Eve Beklenmedik Dönüş
Zeynep, durakta mısın? dedi Kadirin sesi, heyecandan tizleşerek. Şu an mı? Niye haber vermedin? Perşembe gelecek dememiş miydik biz?
Sürpriz olmasını istedim, Zeynep kaşlarını çatıp sesini alçalttı. Kadir, sevinmedin mi? Yorgunluktan yürüyemiyorum. Hadi çıksana!
Dur bir dakika! aniden bağırdı Kadir. Gelme Yani gel de Zeynep, bak evde yiyecek hiçbir şey yok. Dün kalanları da bitirdim.
Bak şöyle yapalım: Şimdi hemen köşedeki 24 saat açık markete git. Güzel bir dana eti al.
Ağır çantası omzunu öyle bir çekti ki Zeynep istemsizce inledi.
Son iki aydır peşini bırakmayan keskin bel ağrısı kuyruk sokumuna kadar saplandı.
Çantaları duraktaki yamuk kaldırımlara ağır ağır bıraktı, nefesini tutup karnının üstüne elini dokundurdu.
Karnındaki bebek huysuzca hareket etti. Altıncı ay kolay değildi, hele de üç gün önceden anne babadan ayrılıp surpriz yapacağım diyerek eve dönmek istemişken.
O kadar özlemişti ki, otobüste son yüz kilometreyi, dışarıdaki yol kenarında birbiri ardına geçen direkleri sayarak geçirmişti.
Acaba Kadir şimdi ne yapıyor? Herhalde onun evin on dakika uzağında, burada, dönmüş olduğundan habersizdir.
Apartmana yürüyüş bitmek bilmezdi. Anne evinden getirdiği kavanoz kavanoz reçel, ev yapımı sucuk, ağır elmalarla dolu torbalar sanki taş gibiydi.
Yirmi otuz adım attıktan sonra durdu Zeynep. Taşıyamayacak kadar bitkin hissediyordu, belinde keskin bir sancı yankılandı.
Telefonunu aradı, elleriyle güçlükle açtı.
Kadirciğim, geldim, dedi fısıldayarak, o ancak birkaç saniye sonra cevap verdiğinde.
Zeynepim Noldu? Başına bir şey mi geldi? sesi panikti.
Bir şey yok, ahmak. Sadece döndüm!
Apartmanın önündeki duraktayım. Lütfen in ve beni karşıla. Torbalar inanılmaz ağır, annem neler koymuş, anlatamam
Telefonda bir anda tuhaf bir sessizlik oluştu. Ekrana baktı, kopmuş mu diye.
Durakta mısın? dedi Kadir, sesi iyice sinirli. Nasıl olur, neden haber vermedin? Biz perşembe demedik mi?
Sürpriz yapmak istedim, biraz alıngan konuştu Zeynep. Niye sevinmedin ki? Yorgunluktan halim kalmadı. Hadi çık!
Dur bir dakika! yine aniden bağırdı. Gelme Yani gel de Bak evde perişanlık var. Dün gece kalan ne varsa bitirdim.
Bak şöyle yapalım: Sen şimdi köşedeki 24 saat açık markete gir, güzelce bir dana eti al.
Bugün işe gitmedim, izin aldım. Güzel bir öğlen yemeği yapıp seni hakkıyla karşılamak istiyorum.
Hangi et Kadir? Zeynepin sesi de şaşkın çıktı. Beni duyuyor musun? Altı aylık hamileyim, elimde iki dev torba, sokakta bekliyorum!
Belim ağrıyor! Evde patates, yumurta var; et ne yapacağım? Hadi gel, açım zaten, uzanmak istiyorum.
Hayır, Zeynep, anlayamıyorsun, daha da hızlanarak konuşmaya başladı, üstüne basa basa. Mükemmel olsun istiyorum, zor bir şey mi?
Market hemen köşede zaten. Dana eti al, güzel patates bul, bizimkiler kurudu tamamen.
Birinden yardım iste, ya da azar azar götür
Bak, lütfen! Bizim için bu. Ben de burada hazırlıkları tamamlarım.
Zeynep, elleri çantaların kolunu kesmiş, avuçları kızarmış halde yere baktı. İçinde acı bir dalga yükseldi.
Kadir, sen iyi misin? sesi titriyordu. Hamile eşinden, şimdi marketten et almasını istiyorsun, sadece et istediğin için!
Sen kendin inip gidemez miydin?
Hazırlık yapıyorum ben zaten! Şimdi gidersem her şey mahvolur.
Ne olur, Zeynep. Seni çok özledim.
Bak güzel dana eti, sekiz yüz gram kadar yeter. Biraz da taze patates al, küçük filelerde var ya.
Hadi, bekliyorum seni!
Konuşma bir anda kapandı. Zeynep, kararmış ekrana baktı. Anlayamıyordu, az kalsın oturup oracıkta ağlayacaktı, ıssız durakta, sert sokak lambasının soğuğunda.
Sıcak bir kucaklama, yumuşak bir yatak yerine; et reyonuna gidiyordu şimdi.
Belki büyük bir şey planlamıştır? diye bir düşünce geçti aklından.
Derin bir iç çekişle çantalarını taşıdı, sendeleyerek markete doğru yürüdü.
***
Zeynep markette, kasiyerin uykulu ve acıyan bakışları arasında sesi çıkmadan alışveriş yaptı.
Dana eti ağırdı, filedeki patates ise tam anlamıyla kaldırılamaz gibiydi.
Marketten çıktığında ellerini hissetmiyordu, parmakları çengeller gibi tutulmuştu.
Telefonu yeniden çaldı.
Aldın mı? coşkuyla sordu Kadir.
Aldım, dişlerinin arasından çıkardı Zeynep. Artık binanın önündeyim. Aç kapıyı.
Dur! Kadir neredeyse çığlık attı. Sakın çıkma! Bankta bekle, on dakika daha.
Sen benimle dalga mı geçiyorsun? Zeynep bağıra bağıra söylendi, etraftaki az sayıda insana aldırış etmeden. Kadir, burada öfkeden doğuracağım neredeyse! On dakika ne demek? Ayaklarım şiş, ayakta duramıyorum bile artık!
Sürpriz bitmedi! inatla devam etti Kadir. Girersen her şey mahvolur. Otur bankta, temiz hava al.
Beş dakika, Zeynep, söz! Kapatıyorum şimdi, yetişmem lazım!
Çöktü apartman girişindeki tahta banka. Torbaları yanına savurdu, oracıkta kalakaldı.
Şu et torbasını eve atmamak için zor tuttu kendini.
On dakika geçti. Sonra yirmi. Zeynep, elleriyle karnını sararak oturdu, içindeki öfke kaynıyor, ağlamakla kriz arasında gidip geliyordu.
İçeri girdiğinde çiçekler, mumlu kahvaltı masası, köşede kemancı falan olabileceğini düşündü.
Ama ne olursa olsun, bu haliyle, onu dışarıda ayakta bırakmak affedilecek bir şey değildi.
Otuz beşinci dakikada apartman kapısı gıcırdadı.
Kadir çıktı dışarıya. Üstündeki tişört terden sırılsıklam, alnında ter damlacıkları, saçı diken diken.
Oturuyorsun ya işte, zoraki gülümsedi, torbaları kaptı. Niye bu kadar asılsın? Havaya bak, asıl Evet, hadi içeri!
Bu kadar terli, parfüm kokmuyorsan, ne bulaşığı var bunun? dedi Zeynep, kalkarken zorlanarak.
Görürsün! Kadir, heyecanla asansöre koştu.
Çıktılar. Kadir anahtarı çevirdi, kapıyı coşkuyla açtı, Zeynepin reaksiyonunu bekledi.
Girişe giren Zeynep, burnuna vuran çamaşır suyu ve ucuz okyanus esintisi oda spreyiyle başı döndü.
Odayı dolaştı. Sonra mutfağa geçti. Banyoya baktı.
Ev pırıl pırıldı. Ama alışıldık yaşam izleri yoktu.
Her zaman sandalyelerde duran giysiler kaybolmuştu. Halı özenle süpürülmüş, raflardaki tozlar alınmıştı.
Ona ait biblolar ise öyle sessizce bir köşeye itilmişti.
Nasıl ama? Kadir, parlayan bir bozuk para gibi gururla gülümsedi. Sürpriz bu!
Zeynep ağır ağır ona döndü.
Sadece bu mu? dedi fısıltıyla.
Sadece bu mu ne demek? Kadir neredeyse çömeldi öfkeden. Zeyno, üç saattir canım çıktı! Her yeri pas pasladım, kanepe altını bile!
Tüm bulaşığı yıkadım, klozet pırıl pırıl oldu. Sen geldiğinde hiçbir şey yapma diye didindim.
Markete gittiğin sürede ben burada deli gibi çalıştım.
Zeynepin boğazına düğüm oturdu.
Sen bunun için mi sesi titredi, gözyaşı zor tuttu. Sırf yerleri silmek için mi beni markete gönderdin? Bana karşıla dediğimde durakta gelip almadın çünkü yer siliyordun yani?
Evet! Kadir ellerini açarak bağırdı. İyi olsun, mutlu ol diye uğraştım! Hep şikayet ediyorsun, evde hiçbir şey yapmıyorsun diyorsun.
Bak, ispatlamak istedim. Erken gelince yetişemedim işte! Ancak oyalayınca bitirdim.
Ama sen gelip teşekkür edeceğine, surat asıyorsun, sanki yemeğine tuz yerine kül koymuşum gibi.
Kadir, aklını mı kaçırdın? Zeynepin sesi çığlığa dönüştü. Umrumda değil temizliğin!
Belim ağrıyor, elimde koca torbalar!
Hamileyim, Kadir! O kelimenin anlamı var mı sende? Ha-mi-le-yim!
Yapman gereken tek şey elimi tutup eve götürmekti, burada paspas yapmanı değil!
Kadir kızardı. Elindeki bezi lavaboya fırlattı.
Yine başladı! diye bağırdı. Bir türlü yaranılmıyor! Sabah beşten beri köle gibi yer siliyorum, sürpriz hazırlıyorum. Geliyor, bana bağırıyor!
Görmüyor musun, ev nasıl pırıl pırıl? Düğün günümüzde bile böyle değildi!
Bu mutluluk mu şimdi? Zeynep gözyaşına boğulmuştu. Yarım saat bankta beklettin, titredim.
Yorgunluktan zor yürüyordum! Bana markete koşturttun, patates, et al, torba taşı Bu sürpriz mi, resmen eziyet!
Eziyet mi? Kadir mutfağı bir oraya bir buraya dolaştı, ellerini oraya buraya savurdu. Ben böyle olacağını bilemedim ya! Başkası olsaydı, kocası evi topladı diye sevinirdi. Sen
Hep kendini düşünüyorsun! Ay karnım acıdı, ay belim ağrıdı.
Ben de yoruldum be! Bütün gece gözümü kırpmadım, seni bekledim, mutlu olmanı istedim!
Zeynep yüzünü elleriyle kapattı.
Hiçbir şey anlamıyorsun dedi hıçkırıklar içinde. Temiz süpürgelik uğruna beni harcadın farkında mısın?
Süpürgelikle ne alakası var! Kadir yine masaya yumruk vurdu. Erken geldin! Senin yüzünden planlarım altüst oldu!
Perşembe gelseydin hepsi hazırdı, temiz eve girerdin, ne güzel Ama yok! Gece inat ettin, geldin! Bir de suçu bana atıyorsun!
Sen nankörsün, Zeynep! Resmen nankörlük ediyorsun!
Kadir mutfaktan çıktı, yatak odasının kapısını hızla çarptı.
Karnındaki bebek yeniden tekme attı. Zeynep torbaların yanındaki sandalyeye çöktü, Kadirin hâlâ dolaba koymadığı et paketine baktı.
Bedeni gerçekten kötü hissediyordu mide bulantısı durmuyordu.
On dakika sonra mutfak kapısı aralığından tekrar ses geldi.
Eti yapayım mı? dedi Kadir kısık bir tonda. Yoksa bana inat, yemek de mi yemeyeceksin?
Hiçbir şey istemiyorum, dedi Zeynep, kafasını bile çevirmeden. Bana dokunma. Sadece uyumak istiyorum.
İyi öyleyse! yine kapıyı çarpıverdi Kadir.
Zeynep kalktı, sallanarak banyoya gitti.
Aynada kendine baktı: Soluk benizli, göz altında mor halkalar, saçı dağılmış.
Otobüste, Kadirin kapıda sarılması hayaliyle kurduğu o anlar aklına geldi. Çok şükür geldin, hoş geldin, diyecekti sözde.
İşte, gördüğü sarılma buymuş
Zeynep banyodan çıkarken, kavga yeniden alevlendi.
Kocası ona yeniden bağırdı, sonunda elindeki eti ona fırlattı.
Olduğu gibi çıkıp evden ayrıldı iyi ki üstünü bile değiştirememişti.
Yine anne baba evine gidiyordu.
***
Boşanmamak için Zeynepi hem kendi ailesi hem Kadirin ailesi, ablası, kuzeni, bütün akrabaları ikna etmeye çalıştı.
Kadir de sürekli aradı, geri dönmesi için dil döktü.
Ama Zeynep kararını vermişti: Böyle bir koca istemiyordu, boşanmayı kafasına koymuştu.
Evdeki temizlik, ortak çocuklarının sağlığından daha önemli olan bir eşe ne gerek vardı?




