Kendi Karanlıklarımızı Dışarıya Taşımak Gerekmezdi

O artık çok uzaklaşıyor, diye sızlandı Şebnem. Eve geç dönecek, çocukla hiç ilgilenmiyor, ben tek başıma dayanamıyorum.

Ayşe, arkadaşının ellerindeki çocuk battaniyesinin kenarını sıkı sıkı tutuşunu izliyordu. Küçük Emir beşikte uyuyordu, sadece ona düzenli gelen nefesi sessizliği bozuyordu. Şebnemin göz altındaki halkalar daha da koyulaşmıştı.

Belki iş yerinde fazladan birikim vardır, diye önerdi Ayşe temkinli bir sesle.
Ne işten bahsediyorsun? hıçkırarak yanıtladı Şebnem. Eskiden her zaman işlerinden bahsederdi, şimdi ise bir parti gibi sessiz. Telefonunu benden saklıyor. Sanki ona karşı bir şeyler hissetmemişim gibi Doğumdan sonra bedenim değişti, karnım hâlâ yerinde, saçlarım seyrekleşti Sanırım artık beni sevmez.

Ayşe, Şebnemin ellerini ısıtmak için ovuşturdu. Şebnemin elleri soğuk ve nemliydi.

Saçma şeyler söyleme. Sen harika bir anne ve güzel bir kadınsın.
Evet, belki Dün ona arabayı dışarı çıkarıp yemek yaparken bir tur atmamı söyledim. Cevabı neydi? Çocuğun ağlamasından başı ağrıyormuş. Peki ya benim başım ağrıyor mu?

Ayşe dudaklarını sıktı. Her zaman Denizin bencil olduğunu düşündü, ama Şebnem bu gerçeği kabul etmiyordu.

Emir bir anda kıpırdadı ve hafifçe ağlamaya başladı. Şebnem hemen ayağa fırladı, sallamaya başladı.

Sessiz ol, canım, anne burada.

Ayşe, Şebnemi otobüs durağına kadar bıraktı ve yakında tekrar ziyarete geleceğine söz verdi.

Ayşe eve dönerken şehir parkında, Şebnemle konuştuğu anı düşünüyordu. Arkadaşına nasıl destek olabileceğini kafasında kuruyordu.

Tam o anda bir bankın yanındaki tanıdık bir silueti fark etti. Geniş omuzları, belirgin yürüyüşü… o Deniz! Yanında karanlık saçlı, kırmızı elbise içinde bir yabancı kız vardı.

İkisi çok yakın durmuştu; bu tesadüf değildi. Kız kahkaha atıyor, başını geriyordu. Deniz, uzun zamandır eşine bakmadığı bir bakışla ona bakıyordu.

Ayşe içgüdüsüyle kalın bir meşe gövdesinin arkasına çekildi, kalbi çarpmaya başladı. Belki de yanılıyor muydu? Belki sadece bir meslektaşı mıydı? Fakat şüphe, Denizin yabancıyı beline dolayarak yaklaştırmasıyla yok oldu. Kız ayak parmakları üzerinde yükselip ona dudaklarından bir öpücük kondurdu.

Ayşe gözlerini kapattı, açtığında sahne aynı kaldı. Deniz, eşine hiç vermediği bir tutkuyla başkasını öpüyordu. Titrek elleriyle telefonunu çıkardı, parmakları otomatik olarak kamerayı açtı. Deklanşör sesi, çiftten yaklaşık on beş metre uzakta bile çınladı.

Deniz ve yabancı öpüşmeye devam etti, ardından bankta oturdular; kız başını omzuna koydu, Deniz saçlarını okşadı, bir şeyler fısıldadı. Ayşe birkaç fotoğraf daha çekti, videoyu açtı; görüntü bulanıktı.

Ayşe parkı hızla terk etti, ama gördükleri aklına yapışmıştı. Şebnemin gözyaşlı bakışları, küçük Emir, Deniz ve yabancı Nasıl iki yüzlü olabilirdi? Titrek elleriyle telefonu açtı, kamera düğmesine bastı; sesler çığ gibi yükseldi.

Deniz ve yabancı öpüşmeye devam etti, sonra bankta oturdular; kız başını omzuna koydu, Deniz saçlarını okşadı, bir şeyler fısıldadı. Ayşe birkaç fotoğraf daha çekti, videoyu açtı; görüntü bulanıktı.

Ayşe parkı hızlıca terk etti, ama gördükleri aklını sarmıştı. Şebnemin gözyaşlı bakışları, küçük Emir, Deniz ve yabancı Nasıl iki yüzlü olabilirdi? Titrek elleriyle telefonu açtı, kamera düğmesine bastı; sesler çığ gibi yükseldi.

Evde çektiği görüntüleri izledi, şüphe artık kalmadı Deniz aldatıyor, ve bu ilk sefer değildi, davranışları bunu işaret ediyordu.

Tüm gece yatağında dönüp durdu, ne yapması gerektiğini düşünerek yanıp tutuştu. Şebneme söylemek mi? Arkadaşı zaten depresyonda, bu haber onu yıpratabilirdi. Yoksa susmak mı? O zaman Şebnem kendini suçlayarak kocasını suçlardı.

Ayşe, Şebnemin şikayetlerini hatırladı: Deniz artık uzaklaşıyor, sık sık geç kalıyor, çocukla hiç ilgilenmiyor. Şimdi her şey anlaşılıyordu; adam bir yanını başka bir yerde bulmuştu.

Ertesi gün işte, Ayşe konsantre olamıyordu. Meslektaşları bir şey soruyordu, o ise anlamlı cevaplar veremezdi.

Öğle arası gelince Ayşe Şebnemi aradı.

Merhaba, nasılsın? Emir nasıl?
İdare eder. Gece çok uyuyamadım, dişleri çiğniyor. Deniz yine geç geldi, toplantı olduğunu söyledi.

Ayşe yumruklarını sıktı.

Akşam dayanamayınca annesine gitti. Ayşenin annesi, Elif Hanım, kızının gergin halini fark etti.

Ne oldu? Yüzün nasıl soluk?
Anne, bir tavsiye lazım.

İkisi masaya oturdu. Ayşe telefonu çıkarıp fotoğrafları ve videoyu gösterdi.

Bu Şebnemin eşi mi? diye şaşırdı anne.
Evet. Dün parkta tesadüfen gördüm.

Elif Hanım videoyu izledi, ardından düşünceli bir şekilde başını salladı.

Anladım. Peki ne yapacaksın?
Bilmiyorum. Şebneme söyleyeyim mi? O hâlâ doğum sonrası kırılgan. Yoksa susayım mı? O zaman ona nasıl bakacağım?

Anne çaydanlığı koydu ve bir süre sessiz kaldı.

Bilirsin, eğer baban beni aldatmış olsaydı, bilmek isterdim. Gerçek acı olsa da hakikati öğrenmek gerekir.
Ama Şebnem şu an çok savunmasız
Tam da bu yüzden bilmesi lazım. Her kadın aile gerçeğini bilme hakkına sahiptir. Özellikle çocuğun sağlığı ve geleceği söz konusuysa. Denizin başka ilişkileri de olabilir.

Ayşe bir titreme hissetti; hiç düşünmemişti bu yönü.

Üstelik Şebnem, eşini geri kazanmak için çaba harcıyor, o ise onunla bir bakıcı gibi davranıyor. Bu adaletsiz.
Ya inanmazsa?
Belki inat eder. Ama bu, vicdan azabıyla yaşamaktan daha iyi. Anne, kızının omzuna dokundu. Doğru olanı yapacaksın. Şebnemin tepkisi onun kararını verir.

Ertesi gün Ayşe arkadaşının evine gitti. Şebnem onu neşeyle karşıladı, ama yorgunluğu gözlerinden okunuyordu; koyu halkalar belirgindi.

Seni gördüğüme çok sevindim! Yalnızlıktan deliriyorum. Emir sonunda uyudu. Çaydanlığı koyayım.

Şebnem mutfağa yönelirken Ayşe odaya bakındı; çocuk eşyaları her yere dağılmış, masada yıkanmamış fincanlar Ev sahibesi zorlanıyordu.

Dün Deniz yine geç mi geldi? diye sordu Ayşe.
Evet. Müşterilerle görüşmüş. Ben zaten uyuyordum. Akşam yemeğini yedi mi bilemiyorum.

Ayşe sözcükleri özenle seçti. Nasıl söylerdi ki, dostunun dünyasını paramparça edecekti?

Şebnem, sana önemli bir şey söylemeliyim. Bu zor bir şey ama bilmen lazım.

Şebnem temkinli bakarak sordu.

Bir şey mi oldu?

Ayşe telefonu çıkardı, galerisini açtı.

Parktan dönerken yanlışlıkla Denizi görmüş oldum. Yanında bir başkası vardı.

İlk fotoğrafı gösterdi. Şebnem dikkatle baktı, kaşları çattı.

Bu Deniz mi? O kız kim?
Bilmiyorum, ama daha fazlasına bak.

Ayşe videoyu oynattı; ekranda Deniz yabancıyı öpüyordu. Şebnem önce sessiz kaldı, sonra yüzü soluklaştı.

Bu düşündüğüm şey mi?
Korkarım ki tam da öyle. Çok üzgünüm, Şebnem

Ayşe videoyu Şebnemin telefonuna gönderdi. Şebnem defalarca izledi, her seferinde daha da soluklaştı.

Ama bu… aldatma. O, beni aldatıyor.
Evet. Ve görünüyor ki bu ilk sefer değil. Çok rahat davranıyorlardı.

Şebnem aniden ayağa kalktı, telefonu kanepeye fırlattı.

Ah! Sen benim işimi mahvettin! Bilerek mi? Beni izlediğin için mi! diye bağırdı. Benim ailemi yok etmek için!

Ayşe şaşkına döndü.

Ne? Şebnem, ben tesadüfen gördüm…
Tesadüfen mi? çığlık gibi güldü Şebnem. Sen uzun zamandır kıskanıyorsun, benim bir eşim ve çocuğum var! Hepsini mahvetmek istedin!

Gözlerinden gözyaşları süzülürken Şebnem odada dolaşıyordu, elleriyle havayı çırpıyordu.

Sen fark etmedin mi, benim Denize bakışım nasıl? Nasıl eksik yönleri bulmaya çalışıyordum? Şimdi saat geldi!
Şebnem, sakin ol. Bu mantıksız. Yardım etmeye çalıştım…
Yardım? çığlık attı Şebnem. Ailemi mahvettin! Küçük bir çocuğum var, sen her şeyi yıktın!

Diğer odada, çağrılan çığlıklara uyan Emir ağladı.

Şimdi benim de çocuğumu uyandırdın! Hemen buradan çık! Bir daha gelme!
Ama Şebnem
Sus! Seni bir daha görmek istemiyorum! Sen hain! Kıskanç! Defol!

Ayşe şok içinde çantasını topladı, çıkmak üzereydi. Şebnem bağırmaya devam ederken bebek odasından bebek ağlaması yükseliyordu.

Birkaç hafta sonra arkadaşları Meryem, Ayşeye sonrasını anlattı.

Düşünsene, Şebnem Denizi bekledi, senin videoyu gösterdi, bağırdı, açıklama istedi.
Ne yaptı?
Önce inkar etti, montaj dedi. Sonra öfkeyle bağırmaya başladı, Ben doğumdan sonra sana bakmıyorum, başka bir mutluluk aramak hakkım dedi.

Ayşe telefonu sımsıkı kavradı.

Korkunç…
Bu da yetmez. Deniz Şebnemin evinden çıkmasını istedi, Artık çığlıklarını dinlemeyeceğim dedi. Şebnem çocuğuyla birlikte annesine, Gülcan teyzeye taşındı. İki hafta boyunca orada ağladı, hayatının nasıl bu kadar çalkantılı olabildiğini anlamaya çalıştı.

Sonra Şebnemin annesi, Elif Hanım, torunları için uzlaşma ısrar etti. Adamların aptalca hatalar yaptığını, sonradan akıllarını topladıklarını, çocuğun tam bir ailede büyümesinin en iyisi olduğunu söyledi. Kızını ikna etmeye çalıştı; genç, güzel bir kadın hâlâ kocasını geri kazanabilirdi.

Zamanla Deniz Şebnemi aramaya başladı. Affediyorum, geri dön, ama sahne yapma, lütfen dedi; Evi karıştırmamalıydın.

Şebnem tereddüt etti. Kocası tarafından ihanete uğramak kalbini deldi, ama tek başına kalma korkusu daha da büyüdü. İşi, evi, parası yoktu. Çocuğunun babasıyla büyümesi gerektiğini kendine telkin etti.

Anneinstinkti ve yalnız kalma korkusu galip geldi. Şebnem eşyalarını topladı, kocasına geri döndü. Deniz onu sakin bir şekilde karşıladı, hatta küçük Emiri tutup ona bir şeker verdi; çantalarını boşaltırken ona yardım etti. Evliliği düzeltmek istiyorum, dedi, Ama senin de Aradan uzak durman lazım. Şebnem de bu talebi kabul etti, Denizi suçlamaktan ziyade Ayşeyi suçladı.

Şebnem bir daha eski dostu Araya ulaşmadı; aramayı kesip tüm sosyal medyadan blokladı. Ortak tanıdıklara kendi versiyonunu anlattı ve Arayı hain, ayrılık yaratan olarak gösterdi.

Ayşe, zamanla bu olayların gölgesinde kalıp sorular sormaya başladı. Belki susmalı, Şebnemin cehalet içinde kalmasını sağlamalıydı? O zaman dostu kendi kendini suçlamaya devam eder, ama dostluk bozulmazdı. Yoksa gerçek daha acı olsa da doğru muydu?

Ayşe bir daha cevap bulamadı. Başlangıçta sadece yardımcı olmak istemişti; ama o günden itibaren bir yılı aşkın süredir dostluğunu ve en yakın insanını incitti. Şimdi geriye sadece bu yükle yaşamayı kaldı. Bir daha kimsenin ilişkisine karışmayacaktı. Asla

Rate article
Lifequest
Kendi Karanlıklarımızı Dışarıya Taşımak Gerekmezdi