«Çabaladım ama yetişemedim!»: Hastaneye düşen kadının kedisini sokakta buldum.

15 Nisan 2025

Bugün akşam eve yürürken, yorgunluk bedenimi sarmıştı; sanki o kış akşamında hastalar bir anda topluca hastalanmış gibi hissettim. Veteriner kliniğindeki vardiya saatleri bir lastik gibi uzayıp birden daralıyor; saatler on gibi geçiyor ve ben kapıyı kapatırken çay, battaniye ve sessizliğin hayalini kuruyorum. Çıkmakta olduğumda, binanın giriş kapısının önünde hafif bir miyav sesi duydum. İnce ve ısrarcıydı, karanlıktan süzülen bir ip gibi. Durup dinledim; meslek alışkanlığım beni uyarıyor: ne kadar sadece çantasıyla bir kadın olmaya çalışsam da işim bir tüy gibi yapışıp kalıyor.

Ses bir kez daha yaklaştı. Merdiven boşluğunda, ikinci ve üçüncü kat arasındaki eski bir kaloriferin altında, küçük bir kedi oturuyordu. Beyazgümüş tüyleri, sağ gözü üzerinde koyu bir benek; sanki fırçanın çarpması gibi. Tüyleri bir yana karışmış, gözleri büyük ve yorgun bir hâlde bana bakıyordu. Gözleri Dayanıyorum ama gücüm kalmadı diye fısıldıyordu.

Merhaba, diye fısıldadım kendi kendime, şaşkınlıkla. Burada ne yapıyorsun?

Kedi kaçmadı, sadece başını omzuma yasladı; bu, kedigillerin zararlı değilim demesinin en sevimli hali. Oturdum, avuç içimi ona uzattım. Kedi, hastane kokusunu, ilaçların kokusunu, yabancı hikâyeleri içine çekti; bir adım ileriye doğru attı. Anlaşıldı, bir anlaşma kurulmuş gibiydi.

Üst katta, altıncı kattan bir komşu ortaya çıktı, sahneyi izledi ve şöyle dedi:
Hanımefendi, ona dokunmayın. Belki bulaşıcıdır. Yönetimle konuştuğumuzda site yöneticisi bizi azarlayacak.

Azarsın, dedim sakin bir sesle. Kediyi alacağım, soğukta kalmış.

Peki ya kuduzsa? diye neredeyse fısılda.

Hayır, o sadece yorgun, diye yanıtladım. Ve sıcaklıkla iyileştirilebilir.

Komşu sustu. Şalımı çıkardım, kedinin altına koydum ve nazikçe kucağıma aldım. Direneceğini, hırlayacağını düşündüm ama kedi hemen bana sarıldı, burnunu ceketimin içine gömdü. İçimden bir teşekkür ederim sesi geldi. Kediler kelimelerle konuşmaz, sessizlikleri bazen kelimelerden daha yüksek sesle haykırır.

Eve döndüğümde loş bir gece lambasını yaktım, havlu, su, mama kabı ve bir yedek kum kabı hazırladım. Kediye bir karton kutu koydum; geçici bir yuva. Kedimiz temkinli bir şekilde dışarı çıktı, etrafı süzdü ve tüylerini temizlemeye başladı; titrek, kesik kesik ama çabuk. Bu, iyi bir işaretti; kendine geri dönüyordur.

Tanışalım, dedim. Ben Elif. Sen kimsin?

Kedi su kabına yaklaştı, sakin bir şekilde içti. Beş dakikalık sessiz izleme, bir veterinerin sessiz kuralıydı. Bu sürede çok şey anlaşıldı. Tasması yok, kulakları temiz, kalçasındaki tüy dağınık, bir patisinde küçük bir çizik vardı. Hiçbir şey kritiklik kazanmadı; hepsi sıcaklık, fırça ve zamanla düzelecek.

Elimdeki mama paketini açtım; her ihtimale karşı diye sakladığım paket, sonunda işe yaradı. Kedi dikkatle yedi, ardından yanına oturdu ve bana bakarak sordu: Kalabilir miyim?

Tabii ki, dedim. En azından bir gece.

Kedi başını elime koydu. O an, beklediğim sessizlik geldi, ama bir kedinin hafif motor sesi gibi bir huzurla doldu. Battaniyeyi serdim, yanına havlu koydum. Kedi ortada değil, kenarda bir yerde yerini aldı, gözlerini hafifçe kapadı; hâlâ kontrolü elinde tutuyordu. Yanına uzandım, bir tür garip sakinlik hissettim; kediler aklımı dahi düzenliyor gibi.

Gece boyunca birkaç kez uyandım. Bir kez kontrol amaçlı miyavladı, elimi okşadım, o da tekrar mırladı. Bir kez ev chatinde bir mesaj geldi: Bu kediyi kim getirdi? Çözümleyelim. Gülümseyerek düşündüm: Çözümleyeceğiz, ama önce ısıtalım.

Sabah fotoğraf çektim ve ilan astım: Beyazgri kedi, gözünün üstünde benek. Sevecen. Sahip aranıyor. Binanın önüne yapıştı, apartman sohbetlerine gönderdi. Klinik çip kontrolü yapıldı; kaydı yoktu. Şaşırtıcı değildi.

Kendi evinde tutar mısın? diye sordu site yöneticisi.

Önce sahibini arayacağız, dedim. Bulamazsak, ona bakarım. Yüzünde bir gülümseme belirdi; sanki cevabı önceden biliyormuş gibi.

Akşam bir telefon çaldı.
Merhaba kedinin gözünün üstünde benek var mı? Sanki kirle boyanmış gibi diye kadın sesi, hafif titrek.

Evet, biliyor musunuz? dedim.

Sanırım. Bizim komşu dairede, Tamara Hanım adında bir kadın vardı. Şu an hastanede. Kedisi Mırmırdı. Bazen ona mama verir, ama daireye girmesine izin vermemişler. Kedinin bir vakit sonra kaçtığını düşünmüşüz. dedi.

Lütfen gelin, diye yanıtladım. Kendiniz de görün.

Yirmi dakika sonra, kırk yaşında bir kadın ve yedi yaşında bir kız, annenin arkasına saklanmış olarak belirdi. Kedi mutfaktan çıktı, durdu ve meraklı bir bakışla etrafı süzdü. Kadın oturdu.

Mırmır? diye fısıldadı. Mırmır, sen misin?

Kedi bir iki adım ilerledi, kadının eline başını yasladı. Anlaması zor olmadı; kız sevinçle cızırdadı, ama çok dikkatli oturdu; hayata karşı o ince çocuk saygısı hâlâ tazeydi.

Birisi onu almış sanıyorduk, diye kadın hızlıca açıkladı. Tamara hastanede, biz kediyi beslerdik. İki gün önce kayboldu, artık binaya giremedi. Derin bir iç çekti ve gülümseyerek sordu: Siz Elif, klinikten doktor, değil mi? Sohbette gördüm, çok teşekkür ederim.

Tamara Hanım ne durumda? diye sordum sakin bir sesle.

Hikâye hem basit hem de acıydı. Tamara, Üçüncü Katın Büyükannesi olarak komşularının takmasıyla anılan kadındı; bir evde yalnız, hafif hastalığı vardı, bir akşam kalbi durdu. Ambulans gelince götürülmüş, akrabaları uzakta; yöneticinin bakacağız demesi bir kapıyı kapatıp kediyi o eski kaloriferin altında bekletmişti.

Biz onu alabilir miyiz? diye kadın sordu. Ama bir papağanımız var, belki iyi anlaşmazlar. Ben de gece geç saatlere kadar çalışırım; kızı da okul sonrası bakar. En azından geçici bir ev. dedi.

Tamam, dedim. Bugün kedi benimle kalacak. Yarın hastaneye gidip Tamaranın durumu nasıl görünüyor bakarım. Eğer kimse ona bakamazsa, birlikte ne yapacağımızı planlarız. Ben de yardımcı olurum. Papağanı ayrı bir odaya koyarız, kediyi yavaşça tanıştırırız.

Kız merakla sordu:
Bir kase alabilir miyim ona? Kendi kasesi olsun isterim. Mağazadan alabiliriz, ekmek yanına satıyorlar.

Alabilirsin, dedim, gülümseyerek. Bir battaniye de al, kediler battaniyeyi çok sever.

Onlar gittikten sonra kedinin gözleri daha sakin bir hâle geldi. Kaseyi geri koydum, yere oturdum ve kedinin patisini dizime koymasını izledim; sanki Beni yalnız bırakma diyordu. İçimde bir motor yeniden çalıştı; nöbetçi telefonları, uykusuz vardiyalar; bazen birini kurtarmak gibi hissediyorum ama aslında o beni kurtarıyor.

Ertesi gün, randevular arasında kardiyolojiye uğradım: bir paket mama, bir çiçek demeti ve bir dakikalık izin dileği. Tamara Hanım, ince yapılı, yorgun ama iyi kalpli bir kadın olarak karşımda durdu.

Kedinizle ilgili geldim, dedim. Gözleri bir anda ışıldadı.

Mırmır benim kızım Çok teşekkür ederim! Donmuş olacağını düşündüm, diye mırıldandı. Kapıyı hep kapalı tutardım, kaçmasın diye. Ama o gün kötü hissettim zamanında yetişemedim.

Her şey yolunda, dedim. Sıcak, yemek, dinlenme var. Komşumuz geçici olarak bakacak. Ben de yardımcı olurum.

Alacak mı? diye titrek bir sesle sordu. Sokakta kalmasın. Evcil bir hayvan. Sonra sessizce ekledi: Üzgünüm, yetişemedim. Çabaladım.

Gözlerim doldu.
Çaba gösterenleri asla kızmam, dedim. İyileşince nasıl devam edeceğimizi birlikte karar veririz.

Akşam, komşumuz ve kızımız yeni pembe, kalp desenli bir mama kabı ve kum kabı taşıdı. Kedi ilk başta etrafına bakındı, yeni ortam, yeni kokular, papagao sesleri Ama battaniyemi koyduğum yere uzandı ve hemen rahatladı. Kızımız halı üzerine oturdu, oyuncak fareyi salladı; kedi oynamadı, sadece izledi, sonra gözlerini yavaşça kapattı. Bazen bu, en büyük güven işareti olur.

Bakacağız, diye kararlı bir sesle kızımız söyledi. Sabah suyu değiştiririm, papagaoyu başka odaya koyarım.

Anlaştık, diye ben de gülümsedim.

Altıncı kattan bir komşu bize yaklaştı, hafif bir öksürükle, utanarak:
Teşekkür ederim, doğru yaptık.

Rica ederim, dedim. Bize engel olmadığınız için.

Bir hafta sonra Tamara Hanım bir sesli mesaj bıraktı: Mırmıra söyle, yakında geliyorum. Teşekkür ederim Birkaç gün içinde hastaneden taburcu oldu. Komşumuzun dairesinde buluştuk; kedi sahibine yaklaştı, sanki hiç bir gün ayrı kalmamış gibi başını itele.

Tamara iyileştiği sürece Mırmır bizimle kalacak, dedi komşumuz. Daha sonra geri dönecek. Biz de ona bakmayı öğreniyoruz.

Ben, patates ve elma kokan bir mutfakta dururken, mesleğimi giysilerle değil, bu tür hikâyelerle sevdiğimi düşündüm. Bir kedinin merdiven altındaki aniden gelen gelişi, tesadüfen komşuları bir araya getirebiliyor.

Gece geç saatlerde eve döndüm. Masanın üzerinde hâlâ o ilk geceki mama kabı duruyordu. Onu kaldırmadım; bir anı değil, bir hatırlatma gibi bıraktım. Çıkıntı bir ses duymak, el uzatmak işte bu, en değerli şey.

Kediler bazen yanlışlıkla gelir: yollarını kaybeder, kapıları karıştırır, hayatımıza sızar. Ama aslında eksik olanı buluruz: durup ısıtmak, beklemek, sabretmek. Ben bir veterinerim, tanı koyarım. Ama bazen bir hayvanı tutup soğuk merdivenden sıcak bir eve taşımanın verdiği huzur, en büyük ödül olur.

Rate article
Lifequest
«Çabaladım ama yetişemedim!»: Hastaneye düşen kadının kedisini sokakta buldum.