Mahallemizde herkes yan kapıdaki yaşlı teyzeye kim bakacak diye düşünüyordu. Herkes, ona bakan ben olduğum için, sanki ileride bir miras alacağımı sandı. Oysa durum hiç de öyle değildi.
Benim adım Elif. Babamı hiç hatırlamıyorum; annemle evlendikten kısa süre sonra bizi terk etmiş. Annem ve dedem sayesinde büyüdüm, onlar hem ailem hem tüm dünyamdı. Fakat annem henüz ben on yaşındayken kanser oldu ve aramızdan ayrıldı. Kısa bir süre sonra da babaannemi kaybettik. O günden sonra tek dayanağım dedem olmuştu; bana hem anne hem baba oldu.
Yıllar geçti, ben büyüdüm, iş buldum ve dedem yaşlandıkça ona destek oldum. Son zamanlarda ise dedem çok zayıf düşmüştü, neredeyse yataktan hiç çıkamıyordu. Artık veda vaktinin yakın olduğunu hissetmeye başlamıştım.
Bir gün dedem beni yanına çağırdı, gözlerinde o eski sıcaklığı gördüm.
Elif, senden bir ricam olacak, dedi.
Tabii dede, ne oldu?
Biliyorsun, rahmetli babaannenin çok yakın bir arkadaşı vardı. Zehra Teyzeyle yıllarca kardeş gibi oldular. Babaannen sağken hep birbirlerine destek oldular. O vefat edince de ben elimden geldiğince Zehra Hanımın yanında oldum. Ne olur kızım, ben de gittiğimde Zehra Hanımı yalnız bırakma, ona göz kulak ol. Söz ver bana.
Sana söz veriyorum dedeciğim…
Ama o söz, ertesi gün yerine getirmek zorunda kaldığım bir görev haline geldi. Dedemi kaybettim ve bir anda koca dünyada tek başıma kaldım. Dediğini tuttum, Zehra Teyzenin yanına gidip ona yardım ettim, evini topladım, ona yemekler yaptım. Halbuki Zehra Teyze’nin kendi akrabaları da vardı, ama hiçbiri ne halini sordu ne arayıp ilgilendi.
Aradan üç yıl geçti, Zehra Teyze de hayata gözlerini yumdu. O vefat edince, bugüne kadar adını bile duymadığım akrabaları hemen ortaya çıktı.
Cenaze gününde herkes evde bir şeyler arıyordu. Herkesin derdi belliydi: para. Ben ise Zehra Teyzenin evinden yalnızca eski bir fotoğrafı aldım ve sessizce çıktım.
Ertesi gün Zehra Teyze’nin kız kardeşi kapıyı çaldı.
Elif, sana bir şey söylemem lazım, dedi gergin bir sesle.
Neymiş?
Zehra sana vasiyet bırakmış. Ama sen sonuçta bizim akrabamız değilsin. Evet, ben ilgilenemedim, ama çok zor zamanlarım oldu. Sana bir şekilde hakkını ödeyeceğim.
Olsun, hakkın olsun.
Sence Zehra Teyzenin verdiği her şeyi onlara mı bıraktım? Hayır, tam tersine. Eline geçen parayı ve eşyaları bir çocuk yuvasına bağışladım. Çünkü o eşyalar ya da para hiçbir zaman benim için bir anlam taşımadı.
Bu hikayeden şunu öğrendim: İnsanlara iyilik karşılık beklemeden yapılır. Miras, para, eşya hepsi gelir geçer. Ama iç huzur, vicdan ve gerçek iyilik hep kalır.




