Gitme Anne. Bir Ailenin İçten Hikayesi Atasözümüz der ki: “İnsan ceviz değil ki bir kerede kırılsın.” Ama Tamara Hanım böyle düşünmüyordu; insanları iyi tanıdığına emindi! Kızı Merve geçen yıl evlenmişti. Tamara Hanım’ın hayali de kızı iyi bir damat bulsun, torunlar gelsin, o da büyük bir ailenin baş tacı, babaanne olsun istemişti. Merve’nin eşi Erhan akıllı ve hali vakti yerinde biriydi, bundan da fazlasıyla gurur duyuyordu. Ama yeni evli çift ayrı bir eve çıkmıştı, Erhan’ın kendi evi vardı ve artık Tamara Hanım’ın tavsiyelerine pek de ihtiyaç duymuyorlardı! Tamara Hanım’a göre ise Erhan, Merve’ye iyi gelmiyordu! Tamara Hanım’ın planlarına hiç uymuyordu bu ilişkinin gidişatı. Erhan’dan giderek rahatsız olmaya başlamıştı. – Anne, bak anlamıyorsun, Erhan yetimhanede büyüdü. Her şeyi kendi başına başardı, çok güçlü ve iyi kalpli, – derdi dururdu Merve. Tamara Hanım’ın gözünde ise Erhan iyice olumsuz birine dönüşmüştü. Onu kızının gözünde yermesi anne olarak görevi gibi geliyordu. Eğitimsiz, inatçı, hiçbir şeye ilgisi yoktu! Hafta sonlarını televizyon başında geçiriyor, “yoruldum” diyordu! Kızı böyle biriyle bütün ömrünü geçirmek mi istiyordu? Asla izin vermezdi, Merve bir gün annesine teşekkür edecekti. Bir de çocukları olursa, Tamara Hanım’ın torunları, böyle bir baba ne öğretebilirdi ki onlara? Tamara Hanımın hayal kırıklığı büyüyordu. Erhan da bunu hissettikçe kayınvalidesiyle iletişimini iyice azaltmıştı. Artık neredeyse hiç konuşmuyorlardı, Tamara Hanım onların evine de uğramaz olmuştu. Merve’nin babası ise sakin bir adamdı; karısını iyi tanıdığından, tarafsız kalmayı seçmişti. Ama bir gece, geç vakitte Merve Tamara Hanım’ı aradı, sesi telaşlıydı: – Anne, sana söylememiştim, iki günlüğüne iş seyahatine gittim. Erhan şantiyede üşütmüş, eve erken döndü ve kendini kötü hissediyordu. Arıyorum, telefona bile bakmıyor. – Merve, bana bunları neden anlatıyorsun?, – diye çıkıştı Tamara Hanım, – Kendi kafanıza göre yaşıyorsunuz, biz anne babanızın ne düşündüğünün önemi yok! Benim halimi soran yok ki! Gecenin bir vakti arayıp Erhan’ın hastalandığını mı söylüyorsun? Akıllı mısın sen? – Anneciğim, – dedi Merve titreyen sesiyle, – Kırıldım, çünkü bizi anlamak istemiyorsun. Erhan’ı değersiz, boş biri olarak görüyorsun, halbuki ona aşık oldum ve o çok iyi bir insan! Sen bana inanmıyor musun? Tamara Hanım sustu. – Anne, ne olur, sizde bizim evin anahtarı var. Lütfen, gelir misiniz? Erhan’a bir şey oldu diye çok korkuyorum! Lütfen, anne! – Peki canım, sırf senin için, – dedi Tamara Hanım ve kocasını uyandırmaya gitti. Damadının evine gittiklerinde kimse kapıyı açmadı, Tamara Hanım anahtarıyla kapıyı açtı. İçeri girdiler – karanlık… Belki kimse yoktu? – Belki evde değildir? – dedi babası, ama Tamara Hanım ona öyle bir baktı ki, kızının paniği ona da geçmişti. Odaya girince korkuyla donakaldı. Erhan garip bir şekilde kanepede yatıyordu. Ve ateşi vardı! Ambulans doktoru hemen müdahale etti: – Endişelenmeyin, oğlunuzda soğuk algınlığından dolayı komplikasyon var. Sanırım çok çalışıyor, ayakta geçirmiş, – dedi ilgili bir şekilde Tamara Hanım’a. – Evet, çalışıyor, – başını salladı Tamara Hanım. – Takip edin, ateş çıkarsa arayın, bir şey olursa gene gelin. Erhan uyuyordu. Tamara Hanım ise kendini çok tuhaf hissetti, sevemediği damadının başucundaydı şimdi. Erhan’ın ateşten iyice terlemiş, saçları yapışmış, solgun bir hali vardı. Birden ona çok acıdı. Uyurken yüzü yumuşamış, olduğundan daha genç görünüyordu. Birden uykusunda fısıldadı Erhan ve Tamara Hanım’ın elini tuttu: – Anne… Gitme, anne… Tamara Hanım donakaldı, ama elini çekip almaya cesaret edemedi. Sabaha kadar yanında oturdu. Sabah ezanında Merve aradı: – Anne, özür dilerim, yarın uçağım var, gelmem gerekmez, her şey düzelecek. – Tabii ki düzelecek kızım, geçti bile, – gülümsedi Tamara Hanım, seni bekliyoruz, her şey yolunda. ***** İlk torunu doğduğunda, Tamara Hanım yardım teklif etti hemen. Erhan minnetle elini öptü: – Görüyor musun Merve, sen “annem bize yardım etmez” diyordun. Tamara Hanım ise, kucağında küçük Timur ile, evi turlayıp ona sevgiyle konuşuyordu: – Bak Timuçin, en güzel babanla annen var, dede ve babaannen… Sen çok şanslı bir çocuksun! Demek ki atasözü doğru: İnsan ceviz değil ki, hemen içini anlayabilesin. Sevgiyle, her şey çözülür.

Halk arasında şöyle derler: İnsanı hemen tanıyamazsın, cevizi kırmadan içini göremezsin.

Ama ben, Seher Hanım, bu söze hiç katılmazdım çünkü insanları hemen çözerim sanırdım!

Kızım Dilek, geçen sene evlendi. Oysa ben ne çok istemiştim onun iyi birini bulmasını, bir sürü torunum olsun; her zamanki gibi ben de o büyük ailemin başı olayım.

Ama Oğuz, yani damadım, akıllı biriydi; e haliyle durumu da iyiydi. Bununla da çok övünürdü sanki. Fakat kendi evlerinde yaşamaya başladılar, Oğuzun zaten kendi dairesi vardı; görüyordum, benim fikrime soran da yoktu!

Bence Dileki olumsuz etkiliyordu bu Oğuz! Böyle eşitlikçi bir aile hayatı hiç bana göre değildi. Oğuzu hiç sevmemeye başlamıştım.

Anne, anlamıyorsun galiba, Oğuz yetimhanede büyüdü. Her şeyi kendi başına başardı, güçlü ve iyi kalpli biri, derdi Dilek üzülerek.

Ama ben ise dudaklarımı büzüp Oğuzun bir kusurunu daha bulmaya hazırlanıyordum.

Sanki Oğuz oğlumun kızıyla oynadığı adamdan bambaşkaydı! Annelik görevim bu kızımın gözünü açmaktı, yoksa ileride çok geç olurdu!

Ne diploması vardı, ne de adam akıllı bir işte çalışıyordu! Üstelik her hafta sonu, yorgunum diye kanepede televizyon karşısında pinekliyordu!

Dilek tüm hayatını böyle bir adamla mı sürdürecekti? Olmazdı, müsaade etmezdim. Bir gün minik torunlarım olursa, onların Oğuzdan ne öğreneceğini düşünmek bile istemiyordum!

Büyüdükçe Oğuz bana daha da yabancı geliyordu, bu yüzden görüşmeleri iyice azalttım, hatta onların evine gitmeyi de bıraktım.

Dilekin babası, İsmail Bey, çok yumuşak başlı adamdır; karışmazdı, uzaktan bakar, karısı ne yaparsa yapsın ses etmezdi.

Bir akşam telefonum çaldı, Dilekin sesi telaşlıydı:

Anne ben sana söylememiştim ama iki gündür iş seyahatindeyim. Oğuz geçen gün inşaatta üşütmüş, erkenden eve gelmişti, sesi de kötüydü. Şimdi arıyorum açmıyor!

Dilek, bunu bana niye anlatıyorsun? dedim sinirli, Artık kendi hayatınızı kurdunuz, anne babanızın kıymetini umursamıyorsunuz! Benim nasıl olduğum hiç mi önemli değil yani?

Gece gece arayıp Oğuz hastalandı diye dert mi anlatılır; akıl var mantık var!

Anneciğim, dedi, sesi titredi. Üzülüyorum çünkü beni ve Oğuzu bir türlü anlamak istemiyorsun. Oğuzu boşuna küçümsüyorsun, öyle kötü biri değil! Sen beni tanımıyorsun mu sandın? Ben kötü birini sever miyim hiç; bana inanmıyor musun?

Boynum büküldü. Bir şey diyemedim.

Ne olur anne… Hâlâ sizde evimizin yedeği var, rica etsem bir bakar mısınız? Oğuza bir şey olmuş olabilir… Ne olur!

Peki, senin için, dedim ve İsmaili uyandırdım.

Damadımın kapısını çaldık, açan olmadı, ben de anahtarla içeri girdim.

Ev zifiri karanlıktı, İsmail, Evde yoksa? dedi, ama ben Dilekin telaşıyla kaygıya kapılmıştım.

Odaya girer girmez donakaldım. Oğuz kanepede, tuhaf bir şekilde yatıyordu. Dokundum, ateşi fırlamıştı!

Gelen nöbetçi doktor, Oğuzu ayıltıp bize şöyle dedi:

Merak etmeyin, galiba hastalığı ayakta atlatmaya çalışmış. Çok çalışıyor olmalı, değil mi?

Evet, çalışıyor, dedim sessizce başımı sallayarak.

Şu an iyi, ateşini takip edin. Gerekirse tekrar ararsınız.

Oğuz uyudu, ben de başucundaki koltuğa çöktüm. İçimde bir tuhaf duygu; yeni yeni sevmeye başladığım damadın başında bekliyorum.

Yüzü sapsarıydı, alnında ter damlaları. Saçları alnına yapışmış. Uykusunda çocuk gibi masumdu; hiç böyle görmemiştim.

Anne… diye mırıldandı uykusunda, elimi tuttu. Gitme, anne…

Ne yapacağımı bilemedim; elini bırakmaya kıyamadım.

O gece hiç uyumadan başında oturdum.

Sabahın köründe Dilek aradı:

Anne, üzgünüm, yakında döneceğim, telaş etme, toparlar.

Elbette toparlar, çok daha iyi, dedim, gülümseyerek, Seni bekliyoruz, merak etme, her şey bizim için yolunda.

*****

Torunum doğunca hemen yardıma koştum. Oğuz minnettarlıkla elimi öptü:

Bak Dilek, sen hep annen bize destek olmaz diyordun.

Ben ise Tunayı gururla kucağıma alıp neşeyle dolaşıyordum evde, kendi kendime dedim ki:

Sen var ya Tuna, en şanslı çocuk sensin bu dünyada, hem annen baban, hem de dede ve babaannen var! Kutlu olsun ömrün evladım!

Demek ki doğruymuş, insanı bir kerede tanıyamazsın.

Her şeyin çaresi, sadece ve sadece sevgiden geçiyor…

Rate article
Lifequest
Gitme Anne. Bir Ailenin İçten Hikayesi Atasözümüz der ki: “İnsan ceviz değil ki bir kerede kırılsın.” Ama Tamara Hanım böyle düşünmüyordu; insanları iyi tanıdığına emindi! Kızı Merve geçen yıl evlenmişti. Tamara Hanım’ın hayali de kızı iyi bir damat bulsun, torunlar gelsin, o da büyük bir ailenin baş tacı, babaanne olsun istemişti. Merve’nin eşi Erhan akıllı ve hali vakti yerinde biriydi, bundan da fazlasıyla gurur duyuyordu. Ama yeni evli çift ayrı bir eve çıkmıştı, Erhan’ın kendi evi vardı ve artık Tamara Hanım’ın tavsiyelerine pek de ihtiyaç duymuyorlardı! Tamara Hanım’a göre ise Erhan, Merve’ye iyi gelmiyordu! Tamara Hanım’ın planlarına hiç uymuyordu bu ilişkinin gidişatı. Erhan’dan giderek rahatsız olmaya başlamıştı. – Anne, bak anlamıyorsun, Erhan yetimhanede büyüdü. Her şeyi kendi başına başardı, çok güçlü ve iyi kalpli, – derdi dururdu Merve. Tamara Hanım’ın gözünde ise Erhan iyice olumsuz birine dönüşmüştü. Onu kızının gözünde yermesi anne olarak görevi gibi geliyordu. Eğitimsiz, inatçı, hiçbir şeye ilgisi yoktu! Hafta sonlarını televizyon başında geçiriyor, “yoruldum” diyordu! Kızı böyle biriyle bütün ömrünü geçirmek mi istiyordu? Asla izin vermezdi, Merve bir gün annesine teşekkür edecekti. Bir de çocukları olursa, Tamara Hanım’ın torunları, böyle bir baba ne öğretebilirdi ki onlara? Tamara Hanımın hayal kırıklığı büyüyordu. Erhan da bunu hissettikçe kayınvalidesiyle iletişimini iyice azaltmıştı. Artık neredeyse hiç konuşmuyorlardı, Tamara Hanım onların evine de uğramaz olmuştu. Merve’nin babası ise sakin bir adamdı; karısını iyi tanıdığından, tarafsız kalmayı seçmişti. Ama bir gece, geç vakitte Merve Tamara Hanım’ı aradı, sesi telaşlıydı: – Anne, sana söylememiştim, iki günlüğüne iş seyahatine gittim. Erhan şantiyede üşütmüş, eve erken döndü ve kendini kötü hissediyordu. Arıyorum, telefona bile bakmıyor. – Merve, bana bunları neden anlatıyorsun?, – diye çıkıştı Tamara Hanım, – Kendi kafanıza göre yaşıyorsunuz, biz anne babanızın ne düşündüğünün önemi yok! Benim halimi soran yok ki! Gecenin bir vakti arayıp Erhan’ın hastalandığını mı söylüyorsun? Akıllı mısın sen? – Anneciğim, – dedi Merve titreyen sesiyle, – Kırıldım, çünkü bizi anlamak istemiyorsun. Erhan’ı değersiz, boş biri olarak görüyorsun, halbuki ona aşık oldum ve o çok iyi bir insan! Sen bana inanmıyor musun? Tamara Hanım sustu. – Anne, ne olur, sizde bizim evin anahtarı var. Lütfen, gelir misiniz? Erhan’a bir şey oldu diye çok korkuyorum! Lütfen, anne! – Peki canım, sırf senin için, – dedi Tamara Hanım ve kocasını uyandırmaya gitti. Damadının evine gittiklerinde kimse kapıyı açmadı, Tamara Hanım anahtarıyla kapıyı açtı. İçeri girdiler – karanlık… Belki kimse yoktu? – Belki evde değildir? – dedi babası, ama Tamara Hanım ona öyle bir baktı ki, kızının paniği ona da geçmişti. Odaya girince korkuyla donakaldı. Erhan garip bir şekilde kanepede yatıyordu. Ve ateşi vardı! Ambulans doktoru hemen müdahale etti: – Endişelenmeyin, oğlunuzda soğuk algınlığından dolayı komplikasyon var. Sanırım çok çalışıyor, ayakta geçirmiş, – dedi ilgili bir şekilde Tamara Hanım’a. – Evet, çalışıyor, – başını salladı Tamara Hanım. – Takip edin, ateş çıkarsa arayın, bir şey olursa gene gelin. Erhan uyuyordu. Tamara Hanım ise kendini çok tuhaf hissetti, sevemediği damadının başucundaydı şimdi. Erhan’ın ateşten iyice terlemiş, saçları yapışmış, solgun bir hali vardı. Birden ona çok acıdı. Uyurken yüzü yumuşamış, olduğundan daha genç görünüyordu. Birden uykusunda fısıldadı Erhan ve Tamara Hanım’ın elini tuttu: – Anne… Gitme, anne… Tamara Hanım donakaldı, ama elini çekip almaya cesaret edemedi. Sabaha kadar yanında oturdu. Sabah ezanında Merve aradı: – Anne, özür dilerim, yarın uçağım var, gelmem gerekmez, her şey düzelecek. – Tabii ki düzelecek kızım, geçti bile, – gülümsedi Tamara Hanım, seni bekliyoruz, her şey yolunda. ***** İlk torunu doğduğunda, Tamara Hanım yardım teklif etti hemen. Erhan minnetle elini öptü: – Görüyor musun Merve, sen “annem bize yardım etmez” diyordun. Tamara Hanım ise, kucağında küçük Timur ile, evi turlayıp ona sevgiyle konuşuyordu: – Bak Timuçin, en güzel babanla annen var, dede ve babaannen… Sen çok şanslı bir çocuksun! Demek ki atasözü doğru: İnsan ceviz değil ki, hemen içini anlayabilesin. Sevgiyle, her şey çözülür.