En Sevgili İnsanlarımız: Üç Kuşak Birlikte—Anneanne Anne Yanı, Dede, Torunlar ve Bizi Bir Arada Tutan Aile Bağlarımız Üzerine Sıcak Bir Hikâye

En sevdiklerimiz Hikaye

Hayat işte böyleymiş… Her şey bambaşka da olabilirmiş zamanında. Komşular hep şaşırıyorlardı; şansımıza bak, çocuklar yardım ediyor, torunlar kapımızı boş bırakmıyor, diyorlardı.

Bugün de ortanca torunumuz Murat uğrayacak. Dedesiyle matematik çalışıyorlar, bazen de apartmanın bahçesindeki barfiks direğinde çekişme çalışıyorlar birlikte.

Zehra Hanım ve eşi Kemal Bey henüz yetmişlerini yeni geçmişlerdi. Daha genç sayılırlardı! Üç tatlı torunları vardı.

Akşamdan, küçük torunu Melis ve büyük torunu Selda ile birlikte, Zehra Hanım kurabiye yapmıştı. Çayla beraber yiyecek bir şeyleri olsun, ortanca torun Murat da gelsin yesin diye.

Zehroş, bize bir dünya küresi almak lazım, dedi Kemal Bey birden, eşinin dalgın düşüncelerini bölen bir sesle. Muratla Melis haritadan pek bir şey anlamıyorlar. İri ve güzel bir küre gereklidir!

Bir de basketbol topu lazım. Dün bahçede, Muratla çocukların basket oynadığını izledik. O da oynamak istiyor.

Kapı çaldı. Murat okuldan geldi:

Selam babaanne! Selam dede! Yolda gelirken sizin en sevdiğiniz haşhaşlı poğaçadan aldım size.

Üstünü çıkardı, ellerini yıkadı; alışmıştı zaten, babasıannesinin nasihatlerini dinlerdi her zaman.

Okul nasıl geçti bakalım? Notlar nasıl? diye sordu Kemal Bey.

Dede, iki tane orta aldım matematikten… Yardım eder misin bana yine? Kafam allak bullak oldu, dedecim… Yüzünde üzüntü okunuyordu.

Neden oldu öyle? Geçen hafta hepsini çalışmamış mıydık? Neyse, şimdi oturur, birlikte çözeriz, moralini bozma.

Dur Kemal, çocuk daha yeni geldi, önce bir şeyler yesin, sonra çalışırsınız.

O zaman bana da bir tabak sıcak çorba verirseniz, ne güzel olur, diye şakacı bir göz kırptı Kemal Bey torununa.

Yemekten sonra Murat, dedesiyle odada ders çalışmaya gitti. Zehra Hanım onların arkasından yumuşak bir tebessümle bakıyordu.

Artık yakında köydeki yazlık mevsimi de başlayacaktı. Oraların havası bambaşka olurdu; tatlı ve taze. Küçük torunlar Melisle Murat, köyde onlarla kalacaklardı. Büyük torunu Selda ise, hafta sonları ailesiyle gelirdi. O artık kocaman bir genç kız olmak üzereydi, neredeyse on yedi yaşını dolduracaktı.

Selda, hemşirelik okulunda okuyordu, hastanede staj yapıyordu. Çok seviyordu mesleğini. Sonrasında da üniversiteye gitmek istiyordu. En büyük hayali, doktor olmak ve insanlara yardım edebilmekti. Güçlüydü, iyi kalpliydi, mutlaka başaracaktı.

Zehra Hanım, komodinin üzerinde duran bir fotoğraf çerçevesini eline aldı:

Ah oğlum, Alperim… Sen görebilseydin nasıl yaşadığımızı! Bizi affet, yavrum… Belki de babanla biz hata yaptık. Bir şeyleri eksik bırakmışız belli ki. Sana yardımcı olamadık… Yalnız bıraktık seni. Ama yok oğlum, bak ağlamıyorum, merak etme. Sen mutlaka bizi görüyorsundur, mutluluğumuza sevinirsin. Hayat böyle işte, her şeyden biraz var. Sevinç de, hüzün de… Sen onlardan çok göremeden gittin oğlum. Şimdi konuşmanın da faydası yok. Geçti gitti, değişmez artık.

Oo, Zehracığım! Duydun mu? Asumanla Mehmet geldiler. Melis de yanlarında.

Babaanne! diye sevinçle bağırdı küçük torunu, Zehra Hanımın boynuna atladı, küçük sıcak elleriyle sıkıca sarıldı.

Bak bana babaanne, dedi Melis iki eliyle Zehra Hanımın yüzünü kendine çevirerek. Saçımı gördün mü, ne kadar güzel? Seninki gibi yaptım… Çünkü sana benziyorum! Seni çok seviyorum babaanne, diyerek sarıldı ona. Zehra Hanımın gözleri doldu.

Yahu, yeter eziyet ettin kadına! diye güldüler Asuman ve Mehmet. Unuttun mu babaanneye bir şey verecektin?

Ay babaanne, bırak beni! diye Melis annesinin çantasından bir kağıt çekip çıkardı. Bak bu benim kreşte yaptığım resim! Bu sensin, bu dedem, bu annemle babam, bu Selda, Murat ve ben! Sana ve dedeme hediye çizdim. Bak kocaman bir aile olduk, güzel olmuş mu sence?

Çok… Hem de çok güzel olmuş! Paha biçilemez! Pasha, gel bak, ne getirmiş torunumuz! Bu resmi çerçeveletip duvara asacağım, her gün bakacağım! Koca ailemiz işte!

Bizim artık gitmemiz lazım Zehra Hanım… Murat, çantan hazır mı? Unutma çantanı! Zehra Hanım, Kemal Bey, yarın yemeğe mutlaka bize gelin. Çocuklar küçük bir gösteri hazırladı. Görüşürüz, yarına hoşça kalın!

Kapı kapandı. Zehra Hanım ve Kemal Bey çay koyup beraber oturdular.

Bak Kemal, ne kadar güzel kocaman bir ailemiz var, ne mutlu bize.

Evet, Zehracığım…

Hatırlıyor musun? Alper bir gün Asumanı kolundan tutup bize getirdiğinde ne kadar sevinmiştim! Belki oğlum akıllanır demiştim içimden. Bir sene çok güzel geçti. Mutluluktan uçar gibi olmuştum. Sonra yine bir şeyler ters gitmeye başladı… O kötü arkadaşlar… O kızlar…

Üzülme Zehra, bakma öyle…, diyerek sarıldı Kemal Bey, gözyaşlarını sildi.

Sonra Asuman gitti. Alper de bir kavgada bıçaklandı… Veee… Bir daha da oğlumuz olmadı.

Ah Zehracığım… Bugün neden böylesin? diye yine gözyaşlarını sildi eşi.

Öyle işte Kemal… Melis bana resim hediye etti ya az önce, düşündüm… Ne kadar şanslıyız! Düşünsene, Alper gittikten sonra Asuman hamile olduğunu söyleyip bir başına kalınca biz onu yalnız bırakmadık. Sonra Mehmetle tanıştı, Seldadan başka Murat ve Melis de oldu. Onların hepsi bizim evladımız oldu, kan bağından değil, gönül bağımızdan.

Biliyor musun? Hayatta ne zaman neyle karşılaşacağımızı bilemiyoruz. Ama bütün zorluklara rağmen, ben kendimi dünyanın en şanslı dedesi ve babaannesi olarak görüyorum!

Ve kocaman ailemiz… Onlar bizim en sevdiklerimiz!

Sevgi ve muhabbetin olduğu yerde, dert barınmazmış derler… Ne doğru!

Rate article
Lifequest
En Sevgili İnsanlarımız: Üç Kuşak Birlikte—Anneanne Anne Yanı, Dede, Torunlar ve Bizi Bir Arada Tutan Aile Bağlarımız Üzerine Sıcak Bir Hikâye