Tren Çoktan Gittiğinde

Yavuz, sesini duyabiliyor musun? Yani kırk yaşında bir çocuk doğurup gençliğindeki hataları telafi mi etmeliyim? Neden bu sefer senin garajındaki keyif, kendi oğlumla geçirdiğim vakttan daha değerli? diye, hayret dolu bir ses tonuyla Aylin sordu.

Aylin, ne diyorsun! diye araya giren Yavuz. Evet, aptaldım. Değeri bilmedim. Ne kaybettiğimi fark etmedim. Şimdi ise her şey kaçtı, Şahin artık beni baba diye tanımıyor.

O neyin farkında? diye Aylin acı bir gülümsemeyle yanıtladı. On yedi yılını babası yerine komşusuyla geçirdi. Çocuğu tıpkı bir televizyon gibi açıp kapatabileceğini mi sandın, istediğin zaman baba rolünü oynayabilirsin diye?

Yavuz yüzünde tanıdık bir kızgınlık parladı; Aylinin babalık sorumluluklarından bahsedince her zaman gördüğü o ifade.

Aylin, yeter! Geçmişin hayaletleriyle oynamak yetmez. Bana bir şans daha ver, inatla ısrar etti.

Sen benimle oynayıp beni yalnız bırakacak mısın? Başka bir çocuk da babasız mı büyüsün? Aylin kollarını göğsünde kesti. Teşekkür ederim, bir kere yeter. Yavuz, bu konu kapandı.

Yavuz yüzündeki öfke bir sis gibi yoğunlaştı; cevap bulamayıp sadece telefonuna hırçınca bastırdı.

Çatışma o an durdu, ama sorunun gölgesi hâlâ süzülüyordu. Aylinin kalbinde ağır bir his kaldı; bu sadece eşinin tuhaf taleplerinden değil, oğlundan duyduğu kırgınlıktandı.

Aylin yirmi üç yaşında Şahini doğurmuştu. Hastane çıkışında bir bebek, beyaz bir bez içinde, yorgun ama mutluydu; Aylin hâlâ ellerinde titrek bir umut tutuyordu. Yavuz, bir karakurbağ gibi gölgede süzülüyor, bir anda gülüyor, beşiği düzeltip Aylini alnından öpüyor, bazen ise hayranlıkla oğlunu kollarına alıyordu.

Ben de babayım! diye gözlerinden parıltı fışkırdı. Şimdi anladım, ben bir baba oluyorum. Onunla yürümek, oyun oynamak, futbol öğretmek Ben en iyi baba olacağım, göreceksin!

Aylin de o ışıkla bakıyordu; her sözüne inanıyordu, mükemmel bir aile hayalini kuruyordu.

Fakat rüya bir anda sert bir uyanışa dönüştü

Gece derinleşti. Aylin, gözlerinin etrafında koyu halkalarla, bir elinde ağlayan bir bebekle odada savruluyordu; bu üçüncü kez olurken Yavuz, başını yorganın altına gömüp huzursuzca kıvırılıyordu.

Onu bir an önce rahat bırak! diye fısıldadı uykusuz bir ses. Yarın işe gideceğim, erken kalkmam lazım!

Aylin gözyaşları içinde başka bir odaya kaçtı; bebek daha da bağırıyordu, ama kadının seçeneği yoktu. Kapıyı kapattı, saatlerce Şahini salladı, kocası uyuyabilsin diye.

Hafta sonu geldi. Aylin, yorgunluk içinde zayıf bir sesle yaklaştı:

Yavuz, iki saat onunla vakit geçirir misin? Ben gerçekten bitmek üzereyim, uyumak istiyorum

Sonra, Aylin, şimdi yok, planlarım var. Kardeşlerime bir araba tamir ettireceğim, diye cevap verdi Yavuz.

Ama dayanacak gücüm kalmadı

Sen güçlü bir kadın, halledeceksin. Ben de sonra döneceğim, yardımcı olurum, dedi Yavuz, kapıyı çarparak.

Kapanan kapı Aylini yalnız bıraktı; sonra hiç gelmedi.

Zaman aktı, Şahin büyüdü. Aylin, baba ile oğul arasında bir bağ kurmak için çabaladı. Bir gün Yavuzu koltukta futbol izlerken yaklaştı, yanına pembe yanaklı bir küçük çocuğu uzattı.

Onu al, biraz onunla vakit geçir, dedi, artık bir rahatlama değil, aileyi bir arada tutma çabasıyla.

Yavuz, çocuğu eline alırken şüpheyle baktı; sanki gizli bir paket veriliyormuş gibi. Bebeği kollarında tutup ekrana bakıyordu, çocuğu yere bırakıp maçı izlemeye devam etti.

Şahin beş yaşındaydı; oturma odasında bloklardan bir kale inşa ediyordu. Yavuz, ona doğru yürürken göz teması kurmadı; Şahin de babasının silüetine bakmadı, eksik varlığına alışmıştı.

Yavuzu tamamen kötü bir eş olarak nitelendirmek doğru olmaz; evin para kazancı sağlıyor, yemek ve temizlikte Ayline yardımcı oluyor. Fakat çocuğunun çocukluğunu kaçırdı. Şimdi Şahin büyüyüp babasını baba olarak görmüyordu.

Şahin, okulda nasıl gidiyor? diye sordu Yavuz bir an için.

İyi, diye titrek bir cevap verdi Şahin.

Notların iyi mi? Yardımcı olabileceğim bir şey olursa söyle, diye ısrar etti Yavuz. Çünkü senin geleceğin benim için önemli, bir temizlikçi olmamanı isterim.

Teşekkür ederim, baba, her şey yolunda, dedi Şahin ve odasına koştu.

Yavuz, Hafta sonu balığa gidebiliriz diye bağırdı, ama Şahin artık balık tutmaya bakmıyordu. Bilindi ki o gün okulda bir parti, bir sınıf arkadaşı ona kalbini açmış, reddedilmişti.

Tren kaçmıştı. Şahin artık babasının farkında olmayan bir çocuktan yetişkin bir adama dönüşmüştü; Yavuz, bunu fark ederce yeni bir şans istiyordu, ikinci bir çocuk; Aylin ise uykusuz gecelerin hafızasıyla kesin bir hayır diyordu.

Aile içindeki kavgalar komşulara, akrabalarına yayıldı.

Kızım, Yavuz her şeyi anlatıyor, ikinci çocuğu düşün. O değişti, büyüdü! Ona bir şans ver, bu bir mutluluk fırsatı, dedi Yavuzun annesi, elinde taze demli çayla.

Aylin, doğurmazsan onu kaybedebilirsin, dedi kayınvalidesi. Erkek bir baba olmak ister. Eğer doğurmazsan başkası doğurur, bu sana da fayda sağlar. İlk oğlunuz uçup gidecek, ikinci çocuğunuz evliliği pekiştirir, yaşlılıkta destek olur.

Aylin, bu sözlerden iki kat kırıldı; sanki bedeni bir pazarlık aracı olmuştu. Kadının sadece anne ve eş olduğu görülüyordu; yorgun bir kadın, bir kere bu yoldan geçmiş ve sonunun ne olduğunu çok iyi biliyordu.

Umutsuzluk içinde akıl almaz bir plan doğdu. Eski bir sandalyede tozlanmış bir kutu buldu, içinde hâlâ çalışır bir Tamagotchi vardı: beslenmesi, eğitilmesi ve bakımı gereken küçük bir elektronik evcil hayvan.

Yavuz eve geldiğinde Aylin ona gri bir ekranlı plastik bir yumurta uzattı.

Bu ne? diye şaşkınlıkla sordu, camı karıştırarak.

Babalık sınavın, dedi Aylin somurtkan bir sesle. Bu oyuncağı saat başı beslersen, bir yıl içinde hâlâ canlı kalırsa, bir çocuğa hazır olduğunu kabul ederim.

Yavuz önce karıştı, sonra gülerek bu şakayı bir oyun sanıyordu. Aylinin ciddiyetine bakınca gülüşü öfkeye dönüştü.

Gerçek bir çocuğu bu nesneyle mi kıyaslayacaksın? diye bağırdı.

Eğer bu küçük kutuyu bile idare edemezsen, gerçek bir bebekle ne yapacaksın?

Yavuz oyuncağı cebine attı, ilk üç gün gece yarısı uyanıp besledi, beşinci günde sinirlendi ama görevi bırakmadı. Bir hafta sonra işinde yorgunluktan şikayet etti.

Sekizinci gün eve dönerken, Tamagotchi’yi masaya fırlattı; ekranda kırmızı bir çarpı belirdi: Başaramadın.

Unuttum, işte bir acil durum, diye kaçtı bakışlarından.

O günden sonra tartışmalar devam etti, ama Yavuz artık babalık sözüne bu kadar tutkuyla bağlanmadı.

Üç yıl geçti; Şahin artık üniversite öğrencisiydi, bir kız arkadaşını evine getirdi ve ikisi de bebek bekliyorlardı.

Yavuz bir kez daha ışıltılı oldu; dede olma hayaliyle koşuşturdu. Tasarruf ettiği parayı bir bebek arabasına, bir sürü tuluma ve minik yapı bloklarına yatırdı, en iyi dede olacağına dair yemin etti.

Aylin bu şovu soğukkanlı bir şüpheyle izledi.

Bebek doğdu, Yavuz ilk haftalarda adeta bir kahraman gibi koştu, salladı, fotoğraf çekti. Ancak heyecan dağıldığında, ilgi kıvranmaya başladı. Genç çift bir kiralık daireye taşındı, Yavuz haftasonu ziyaretleriyle yetinmeye başladı; bebek her ağladığında aniden bir telefon, bir toplantı, bir iş gezisi belirdi.

Aylin yardıma koştu, tüm sahneyi izledi; Şahin sorumluluk sahibi bir adam olmuş, eşini tek başına bırakmamıştı. Yavuz ise hâlâ sadece babalık hayalini seviyor, onun özünü hiç deneyimlemiyordu.

Rate article
Lifequest
Tren Çoktan Gittiğinde