti; tekerlekli sandalyesi yerini bastonlara bıraktı, ayakları artık yürümeye başladı. Bir gün, Fatma Hanımın yanından geçerken:

Sınavlar, dersler… Zaman çalıyor. dedi Kadir.

Al bakalım, teknik okulun gidecek bir yeri kalmaz, diye uyardı Fatma Hanım. Doktor, bacaklarına bir süre dinlenme tavsiye etti.

Geçen haftalarda aralarındaki bağ güçlendi; Kadir, evin sıcaklığına ve Fatma Hanımın şefkatine tutunmak istiyordu, ama içindeki çocuğun sesi Bunu söyleyemem diye fısıldıyordu.

Ertesi sabah, eşyalarını toplarken telefon şarjını aradı, odanın kapısında Fatma Hanım gözyaşları içinde duruyordu. Kadir, sanki bilinmeyen bir itici güce uyarak ona doğru yürüdü ve sıkıca sarıldı.

Kalacak mısın, Kadirçik? diye fısıldadı Fatma Hanım, Sensiz ne yapacağım?

Kadir, ona sarıldı ve kalmayı seçti. Yıllar sonra, Kadirin düğününde Fatma Hanım, damat tarafının annesi olarak oturdu; bir yıl sonra, oğlunun yeni doğmuş kız çocuğu, büyükannesinin adını alarakLütfiyedoğdu.

Rate article
Lifequest
Kostik, tekerlekli sandalyede oturmuş, tozlu camlardan dışarıya bakıyordu.