Kızının Hayatını Mahvettim

Hatırlıyorum, yıllar önce bir bahar günü annem Zehra Hanım, kızım Deryaya otuz iki yaşını kutlamaya çağırdı. Canım kızım, mutlu yıllar! Sana bu sevimli hatıra hediyesini veriyorum, diye, elindeki dantel örgü çorapları uzattı. Derya gözlerini kocaman açtı, annesine baktı. Evet, evet, artık otuz iki, nesil devamı düşünmenin vakti. Ben de yaşlanıyorum, sen de Senin de yaşlanman Ben hâlâ torunlarıma göz kırpmak istiyorum. Arkadaşlarımın torunları çok yakında doğacak, ben ise tek büyük anne, torunsuz kaldım.

Deryanın yüzü kızardı, masada bir sessizlik çöktü. Yanında annesinin iki dostu ve üç komşusu oturmuş, Zehra Hanıma bakıyorlardı. Affedersiniz, biraz uzanmak istiyorum, çok yorgunum, diye söze girdi Derya, masadan fırladı. Gözlerindeki kırmızı damlaları misafirlerin görmesini istemedi; annesinin sürekli saatlerin akıp gittiğini anımsatması genç kadına büyük bir acı veriyordu.

Saatler akıp gidiyor Peki ya çocuk? Anne kocaman bir emekli olduğunda çocuğa ne sunacak? Neredeyse baba adayı yok, evlilik de bir hayal Deryanın içinde bir çırpınma vardı. Anne, ne yapacağım ki? Kızların evlenmesi lazım, ama biz burada kız çocuklarını evlat ediniyoruz, diye Zehra Hanım iç çekti. Baba gibi bir erkeğimiz bile yok. Ne yapacağız?

Derya annesiyle birlikte Kırşehirin bir kasabasında iki odalı mütevazı bir dairede yaşıyordu. Mahrem ilişkileri hiç olmamış, evlilik hayali ona aşk romanlarından bir masal gibi geliyordu. Posta şubesinde çalışıyor, kutuları taşıyor, mektupları gönderiyor, bilgisayarda paket kaydı yapıyordu. Günün birinde sırt ağrısı o kadar şiddetli olur ki eve neredeyse güçsüz gelirdi. Tek istediği, bir lokma yemek ve kanepede uzanıp gözlerini kapatmak, hiçbir şey düşünmemekti.

Yine uzandın, hadi şiir gecesine gel! Güzel bir genç adam buluruz sana, diye annesi, Deryayı bir deniz foku gibi kanepeden kaldırmaya çalıştı. Anne! Bırak beni, dinleniyorum! diye bağırdı Derya.

Zehra Hanım ise yedi sene üstünde olmasına rağmen enerjisi bitmez türden bir fırtına gibiydi. Kültür merkezindeki konserlerde sahne alır, ilçe merkezine birden çok aktivist toplantısına gider, emekli hanımlarla şiir okur, insanların yardımına koşar, hiç durmazdı. Torunlar için enerjisi yetmez miydi, Deryanın enerjisi ise adeta bir mum gibi sönük kalmıştı.

Anne, kızına çırpıcı çorapları sık sık sallayarak, Kızım, artık çocuk düşünme zamanı geldi! derdi. Anne, dur bir yana, ben bu çorapları kırmızı bir boğa bağırsağı gibi sallamıyorum! diye bağırdı Derya. Şimdi büyük bir kadın oldun, çocuk düşün! Bir gün torunlarıma bakmak istiyorum, yoksa ben de ölürüm, diye ısrar etti Zehra Hanım.

Derya, Anne, emin değilim. İşim zor, maaşım az, sırtım ağrıyor, iki kişi bir evde sıkışıkken çocuk? Allah razı olsun! dedi. Tam da bunu söylemişken, hayatı biraz farklı yönlendirebilirsin, iş ve kanepeden başka bir şey düşün. Mesela, Elif Hanımın torunu çok zeki, ona bak. Deryanın cevabı ise, Ben hamile kalamam, senin torun istediğin için evlenmem gerekir. Ama bana nişanlı kimse bulamadı. Bir de Veli vardı, sen onu da reddettin! diyerek bitti.

Gençlik yıllarında Deryanın bir hayranı vardı: İbrahim. Durağan bir aileye mensup, iyi bir gençti. Fakat Zehra Hanım, Şu çocuğa bir bak, hâlâ evlenmek istemiyor, git evden çık! dedi. Derya yalnız kaldı. Bir süre sonra İbrahim, Deryanın en yakın arkadaşı Laleye göz attı. Lale, Derya gibi seçici değildi; yarı yıl önce üçüncü çocuğunu doğurmuş, mutlu bir hayat sürüyordu. İbrahim, artık bir çocuk daha doğurdu, ne güzel! diye Zehra Hanım fısıldadı, Başka erkekler de var, çık dışarı!

Derya, Keşke daha erken çıkmış olsaydım. Şehre gitmek istediğimde, Yalnız kalacaksın dedin, Yolun dolu tehlikelerle diye uyardın. Beni teknik liseye zorladın, fizik sevmiyorum, ikinci sınıftan neredeyse atıldım, diye anımsadı. Sen sadece beni korumaya çalıştın ama aynı zamanda özgürlüklerimi de çiğnedin, dedi annesine.

Zehra Hanım, Posta işi sabit, yakındır evine, yiyecek bir şey bulamazsan? diyerek savundu. Anne, benim hayalim başka, bu iş bana ilham vermiyor, dedi Derya. Doğur, belki değişir, dedi annesi.

Anne, sen de çalışmasan? Belki sıkılmışsındır, çok enerjin var, bir bakıcı ol, çocuklarla vakit geçir, belki para biriktiririz, deniz kenarına gideriz. Ben bu kasabayı hiç dışarı çıkmadım, dünyayı görmeliyim, dedi Derya. Zehra Hanım, Nereye giderim? Kim beni alır? diye sordu. İbrahime gidebilirsin! Onların parası var, çocukları çok, dedi Derya. Zehra Hanım, İbrahim mi? Ben gidebilirim ki? Beni kabul eder mi? diye ağlamaya başladı. Derya, İstediğin kadar para isterler, ama kimse senin gibi bir yaşlı kadını işe almaz, diye yanıtladı.

Zaman geçti, Zehra Hanım çorapları sallamayı bıraktı, kendi işleriyle meşgul oldu. Bir gün ilçe emekli derneğinde, gençlerin aile sorunları konuşulurken, annesi aniden, Kızım hiç hedefi yok, bir şeylere koşmuyordu, diye şikayet etti. Bana ne ekin, ne de tohum verdin, şimdi meyveler acı, diye ekledi. Ne verdiniz ki? Bir ev mi? Eğitim mi? Ya da bir aşk mı? Bir şey vermediniz! dedi. Zehra Hanım, Erkek bana terk etti, ben tek başıma çektim! diye mırıldandı. Başkaları, Anne, neden çocuğa bakmadınız? Çocuğunuzun bir evi, bir eğitimi yoktu, diye eleştirdi.

Zehra Hanım bu sözler karşısında susup, akşam çayını içti. Geçmişi göz önüne getirince, kızına at koşturduğu, bisiklet sürmesine izin vermediği, İbrahimi reddettiği, dışarı çıkmasını engellediği anlar bir bir canlandı. Bütün bu korumacılık bir esirlikti, diye düşündü, Şimdi bir şeyler değiştirmeliyim.

Ertesi gün, komşusu Ayşeyi ziyaret etti, İbrahimin eşi bir bakıcı arıyor, üçüncü çocuğunu tek başına bakamıyor. Sen de bir iş bulmak ister misin? diye sordu. Ayşe, Evet, üç çocuğa bakmak zor ama maaş da fena değil dedi. Böylece Zehra Hanım, çocuk bakıcılığına başladı; zor ama sevdiği bir işti. Üç minik çocuğun neşesi ve iyi bir maaşla birikim yaptı.

Derya, annesinin bu değişimini gördükçe şaşırdı, sevinçle doldu. Zehra Hanım artık sürekli çocukları ne zaman düşünürsün? diye sormuyordu; akşamları yorgun düşüp çarpıyordu. Birkaç ay içinde biriktirdiği para ile, Deryaya bir seyahat belgesi aldı. Kızım, otuz üç yaşındasın. Sana bir seyahat hediye ediyorum, dünyayı gör, yeni şeyler öğren, dedi. Derya bileti eline alırken gözleri parladı, annesine sarıldı, Teşekkür ederim anne, hayat gerçekten şimdi başlıyor, dedi.

Geri döndüğünde Derya, bitki gibi kök salmış bir hayatı bırakıp muhasebecilik okudu. İlk müşterileri İbrahim ve karısı oldu; aralarındaki ilişki dostane bir iş ortaklığına dönüştü. Diğer işletmeler de onu tanıdıkça, muhasebe hizmeti alıp iyi kazanmaya başladı. Üç yıl içinde birikimle bir tatil planladı, deniz kenarında bir köyde dinlendi, hayatının yeni bir sayfası açıldı.

Üç yıl sonra Derya, Serkanı tanıdı, evlat edinmek için bir yetimhaneden bir bebek aldı. Bir yıl sonra hamile olduğunu öğrendi. Yaş ilerlemiş bir çocuk mu? diye düşünülse de Derya, Hayatım hâlâ önümde, kimseyi dinlemiyorum, diyerek mutlu bir anne oldu. Zehra Hanım ise iki torun babasının annesi olarak, bahçesinde oturup Neyse ki sonunda birisi çocuğumun çiçeğini ekti, diye gülümseyerek huzur buldu.

Rate article
Lifequest
Kızının Hayatını Mahvettim