Sabırsızlıkla Beklenen Torun Nadide Hanım, oğlu Murat deniz yolculuğuna çıktığından beri ısrarla arıyor, fakat hala ulaşamıyordu. — Vay başıma gelenler! — diye iç geçirdi heyecanla ve tekrar aynı numarayı çevirdi. Arasa da aramasa da, Murat en yakın limana varana kadar telefon açılmayacaktı. Bu da kolayca olmayacaktı. Üstelik işler iyice karışmıştı! Nadide Hanım ikinci gündür uyuyamıyordu — işte oğlu böyle şeyler yapmıştı! * * * Hikaye aslında birkaç yıl öncesine dayanıyordu. O zamanlar Murat henüz uzun yol kaptanlığı yapmıyordu. Yaşını başını almış bir adam olmuştu ama ilişkiler bir türlü yolunda gitmiyordu — hep, ona göre, “doğru” biri karşısına çıkmıyordu. Nadide Hanım ise oğlunun, kendi gözünde oldukça düzgün ve sevimli olan kızlarla bir türlü yuva kuramamasını üzüntüyle izliyordu. — Çok inatçı ve zor bir yapın var oğlum! Hangi kadın senin bu kadar yüksek beklentilerine uyacak ki? — diyordu sık sık. — Annem, gelin isteği sende! Ama sanki onun ne tür biri olduğu senin için önemli değil! — Ama olur mu? Hem de nasıl önemli! Yeter ki seni sevsin, iyi bir insan olsun bana yeter! Murat ise genellikle sessiz kalıyordu, bu da Nadide Hanım’ı deli ediyordu. Nasıl olur da, kendi büyüttüğü oğlu, sanki ondan daha iyi biliyor gibi davranıyordu? Kim kimden daha tecrübeli, sonuçta? — Peki ya Ayşe? — diye isyan ederdi Nadide Hanım. — Daha önce söyledim anne. — İyi, tamam, — Ayşe kötü bir örnekti; ama Nadide Hanım pes etmek istemiyordu. — Dediğin gibi o sana dürüst değildi diyelim. Ama hâlâ anlamıyorum… — Anne, bence bu detayları konuşmamıza gerek yok. Ayşe, ömrümü geçireceğim insan değil. — Ya Elif? — O da değil. — Peki Ceylan? Çok da tatlı bir kızdı. Sakin, aile kızı, çok terbiyeliydi. Geldiğinde evde yardım teklif ederdi — evcimen birisi yani. Değil mi? — Doğru, çok iyi bir kızdı ama sonra anlaşıldı ki benden hiç hoşlanmamış. — Sen ona? — Herhalde ben de ona. — Ya Derya? — Anne! — Ne var yani? Sana yaranmak imkânsız! Artık bir düzene girsen, yuva kursan, bir torun sahibi olsam! — Boş konuşmalar bunlar! — diyerek Murat sonunda ortamdan uzaklaşırdı. “Tipik babasına çekmiş, aynı titizlik, aynı inat!” diye hayıflanıp öfkelenirdi Nadide Hanım. Zaman geçti, kız arkadaşlar değişti, ama oğlunun evlilik ve torun hayali bir türlü gerçek olmadı. Sonra Murat bir arkadaşının tavsiyesiyle gemilerde çalışmaya başladı. Nadide Hanım, oğlunu bu işten vazgeçirmeye çok çalıştı. — Anne, bu harika bir fırsat! Kazancım çok iyi olacak, beraber daha iyi yaşarız! — Oğlum ben zaten para istemiyorum! Sadece torun istiyorum, yaş geçiyor artık! — Daha yaşın kaç ki? Emekli olmana var! — diye gülerdi Murat. Nadide Hanım paraya dokunmazdı, kendi eczacı maaşı ona yeterdi. “Oğlum bir gün hesabı kontrol ederse nasıl tutumlu olduğumu görecek!” diye düşünürdü. Birkaç sene böyle geçti. Gemiden dönünce Murat, annesiyle az vakit geçirir, arkadaşlarıyla dışarı çıkar, kimi zaman annesine göstermediği farklı kızlarla buluşurdu. Bir gün bu yüzden annesiyle tartışınca Murat cevap bile verdi: — Onlarla seni tanıştırmıyorum ki sonra evlenmedim diye kafana takmayasın. Bunu söyleyince Nadide Hanım çok üzülür, ama oğlunun dediğine göre o kızlar “annesi için rol yapan insanlardı.” Bu sözler uzun zaman aklından çıkmazdı. “Demek ki yaşlı ve safım!” diye düşünürdü üzülerek. Bir gün, oğlunu bir kızla görünce içindeki anne duygusu hemen kabardı ve yanlarına gidip tanıştı. Murat utandı ama annesi olduğu için tanıştırmak zorunda kaldı. Melek adındaki bu kız hemen Nadide Hanım’ın hoşuna gitmişti. Uzun boylu, zayıf, kavruk saçlı, hoş görünümlü ve nazikti. “Belki de oğluma şimdiye kadar kısmet olmamış! Demek ki kader buymuş!” diye umutlandı. Oğlunun Melek’le ilişkisi Murat’ın izinde olduğu boyunca sürdü. Anne de kızı yavaş yavaş daha çok sevdi. Fakat yeni sefere çıkmadan hemen önce Melek ortadan kayboldu. — Melek’le artık görüşmüyoruz anne! Sen de görüşme! — dedi Murat ve uzun sefere gitti. Bir sene geçti. Nadide Hanım ne kadar sorsa da Murat, Melek’ten bahsetmiyor, “Beni ilgilendiren bir konu, sen karışma!” diyordu. Nadide Hanım neredeyse ağlayacak hale geldi. — Oğlum, sadece senin iyiliğini istiyorum! — Ne olur karışma! Seni bir daha Melek ile görmeyeceğim! — diyerek keseceğini söyledi. Murat tekrar sefere çıktı, Nadide Hanım ise kalbi parçalanmış şekilde yaşantısına devam etti. Bir gün Nadide Hanım eczanede çalışırken bir genç kız içeri girip mama aldı. Baktı ki Melek’ti bu! Utanarak gözlerini kaçırdı, küçük bir kız çocuğunun başını okşadı. — Melekciğim, seni görmek ne güzel! Murat hiçbir şey anlatmadı, birden kayboldu, bana da sorma dedi! — diye hızla anlattı Nadide Hanım. — Öyle mi? Öyle olsun bakalım… — üzgünce cevap verdi Melek. — Kızım, ne oldu aranızda? Oğlumun zor biri olduğunu bilirim, sana bir şey mi yaptı? — Boşverin… Ona kırgın değilim. Biz gidelim, daha markete uğrayacağız. — Gel bari görüşelim! Hiç değilse eczaneye uğra, sohbet edelim! Melek ertesi nöbette tekrar geldi. Birkaç ziyaretten sonra Nadide Hanım gerçeği öğrendi: Melek, Murat’tan hamile kalmıştı, Murat ise bunu duyunca, bir çocuğa bakacak zamanı olmadığını, ilişkisini sürdürmek istemediğini söylemiş ve ayrılmıştı. Sonra bir daha ulaşamamış. — Denizlere gitmiştir, — dedi Melek. — Ama merak etmeyin biz kimseye yük olmayız! Nadide Hanım, küçük kızın yanına diz çöküp gözyaşlarıyla baktı: — O zaman… Bu benim torunum mu oluyor? — Evet, annesi benim… Adı da Asya. — Asyacığım…. *** Nadide Hanım yerinde duramaz oldu. Sonunda Melek’in, kirasını zor ödeyip İstanbul’da tutunmaya çalıştığını, aileye dönecek yeri kalmadığını öğrendi. Torununun başka şehre gitmesi düşüncesi Nadide Hanım’ın yüreğini sıktı. — Kızım gelin, Asya’yla benim yanımda kalın! Sana iş buluruz, ben Asya’ya bakarım, muradım da torun büyütmek zaten! Murat’ın gönderdiği para bana fazla bile geliyor. — Peki ya Murat bunu duyunca? — O ne karışır, yüzüne dahi bakmam onun! Yaptığı ayıp! Ben oğlumun günahını senin üstünden sileceğim! Ve Melek gelip Asya ile birlikte Nadide Hanım’la yaşamaya başladı. Nadide Hanım torununa zaman ve para esirgemiyordu. Melek işe girdi, Asya annesiyle güvenle kaldı. Murat’ın izin vakti yaklaşınca Nadide Hanım onu karşılamayı, doğruyu anlatmayı, Melek’ten özür dilmesini hayal etti. Ancak Melek huzursuzdu. — Murat gelince bizi kapı dışarı eder! Yanlış yaptım galiba, en iyisi tekrar ev arayayım. — Burası benim evim! Kimseyi çıkarmaz, torunumla sizi hep yanımda tutarım! Mehmet Hanım ne kadar ısrar ettiyse de Melek kalmaya devam etti. Bir akşam Nadide Hanım kararını açıkladı: — Bu evi hemen Asya’nın üzerine geçireceğim! İleride tartışma olmasın. Zaten Murat Asya’nın nüfusuna geçmedi, — dedi üzgünce. — Gerek yok, — dedi Melek utangaçça. — Annemlerin de evi var… — Vazgeçiremezsin, kararım kesin! — dedi Nadide Hanım. Noterden randevu aldılar ama noter Murat’ın kayıttan çıkarılması gerektiğini söyledi. Nadide Hanım bunu Murat gelince hallederim deyip rahatladı. Melek daha da huzursuzdu, eşyalarını toplamaya başlamıştı. — Nereye gidiyorsun? — diye sordu Nadide Hanım. — Murat gelince biz gideriz, — dedi Melek. — Ben izin vermeyeceğim! Evin anahtarını verdim, kartın şifresi de sende, istediğini al. Asya annesinden ayrı kalmasın. Biraz da annen olmayı öğrenmen lazım, eğer Murat’ı tekrar kazanmak istiyorsan! İki gün sonra Murat gelecekti. * * * Murat’ın geliş sabahı Nadide Hanım, Melek ve Asya’yı uyurlarken görmek için odaya girdi. Melek yoktu, sadece Asya derin uykudaydı. “Anlamadım! Bu saatte nereye gitti? Bu kadar erken işe hiç gitmedi!” Kahvaltıyı hazırlarken oğlunun en sevdiği yemekleri yaptı, Asya’yı kucağına alıp onu karşılamayı hayal etti. Nihayet beklenen kapı çaldı. İçeri giren Murat, elinde oyuncakla donakaldı. — Merhaba anne. Bu çocuk kim? Beni burada neler bekliyor? — Gayet iyi biliyorsundur! — Hiçbir şey anlamadım, anlat bakalım burada ne maceralar oldu? — Benim maceram mı? Hem de nasıl! Bak Asya işte, torunum! — dedi Nadide Hanım. — Hangi torun? Benim gizli kardeşim falan mı oldu? — diye şaşırdı Murat. — Komedi yapma Murat! Melek her şeyi anlattı! Böyle yetiştirmedim ben seni! — Melek mi? Annem ben sana onunla görüşme dedim! Melek ve bu çocuğun alakası ne? Nadide Hanım sinirle bütün hikayeyi ayrıntısıyla anlattı. Murat ise başını iki elinin arasına aldı. — Hay Allah’ım, anne! — diye feryat etti. — Yine bana saf, cahil diyebilirsin! Ama ben… — Bu çocuk benim değil anne! Melek seni kandırmış, o tip kızlar paraya bakar… Ne aldı senden? — Hiçbir şey! Sen yok artık… — Anne, hemen hesaplarına bak! Melek seni kesin dolandırdı! — O işe gitti! — diye ısrar etti Nadide Hanım. Uzun süren tartışma sonunda Murat, Melek’i bekleyip her şeyi ona soralım dedi. İki gün geçti ama Melek gelmedi, telefonuna ulaşılamadı. Çalıştığını söylediği adrese gidince, orada hiç kimsenin Melek adında birini tanımadığını öğrendi! Paralar, kart, eşyalar yoktu — yalnızca Asya’nın ufak tefek birkaç şeyi kalmıştı. — Olamaz! Asya’yı bıraktı gitti mi yani? — Onu bile yapar, — dedi Murat. — Arkadaşlar uyarmıştı bu kız çok sahtekar diye… — Nasıl kandım ben böyle safça! — diye ağladı Nadide Hanım. — Keşke bana bunları baştan anlatsaydın! — Sana bu kötülükleri anlatmak istemedim. Hep iyilik görmek istiyorsun… üzülmeni istemedim. — Şimdi ne olacak? — Polise şikayet edeceğiz. Neyse ki bu evi de üstüne geçiremedik, sokakta kalırdık yoksa. Elbette şikayetçi oldular ancak Melek ortadan kayboldu. Bu sırada Asya, mahkeme kararıyla Nadide Hanım’da kalabildi. Dna testi de Murat’ın babası olmadığını gösterdi. Fakat Nadide Hanım o kadar sevmişti ki Asya’yı, bırakmaya gönlü el vermedi, Murat da destek çıktı. Melek bulunamayınca, velayeti Nadide Hanım üzerine alındı, yasal işlemler sürdü ve böylece üçü aile gibi yaşamaya devam etti. Bir yıl sonra Murat yeni seferden döndü ve yanında karısıyla geldi: — Tanış anne, eşi Melis. Artık hep birlikte yaşayacağız. — Peki ya… — diye çocuk odasını gösterdi Nadide Hanım, Melis’in haberi var mı diye düşünerek. Ama Melis içtenlikle gülümsedi: — Memnun oldum Nadide Hanım! Murat bana her şeyi anlattı. Açık söyleyeyim, yaptıklarınız takdire değer! Eğer bana izin verirseniz Asya’nın bakımında ben de yer almak isterim, — dedi ve eşine baktı. — Evet, seferleri bırakıyorum, Melis’le beraber Asya’yı evlat edineceğiz. Artık engel yok! Nadide Hanım mutluluktan gözyaşlarını sildi: — Allah’ım ne güzel bir gün! Hadi, geçin masaya, hepinize hazırlık yaptım! Hep birlikte güzel bir aile olacağız!

Çok Beklenen Torun

Nermin Hanım her zamanki gibi oğluna defalarca telefon etti, o ise yine bir seferdeydi. Ama nafile, aradığı yerin çekmediğini biliyordu, oğlundan haber alması için onun en yakın limana yanaşmasını beklemesi gerekecekti. Kim bilir, ne zaman olurdu bu! Üstelik şimdi de böyle bir mesele varken…

Nermin Hanım iki gündür yüzü gözü uykusuzluktan perişan haldeydioğlunun sebep olduğu mesele yüzünden.

* * *

Her şey birkaç sene önce başlamıştı. O zamanlar Murat henüz uzak yol kaptanı olmaya karar bile vermemişti. Oğlunun yaşı kemale ermişti ama bir türlü nasibini bulamıyordu. Her seferinde tanıştırdığı hanımlar Murata uygun gelmiyor, annesi de oğlunun her defasında başka bir bahane bulmasına içerliyordu.

Seninle yaşamak çok zor, oğlum! deyip dertlenirdi Nermin Hanım. Hiçbirini beğenmiyorsun, bu huyunla hangi kadın sana dayanacak?

Anne, neyi abartıyorsun ki! Eğer senin istediğin gibi biriyle evleneceksem, o kızın nasıl biri olduğu hiç mi önemli değil?

Olmaz olur mu? Ben de isterim ki seni sevsin, dürüst ve iyi biri olsun.

Genelde Murat cevap vermez, Nermin Hanım ise bir türlü bu suskunluğa tahammül edemezdi. Oğlunu büyüten, ona dizlerini yastık etmiş kadın, şimdi onun karşısında kendini yabancı gibi hissediyordu. Kimdi burada büyük, kim küçük?

Neyin vardı mesela Elifte? diye lafı getirirdi sonunda.

Zaten anlatmıştım anne.

Peki… Elifi yanlış örnek verdim, diyelim ki sana ihanet etti. Neyse, yine de anlamıyorum…

Anne! Bence detayları konuşmasak iyi olur. Elif benim için uygun değildi.

Ya Ceyda?

O da olmadı, der geçerdi Murat.

Ya Yasemin? O kız çok sakindi, hep yardım ederdi, eli de iş tutardı. Fena mıydı?

Doğru, iyi kızdı. Ama beni gerçekten hiç sevmemiş. Ben de onu…

Ya Derya?

Anne!

Tamam, tamam! Senin gönlünü hoş etmek ne mümkün! Sanki çapkınlık yapmakta üstüne yok! Bari evlen de torun torba göreyim…

Murat tepesi atınca, Bırak artık bu gereksiz konuları! der ve evden çıkardı.

Neredeyse babasına çekmiş bu inatçılığı ve titizliği! diye kızardı Nermin Hanım içinden.

Böyle böyle zaman geçti. Oğlunun yanına gelen kızlar değişiyor, Nermin Hanım ise bir an önce oğlunun yuvasını kurmasını, elini öpecek bir toruna kavuşmayı hayal ediyordu. Ama bir türlü nasip olmamıştı. Sonra Murat bir gün mesleğini tamamen değiştirdieski bir arkadaşı uzak yol gemilerinde çalışıyordu, o da davet etti. Murat da tereddütsüz atladı. Nermin Hanım ise onu bu seferden vazgeçirmek için çok uğraştı.

Anne, harika bir teklif bu! Maaşlar çok iyiymiş, bak birlikte zorluk çekmeyeceğiz.

O paranın ne anlamı var ki, ben seni evimde göremedikten sonra! Evlensen daha iyi!

E kolay. Ben de karımı, çocuklarımı geçindirmeliyim. Çocuk olunca da zaten gemilere gitmem, burada kalırım. Şimdilik çalışıp para biriktireyim sonra hepsini yaparım…

Gerçekten de Murat ilk seferinden döner dönmez evin tadilatını yaptırdı. İkinci seferden sonra banka hesabı açtı, annesine kredi kartı verdi:

Bu kartı al anne, hiçbir şeye ihtiyacın kalmasın!

Zaten ihtiyacım yok, oğlum! Yeter ki bir torun ver de ömür gitsin. Bak yaşlandım artık!

Ne yaşlanması anne, daha emekliliğine var. Güler geçerdi Murat.

Nermin Hanım kartı elinin altına bile almadı. Kendi gelirine yetiyordu, mahalle eczanesinde çalışıp ihtiyacını karşılıyordu. Dursun kart Murata mahcup olmam, nasılsa bakmaz bile; bakarsa da, ne kadar tutumluymuşum der! diye düşünüyordu.

Zaman böyle geçti gitti. Murat kısa süreliğine izinli gelince arkadaşlarıyla buluşur, annesinin tanımadığı kız arkadaşlarla görüşürdü. Nermin Hanım bu konuya laf ettiğinde ise:

Senin üzülmemen için kimseyle tanıştırmıyorum! Zaten onlarla evlenmeyi düşünmüyorum, anne! derdi.

Nermin Hanım bu sözlere alınmıştı. Oğlu ona fazla saf, herkese iyi niyetli dedikten sonra içi cız etmişti. Oğlunun tüm kız arkadaşlarını yüzeysel tanıdığını, onun dediği gibi iyi olmadıklarını en son kendi oğlundan işitmişti.

Bir gün Muratı yanında bir kızla görüp içindeki evlilik isteği daha da büyüdü. Çekinmeden ikisinin yanına gidince oğlu kıpkırmızı kesildi. Ama anne iştetanıştırmak zorunda kaldı.

Merve adındaki bu kız, uzun boylu, zayıf, kıvırcık saçlı, hem de güler yüzlüydü. Nermin Hanım hemen sevmişti onu:

“Belki de oğlu bugüne kadar nasibini bulamadı, iyi ki de kimseyle kalıcı olmadı, yoksa bu güzelle karşılaşmazdı” diye geçirirdi içinden.

Murat ve Mervenin ilişkisi oğlunun izni boyunca sürdü. Nermin Hanımın davetiyle birkaç kez eve de geldi. Sohbeti güzeldi, bilgiliydi. Ancak Murat tekrar sefer hazırlığına başladığında Merve ortadan kayboldu.

Merve ile artık görüşmüyoruz anne. Senin de görüşmene gerek yok, dedi kısa ve net bir şekilde oğlum.

Nermin Hanım aklı bir karış havada kaldı, ama işin aslını sormaya da fırsatı olmadı.

* * *

Bir yıl geçti. Murat zaman zaman eve gelse de Merve konusunda asla konuşmaz, soruları geçiştirirdi.

Allah aşkına oğlum, Mervede de mi bir kusur buldun? Onda ne vardı? deyiverdi bir gün Nermin Hanım dayanamayıp.

Anne, bu sadece beni ilgilendiriyor. Biz bitti, o kadar. Lütfen karışma!

Nermin Hanım gözyaşını zor tuttu.

Ben yalnızca senin için endişeleniyorum!

Endişelenme! diye patladı Murat. Tekrar söylüyorum, Merve konusunda artık konuşmak istemiyorum! Bir daha da üstüme gelme!

Oğlu tekrar seferle evden ayrıldı, Nermin Hanım ise sessiz, kederli yaşantısına geri döndü.

Günlerden bir gün Nermin Hanım eczanede çalışırken içeriye bir kadın bebek arabasıyla girdive bu kadın Merve idi! Hem de yanında küçük bir kızla…

Mervecim! Seni görmek ne güzel. Murat bana hiç açıklama yapmadı, sadece gitti ve bir daha senden bahsetmememi istedi! dedi Nermin Hanım heyecanla.

Öyle mi… Kısmet işte, dedi Merve üzgünce. Hadi, biz gidelim, alışverişe yetişmeliyiz.

Sen bana yine gel, ben vardiyalı çalışıyorum, burada muhabbet ederiz!

Bir sonraki nöbetinde Merve tekrar geldi. Zamanla Nermin Hanım onu konuşturmayı başardı; Merve, Murattan hamile kalmış ama Murat ilgilenmek istememişti, Ben seferdeyim, bir çocuğu büyütecek vaktim yok, demiş ve gitmiş. Sonra da haber alınmamış.

Seferine gitti herhalde, omuz silkmişti Merve. Hiç kimseye yük olmak istemiyoruz, ikimiz mutlu oluruz dedim.

Nermin Hanım ise çocuk arabasına çöküp minik kıza baktı:

Bu benim torunum mu oluyor şimdi?

Öyle görünüyor, dedi Merve usulca. Adı ise Zehra.

Zehracık…

***

Nermin Hanımın yüreğine yük bindi. Merveye nerede kaldıklarını sordu. Merve, İstanbula ailesiz geldiğini, kirasını ödeyemediğini, sıkıntı çektiğini anlattı. O an Nermin Hanım korktu, ya torununu başka şehre götürürse, onu bir daha göremezse…

Gelin, benimle birlikte kalın! Zehra benim torunum. Size her konuda yardımcı olurum, Merve. İyi bir iş bulursun, bana da Muratın gönderdiği paralar yetmiyor da artıyor bile. Zehraya da en iyisi olur.

Peki ya Murat ne der?

Demez bir şey. Çocuğu ortada bırakıp, bana da söylemeden çıkıp gitti! Artık ben telafi edeceğim. Dönünce de hesabını sorarım! dedi hiddetle Nermin Hanım.

Böylece aynı evde yaşamaya başladılar. Nermin Hanım, torununa bakmaktan kendine vakit ayıramıyor, mesaisini azaltmaya çalışıyordu. Merve iş bulmuş, çocuğunu bırakacağında güvenebildiği tek kişi olarak Nermin Hanımı görüyordu. Akşamları geldiğinde şikayet ediyordu:

Bugün ayağımın üzerinde tüm gün koştum, müşteri bitmedi.

Hadi sen dinlen, Zehrayı yıkar yatırırım, korkma!

Muratın izni yaklaşıyor, Nermin Hanım onu karşılamak için sabırsızlanıyordu. Fakat Mervenin tedirginliği artıyordu.

Murat bizi kesin evden atacak. Taşınmamız gerek, başına bela olmayalım, Nermin Hanım! Yarın ev bakacağım.

Saçmalama kızım, kimse sizi kovamaz! Hem buranın tapusu bende, istersem sizi ağırlayabilirim. Oğlumun aklı da fikri de işte!

Ne kadar ısrar etse de, Nermin Hanım Merveye izin vermedi; torununu bırakmak istemiyordu.

Bak Merve, bence evi Zehranın üzerine tapu ettirsek iyi olur, kimse mağdur olmaz. Hem Murat zaten babası olarak kayıtta yok, diye açıkladı Nermin Hanım.

Ay, gerek yok Nermin Hanım! Benim ailemin de evi var…

Sözümü kesme, karar verdim!

Ancak notere gittiklerinde engel çıktı.

Önce oğlunuzun evden kaydını aldırmanız lazım, dedi memur.

Muratın gelişi sayılı gündü. Mervenin stresi iyice arttı, çoğu zaman da geç saatlere kadar gelmedi.

Nerede kaldın bununla, neden geç geliyorsun? diye sordu bir akşam Nermin Hanım. Merve sessizdi:

İşte… Erken avans istiyorum, patron tamam demedi, verdiği iş bitmeden…

Paraya mı ihtiyacın var?

O esnada, Merve eşyalarını toplamaya başlamış, büyük bir çantayı gizlemişti. Nermin Hanım anladı:

Yoksa ev mi tutuyorsun?

Nermin Hanım! Gitmem gerek. Murat gelince…

Gitmene izin vermem, torunumu bırakmam! Ayrıca fazladan çalışmana gerek yokkartın ve şifresi orada, ne lazımsa al. Zehra annesini unutur oldu! Muratı elde etmek istiyorsan, ev hanımı olmayı öğrenmen gerekir, dedi Nermin Hanım, kararlı adımlarla.

Murat, iki gün sonra dönecekti.

* * *

Günün ilk ışıklarında Nermin Hanım, Merve ile Zehra’nın odasını kontrol etti. Merve gitmişti, sadece Zehra sevimli bir şekilde uyuyordu.

Nereye gitti bu kız? Saat daha altı. Hiç böyle erken çıkmazdı!

Nermin Hanım mutfağa geçti, Muratın sevdiklerini pişiriyor, içinden de Dönünce Zehrayı ona vereceğim, Merve de eve gelirse karşısına dikilip hesap soracağım! diyordu.

Nihayet kapı çaldı.

Murat kapıda dona kaldı, annesini bir kız çocuğu kucağında görünce:

Selam anne. Bu çocuk kim? Ben yokken neler olmuş yine?

Aslında kim olduğunu sen iyi biliyorsun!

Hiçbir şey anlamadım, diğer haberleri de anlat bakayım.

Başka ne olay olacak? Torunun Zehrayı buldum! Bak işte hayat dedikleri… dedi Nermin Hanım dik dik bakarak.

Ne torunu anne? Benim başka kardeşim mi var da haberim yok?

Miskinlik etme oğlum! Bana her şeyi Merve anlattı! Böyle mi yetiştin sen, bana yazıklar olsun!

Merve mi? Anlamıyorum. Ben senin onunla görüşmeni istemedim. Hem Merveyle bu çocuğun ne alakası var?

Sinirlenen Nermin Hanım, olan biteni baştan sona anlattı, oğlunu suçlayarak. Murat başını ellerinin arasına aldı:

Aman Allah’ım, anne! Sen… Ne kadar safsın! dedi kızgın bir şekilde. Bir dakika, bu kadın seni para için kandırmış olabilir. Ne aldı senden?

Hiçbir şey! Sen ne biçim insansın…

Anne, önce bankadaki paranlara bak! Merve şimdi parasını alıp kaçmış olabilir!

O işe gitmiştir!

Uzun tartışmalardan sonra, Murat, Bekleyelim gelsin, her şeyi öğrenelim, dedi.

Gece oldu, sabah oldu, Merve eve dönmedi. Telefonu kapalıydı. Nermin Hanım, Merve’nin söylediği iş yerine Zehra ile gidip araştırdı. Orada böyle birinin hiç çalışmadığını öğrendi. Fotoğraf gösterdi, yine tanıyan olmadı.

Apar topar eve döndüğünde, kartın ve paranın yerinde olmadığını, Merve’nin eşyalarının da eksik olduğunu fark etti; sadece Zehra’nın eşyaları duruyordu. O an aldatılmış olduğunu anladı.

Böyle şey olur mu? İnanamıyorum! Çocuğu bırakıp kaçtı mı şimdi?

Daha neler yapar o! dedi Murat öfkeyle. Arkadaşlar da uyarmıştı ama, cidden böyle bir kadınmış. Zaten Zehra’nın kimden olduğu da belli değildi. Bana kaldı ki…

Ben ne safmışım… dedi Nermin Hanım ağlayarak. Keşke söyleseydin, ben ona güvenmiştim!

Kötü hissetmeni istemedim, anne… Zaten herkese fazla güveniyorsun.

Şimdi ne yapacağız?

Polise şikayet edeceğiz! Neyse ki tapuyu Zehra’nın üstüne yapmadın! Yoksa şu an sokakta kalırdık.

Polise başvurdular fakat Merve bulunamadı. Adeta buhar olup kaybolmuştu. Aylar geçti, haber alınamadı. Neyse ki Murat bankayı hemen arayıp kartı kapattı, olan bitenden sonra sadece küçük bir meblağ çekilebildi. Kart, ilerde bir otogarda bulundu.

Zehra’yı, Murat ve Nermin Hanımla birlikte kalması için mahkeme izniyle bırakıyorlardı. Çünkü annesi ortada yoktu ve uzun prosedürler gerekiyordu. Murat, çocuğun babası çıkmadı; test sonucu olumsuzdu. Ama Nermin Hanım, Zehra’yı öyle sahiplenmişti ki, onsuz yapamaz oldu. Oğlu ile konuşup kızı sahiplenmeye karar verdiler. Merve’nin annelik hakları elinden alındı. Nermin Hanım tekrar çalışmak zorunda kaldı, Zehra için kreş buldu, türlü zorluklar aşıldı. Ama nihayet düzen oturdu.

Bir yıl sonra Murat yeni bir seferden döndü, yanında eşiyle:

Tanış anne, bu Sibel. Bundan sonra birlikte yaşayacağız.

Peki ya… Nermin Hanım şaşkın, çocuk odasını işaret etti, Murat yeni eşine durumu açıkladı mı bilmiyordu.

Ama Sibel gülümseyerek:

Memnun oldum Nermin Hanım. Muratan her şeyi duydum ve açıkça söylemeliyim ki, sizi takdir ediyorum. Zehrayı birlikte büyütmemize izin verirseniz mutlu olurum, dedi kocasına dönerek.

Artık seferlere son vereceğim, Sibelle Zehrayı birlikte evlat edineceğiz. Artık her şey yolunda olacak!

Nermin Hanım mutluluktan ışıldıyordu:

Allahım, şu gelen saadete bak! Sofram hazır, hadi buyurun, gelin oturun! Hep birlikte daha yakından tanışacağız. Şu an çok mutluyum! deyip gözyaşını sildi.

Rate article
Lifequest
Sabırsızlıkla Beklenen Torun Nadide Hanım, oğlu Murat deniz yolculuğuna çıktığından beri ısrarla arıyor, fakat hala ulaşamıyordu. — Vay başıma gelenler! — diye iç geçirdi heyecanla ve tekrar aynı numarayı çevirdi. Arasa da aramasa da, Murat en yakın limana varana kadar telefon açılmayacaktı. Bu da kolayca olmayacaktı. Üstelik işler iyice karışmıştı! Nadide Hanım ikinci gündür uyuyamıyordu — işte oğlu böyle şeyler yapmıştı! * * * Hikaye aslında birkaç yıl öncesine dayanıyordu. O zamanlar Murat henüz uzun yol kaptanlığı yapmıyordu. Yaşını başını almış bir adam olmuştu ama ilişkiler bir türlü yolunda gitmiyordu — hep, ona göre, “doğru” biri karşısına çıkmıyordu. Nadide Hanım ise oğlunun, kendi gözünde oldukça düzgün ve sevimli olan kızlarla bir türlü yuva kuramamasını üzüntüyle izliyordu. — Çok inatçı ve zor bir yapın var oğlum! Hangi kadın senin bu kadar yüksek beklentilerine uyacak ki? — diyordu sık sık. — Annem, gelin isteği sende! Ama sanki onun ne tür biri olduğu senin için önemli değil! — Ama olur mu? Hem de nasıl önemli! Yeter ki seni sevsin, iyi bir insan olsun bana yeter! Murat ise genellikle sessiz kalıyordu, bu da Nadide Hanım’ı deli ediyordu. Nasıl olur da, kendi büyüttüğü oğlu, sanki ondan daha iyi biliyor gibi davranıyordu? Kim kimden daha tecrübeli, sonuçta? — Peki ya Ayşe? — diye isyan ederdi Nadide Hanım. — Daha önce söyledim anne. — İyi, tamam, — Ayşe kötü bir örnekti; ama Nadide Hanım pes etmek istemiyordu. — Dediğin gibi o sana dürüst değildi diyelim. Ama hâlâ anlamıyorum… — Anne, bence bu detayları konuşmamıza gerek yok. Ayşe, ömrümü geçireceğim insan değil. — Ya Elif? — O da değil. — Peki Ceylan? Çok da tatlı bir kızdı. Sakin, aile kızı, çok terbiyeliydi. Geldiğinde evde yardım teklif ederdi — evcimen birisi yani. Değil mi? — Doğru, çok iyi bir kızdı ama sonra anlaşıldı ki benden hiç hoşlanmamış. — Sen ona? — Herhalde ben de ona. — Ya Derya? — Anne! — Ne var yani? Sana yaranmak imkânsız! Artık bir düzene girsen, yuva kursan, bir torun sahibi olsam! — Boş konuşmalar bunlar! — diyerek Murat sonunda ortamdan uzaklaşırdı. “Tipik babasına çekmiş, aynı titizlik, aynı inat!” diye hayıflanıp öfkelenirdi Nadide Hanım. Zaman geçti, kız arkadaşlar değişti, ama oğlunun evlilik ve torun hayali bir türlü gerçek olmadı. Sonra Murat bir arkadaşının tavsiyesiyle gemilerde çalışmaya başladı. Nadide Hanım, oğlunu bu işten vazgeçirmeye çok çalıştı. — Anne, bu harika bir fırsat! Kazancım çok iyi olacak, beraber daha iyi yaşarız! — Oğlum ben zaten para istemiyorum! Sadece torun istiyorum, yaş geçiyor artık! — Daha yaşın kaç ki? Emekli olmana var! — diye gülerdi Murat. Nadide Hanım paraya dokunmazdı, kendi eczacı maaşı ona yeterdi. “Oğlum bir gün hesabı kontrol ederse nasıl tutumlu olduğumu görecek!” diye düşünürdü. Birkaç sene böyle geçti. Gemiden dönünce Murat, annesiyle az vakit geçirir, arkadaşlarıyla dışarı çıkar, kimi zaman annesine göstermediği farklı kızlarla buluşurdu. Bir gün bu yüzden annesiyle tartışınca Murat cevap bile verdi: — Onlarla seni tanıştırmıyorum ki sonra evlenmedim diye kafana takmayasın. Bunu söyleyince Nadide Hanım çok üzülür, ama oğlunun dediğine göre o kızlar “annesi için rol yapan insanlardı.” Bu sözler uzun zaman aklından çıkmazdı. “Demek ki yaşlı ve safım!” diye düşünürdü üzülerek. Bir gün, oğlunu bir kızla görünce içindeki anne duygusu hemen kabardı ve yanlarına gidip tanıştı. Murat utandı ama annesi olduğu için tanıştırmak zorunda kaldı. Melek adındaki bu kız hemen Nadide Hanım’ın hoşuna gitmişti. Uzun boylu, zayıf, kavruk saçlı, hoş görünümlü ve nazikti. “Belki de oğluma şimdiye kadar kısmet olmamış! Demek ki kader buymuş!” diye umutlandı. Oğlunun Melek’le ilişkisi Murat’ın izinde olduğu boyunca sürdü. Anne de kızı yavaş yavaş daha çok sevdi. Fakat yeni sefere çıkmadan hemen önce Melek ortadan kayboldu. — Melek’le artık görüşmüyoruz anne! Sen de görüşme! — dedi Murat ve uzun sefere gitti. Bir sene geçti. Nadide Hanım ne kadar sorsa da Murat, Melek’ten bahsetmiyor, “Beni ilgilendiren bir konu, sen karışma!” diyordu. Nadide Hanım neredeyse ağlayacak hale geldi. — Oğlum, sadece senin iyiliğini istiyorum! — Ne olur karışma! Seni bir daha Melek ile görmeyeceğim! — diyerek keseceğini söyledi. Murat tekrar sefere çıktı, Nadide Hanım ise kalbi parçalanmış şekilde yaşantısına devam etti. Bir gün Nadide Hanım eczanede çalışırken bir genç kız içeri girip mama aldı. Baktı ki Melek’ti bu! Utanarak gözlerini kaçırdı, küçük bir kız çocuğunun başını okşadı. — Melekciğim, seni görmek ne güzel! Murat hiçbir şey anlatmadı, birden kayboldu, bana da sorma dedi! — diye hızla anlattı Nadide Hanım. — Öyle mi? Öyle olsun bakalım… — üzgünce cevap verdi Melek. — Kızım, ne oldu aranızda? Oğlumun zor biri olduğunu bilirim, sana bir şey mi yaptı? — Boşverin… Ona kırgın değilim. Biz gidelim, daha markete uğrayacağız. — Gel bari görüşelim! Hiç değilse eczaneye uğra, sohbet edelim! Melek ertesi nöbette tekrar geldi. Birkaç ziyaretten sonra Nadide Hanım gerçeği öğrendi: Melek, Murat’tan hamile kalmıştı, Murat ise bunu duyunca, bir çocuğa bakacak zamanı olmadığını, ilişkisini sürdürmek istemediğini söylemiş ve ayrılmıştı. Sonra bir daha ulaşamamış. — Denizlere gitmiştir, — dedi Melek. — Ama merak etmeyin biz kimseye yük olmayız! Nadide Hanım, küçük kızın yanına diz çöküp gözyaşlarıyla baktı: — O zaman… Bu benim torunum mu oluyor? — Evet, annesi benim… Adı da Asya. — Asyacığım…. *** Nadide Hanım yerinde duramaz oldu. Sonunda Melek’in, kirasını zor ödeyip İstanbul’da tutunmaya çalıştığını, aileye dönecek yeri kalmadığını öğrendi. Torununun başka şehre gitmesi düşüncesi Nadide Hanım’ın yüreğini sıktı. — Kızım gelin, Asya’yla benim yanımda kalın! Sana iş buluruz, ben Asya’ya bakarım, muradım da torun büyütmek zaten! Murat’ın gönderdiği para bana fazla bile geliyor. — Peki ya Murat bunu duyunca? — O ne karışır, yüzüne dahi bakmam onun! Yaptığı ayıp! Ben oğlumun günahını senin üstünden sileceğim! Ve Melek gelip Asya ile birlikte Nadide Hanım’la yaşamaya başladı. Nadide Hanım torununa zaman ve para esirgemiyordu. Melek işe girdi, Asya annesiyle güvenle kaldı. Murat’ın izin vakti yaklaşınca Nadide Hanım onu karşılamayı, doğruyu anlatmayı, Melek’ten özür dilmesini hayal etti. Ancak Melek huzursuzdu. — Murat gelince bizi kapı dışarı eder! Yanlış yaptım galiba, en iyisi tekrar ev arayayım. — Burası benim evim! Kimseyi çıkarmaz, torunumla sizi hep yanımda tutarım! Mehmet Hanım ne kadar ısrar ettiyse de Melek kalmaya devam etti. Bir akşam Nadide Hanım kararını açıkladı: — Bu evi hemen Asya’nın üzerine geçireceğim! İleride tartışma olmasın. Zaten Murat Asya’nın nüfusuna geçmedi, — dedi üzgünce. — Gerek yok, — dedi Melek utangaçça. — Annemlerin de evi var… — Vazgeçiremezsin, kararım kesin! — dedi Nadide Hanım. Noterden randevu aldılar ama noter Murat’ın kayıttan çıkarılması gerektiğini söyledi. Nadide Hanım bunu Murat gelince hallederim deyip rahatladı. Melek daha da huzursuzdu, eşyalarını toplamaya başlamıştı. — Nereye gidiyorsun? — diye sordu Nadide Hanım. — Murat gelince biz gideriz, — dedi Melek. — Ben izin vermeyeceğim! Evin anahtarını verdim, kartın şifresi de sende, istediğini al. Asya annesinden ayrı kalmasın. Biraz da annen olmayı öğrenmen lazım, eğer Murat’ı tekrar kazanmak istiyorsan! İki gün sonra Murat gelecekti. * * * Murat’ın geliş sabahı Nadide Hanım, Melek ve Asya’yı uyurlarken görmek için odaya girdi. Melek yoktu, sadece Asya derin uykudaydı. “Anlamadım! Bu saatte nereye gitti? Bu kadar erken işe hiç gitmedi!” Kahvaltıyı hazırlarken oğlunun en sevdiği yemekleri yaptı, Asya’yı kucağına alıp onu karşılamayı hayal etti. Nihayet beklenen kapı çaldı. İçeri giren Murat, elinde oyuncakla donakaldı. — Merhaba anne. Bu çocuk kim? Beni burada neler bekliyor? — Gayet iyi biliyorsundur! — Hiçbir şey anlamadım, anlat bakalım burada ne maceralar oldu? — Benim maceram mı? Hem de nasıl! Bak Asya işte, torunum! — dedi Nadide Hanım. — Hangi torun? Benim gizli kardeşim falan mı oldu? — diye şaşırdı Murat. — Komedi yapma Murat! Melek her şeyi anlattı! Böyle yetiştirmedim ben seni! — Melek mi? Annem ben sana onunla görüşme dedim! Melek ve bu çocuğun alakası ne? Nadide Hanım sinirle bütün hikayeyi ayrıntısıyla anlattı. Murat ise başını iki elinin arasına aldı. — Hay Allah’ım, anne! — diye feryat etti. — Yine bana saf, cahil diyebilirsin! Ama ben… — Bu çocuk benim değil anne! Melek seni kandırmış, o tip kızlar paraya bakar… Ne aldı senden? — Hiçbir şey! Sen yok artık… — Anne, hemen hesaplarına bak! Melek seni kesin dolandırdı! — O işe gitti! — diye ısrar etti Nadide Hanım. Uzun süren tartışma sonunda Murat, Melek’i bekleyip her şeyi ona soralım dedi. İki gün geçti ama Melek gelmedi, telefonuna ulaşılamadı. Çalıştığını söylediği adrese gidince, orada hiç kimsenin Melek adında birini tanımadığını öğrendi! Paralar, kart, eşyalar yoktu — yalnızca Asya’nın ufak tefek birkaç şeyi kalmıştı. — Olamaz! Asya’yı bıraktı gitti mi yani? — Onu bile yapar, — dedi Murat. — Arkadaşlar uyarmıştı bu kız çok sahtekar diye… — Nasıl kandım ben böyle safça! — diye ağladı Nadide Hanım. — Keşke bana bunları baştan anlatsaydın! — Sana bu kötülükleri anlatmak istemedim. Hep iyilik görmek istiyorsun… üzülmeni istemedim. — Şimdi ne olacak? — Polise şikayet edeceğiz. Neyse ki bu evi de üstüne geçiremedik, sokakta kalırdık yoksa. Elbette şikayetçi oldular ancak Melek ortadan kayboldu. Bu sırada Asya, mahkeme kararıyla Nadide Hanım’da kalabildi. Dna testi de Murat’ın babası olmadığını gösterdi. Fakat Nadide Hanım o kadar sevmişti ki Asya’yı, bırakmaya gönlü el vermedi, Murat da destek çıktı. Melek bulunamayınca, velayeti Nadide Hanım üzerine alındı, yasal işlemler sürdü ve böylece üçü aile gibi yaşamaya devam etti. Bir yıl sonra Murat yeni seferden döndü ve yanında karısıyla geldi: — Tanış anne, eşi Melis. Artık hep birlikte yaşayacağız. — Peki ya… — diye çocuk odasını gösterdi Nadide Hanım, Melis’in haberi var mı diye düşünerek. Ama Melis içtenlikle gülümsedi: — Memnun oldum Nadide Hanım! Murat bana her şeyi anlattı. Açık söyleyeyim, yaptıklarınız takdire değer! Eğer bana izin verirseniz Asya’nın bakımında ben de yer almak isterim, — dedi ve eşine baktı. — Evet, seferleri bırakıyorum, Melis’le beraber Asya’yı evlat edineceğiz. Artık engel yok! Nadide Hanım mutluluktan gözyaşlarını sildi: — Allah’ım ne güzel bir gün! Hadi, geçin masaya, hepinize hazırlık yaptım! Hep birlikte güzel bir aile olacağız!