– Anneciğim, ne diyorsun Allah aşkına? Kiminle konuşacak kimsen yok mu? Sana her gün iki defa telefon ediyorum ya, dedi kızı yorgun bir halde.
– Yok kızım, Defnecim, sen yanlış anladın, ondan demiyorum, diye iç geçirdi Nihan Hanım. Sadece artık yaşıtım, bana denk dostum kalmadı. Benim çağımın insanları gittiler.
– Anne, öyle şeyler söyleme. Senin eski okul arkadaşın Yasemin var ya. Hem oldukça çağdaşsın, yaşından çok daha genç görünüyorsun. Anneciğim, senin neyin var, dedi Defne üzgünce.
– Biliyorsun Yaseminin astımı var, uzun konuşamıyor, öksürmeye başlıyor hemen. Hem çok uzak oturuyor, şehrin öteki ucunda. Biz eskiden üç dosttuk, sana anlatmıştım. Ama Meltem uzun zaman önce vefat etti. Dün komşum Zehra uğradı. Çay ikram ettim ona, iyi kadındır, sık sık kapımı çalar. Hemen koşup börek getirdi, çocukları ve torunları için yapmış. Onlardan bahsetti. O benden genç, aramızda on beş yaş var ama çocukluk, okul anıları bambaşka. Bazen kendi yaşımdan birisiyle dertleşmek istiyorum, anılarımızı paylaşmak istiyorum, anlatabildim mi kızım, dedi Nihan Hanım, aslında kızının onu tam anlamayacağını bilerek. Daha gençti Defne, onun zamanı daha sürdüğü için anılara böylesine dalmak istemiyordu. Defne çok iyi ve düşünceli bir kızdı, sorun onda değildi.
– Anne, Salı günü için iki kişilik Türk Sanat Müziği konseri biletim var. Sen gitmek istememiş miydin? Hadi bırak şu karamsarlığı. Bordo elbiseni giy, yakışıyor sana!
– Tamam Defnecim, iyiyim, boş ver, ne olmuşsa herhalde bir an için duygusallaştım, dedi Nihan Hanım konuyu değiştirerek. İyi geceler, yarın yine konuşuruz, erken yat, dinlen, uykunu al.
– Tamam anneciğim, iyi geceler, dedi Defne ve telefonu kapattı.
Nihan Hanım pencereye bakarak İstanbulun gece parlayan ışıklarına daldı…
Onuncu sınıf, bahardı yine. Ne çok hayalleri vardı. Sanki dün gibiydi. En iyi arkadaşı Yasemin, sınıftan Selimi beğenirdi. Ama Selim Nihana hayrandı. Akşamları eve telefon eder, dışarı çağırırdı. Nihan ise Selimi sadece arkadaş olarak görüyordu, umut vermek istemezdi.
Sonra Selim askere gitti, döndü, evlendi. Yaseminin eski evinin olduğu semtte oturuyordu. O zamanlar ev telefonu vardı, numarası aklında…
Nihan Hanım o numarayı çevirdi. Uzunca bir süre çaldı, sonra hışırtı geldi, derken hafif bir erkek sesi duyuldu:
– Alo, buyurun, dinliyorum.
Acaba geç oldu mu, ne diye aradım ki, belki de Selim beni hatırlamaz, ya da bu o değil…
– İyi akşamlar, dedi Nihan Hanım, biraz titreyen bir ses tonuyla.
Tekrar hafif bir hışırtı oldu, ardından şaşkın ve sevinçli bir ses:
– Nihan? Gerçekten sen misin? Tabii ki sen… Senin sesini asla unutmam. Beni nasıl buldun? Ben de tam rastlantı sonucu açtım…
– Selim, tanıdın mı? dedi Nihan Hanım, çocukluğundaki o eski günlere döner gibi. Kimse onu uzun zamandır adıyla çağırmamıştı; ya anne, ya babaannem ya da Nihan Hanım oluyordu.
Sadece Nihan ne güzel gelmişti, sanki zaman geri gitmiş gibi.
– Nihan, nasılsın? Sesini duymak ne güzel, dedi Selim. Asıl bunu duymakla rahatladı Nihan Hanım. Ya tanımazsa ya da yersiz olurum diye endişeliydi.
– Onuncu sınıfı hatırlıyor musun? Sizi Yaseminle sandal gezisine çıkarmıştık. Elleri nasır tutan Veyseli hatırlıyor musun? Sonra Bahariyede dondurma yemiştik, müzik çalıyordu, diye devam etti Selim, sesi dingin ve hayalperestti.
– Tabii hatırlıyorum, dedi Nihan Hanım gülerek. Ya kamp gezimiz ormanda, sabaha kadar ateş başında gitar eşliğinde söylediğimiz şarkılar… Neler biriktirmişiz zamanında.
– Evet, dedi Selim gülerek. Sonra sen şiir yazardın, hatırlıyorum: Gecede eriyip, sabaha doğmak… Ne umut vericiydi!
Sen hep güneş gibiydin, yanındakinin içini ısıtırdın. Sevdiklerinin şanslı olduğunu hep düşündüm. Senin gibi bir anne, babaanne bulunmaz nimet.
– Hadi Selim, şimdi abarttın! Benim zamanım geçti artık…
– Yahu bırak artık, senin enerjin telefona geçti. Hiç sanmam ki tadını yitirmiş olasın hayatın. Bak, Nihan, daha çok şey yaşayacaksın. Güneş hâlâ senin için doğuyor.
Ve bulutlar gökyüzünde senin için koşuyor.
Ve kuşlar senin için öter!
– Selim, sen hâlâ romantiksin. Ya sen nasılsın peki, hep kendimden bahsettim… dedi Nihan Hanım, ama o sırada hatta tıkırtı, hışırtı oldu ve bağlantı kesildi.
Bir süre telefonu elinde tutarak öylece oturdu. Tekrar aramak istedi ama geç vakit olduğu için çekindi. Belki bir dahaki sefere.
Ne güzel konuşmuşlardı, ne çok şeyi anımsamıştı… O sırada telefon tekrar çaldı, irkildi: Torunu arıyordu.
– Alo, Ececiğim, uyumadım. Annen ne dedi? İyiyim çok şükür, annenle konsere gideceğiz. Yarın uğrar mısın? Süper, bekliyorum.
Nihan Hanım mutlu bir şekilde yatağına uzandı. Aklında nice yeni planlar vardı! Uykuya dalarken yeni dizeler kurmaya başlamıştı bile…
Sabah olunca Nihan Hanım kararını verdi, Yasemini ziyarete gidecekti. Birkaç tramvay durağı vardı ama ne olacak, daha yaşlı bunamış değildi ya.
Yasemin kapıyı açınca mutluluktan sarıldı:
– Nihayet geldin, kaç kere söz verdin! Aaa, kayısılı pasta almışsın, en sevdiğim! Anlat hadi hemen, dedi ve öksürdü, göğsünü yokladı. Ama sonra elini sallayarak, İyiyim, yeni cihaz sayesinde nefesim düzeldi. Hadi geçelim mutfağa, çay hazır. Nihan, bir gençlik geldi suratına, hayırdır?
– Bilmem ki, beşinci gençlik desem… Dün yanlışlıkla Selimi aradım, Selim Yüceyi… Onuncu sınıfta senin âşık olduğun çocuğu. O kadar güzel konuştuk ki, birçok şeyi tekrar hatırladım, dedi Nihan, pastayı keserken. Yasemin birden sustu, beyazladı, konuşmadan bakakaldı. Sonra kısık sesle:
– Nihan, bilmiyordun galiba ama Selimin öldüğünü duymadın mı? Tam bir sene oldu. Hem o evi de çoktan bırakıp gitmişti.
– Yok artık… Ama kiminle konuştum o zaman? Gençlik anılarımızı bir bir anlattı. Üzgündüm, morali bozuk aramıştım ve konuştuktan sonra yaşamın devam ettiğini, hâlâ gücümün ve umudumun olduğunu hissettim. Nasıl olur?
– Kendi sesiydi üstelik, dedi Nihan. O kadar güzel söyledi ki: Güneş senin için parlıyor. Rüzgar bulutları senin için kovalıyor. Kuşlar senin için ötüyor!
Yasemin başını salladı, sanki inanıp inanmamak arasında kararsızdı. Sonra net ve ciddi bir tonda dedi ki:
– Nihan, bilmiyorum nasıl oldu ama galiba gerçekten Selimdi. Onun sözleri, onun tarzı. Selim seni hep çok severdi. Bence sana oradan destek olmak istedi… Ve başardı da. Seni böylesine canlı ve huzurlu görmeyeli çok oldu.
Bazen birileri bitkin kalbimizi yeniden bir araya getirir. O an kendini tekrar hatırlarsın: Aslında, mutluymuşsun…
Hayat, geçmişin ve anın kıymetini bilince güzeldir.




