Mert, terfi ettim! diye bağırdı Gülbahar, ayakkabılarını çabucak çıkartırken sesi bir çığlık gibi yükseldi. Düşünsene, ikramiyelerle neredeyse iki yüz bin lira! Ne sevindirici!
Kapıya çarpıp içeri girdi, adama sarılacakmış gibi koştu. Ama durdu, kapı eşiğinde donakaldı. Ben, kanepede otururken bir yandan da Emine Hanım, kayınvalidem, koltuğun yanındaki koltuğa yaslanmış, sessizce bizi izliyordu. Gülbaharın gülümsemesi bir anda dondu; odadaki hava birden sıkıştı, ağırlaştı. Yanakları kızardı, sanki sınavdan beş alan bir öğrenci gibi sevinçle içeri koşmuştu, ama şimdi kayınvalidenin keskin bakışı altında bir anda küçülmüş gibiydi.
Kanepeden yarım kalktım, ama tamamen ayağa kalkmadım. Emine Hanım hâlâ susmuş, gelinime baştan aşağı bakıyordu. Zaman uzayan bir duraklamaya dönüştü. Gülbahar çantasının kulpunu sıkıca kavradı, gözlerini yere indirdi. İçinde bir sıkışıklık hissetti; az önce patlayan sevinç şimdi yerinde tuhaf bir çocukça mutluluk gibi duruyordu.
Gülbahar, bu harika bir haber! diye sesini kesti kayınvalidem bir anda, ve Gülbahar başını kaldırdı.
Emine Hanımın yüzü geniş bir gülümsemeye çiçek açtı. Gülbahara doğru adım attı, kollarını açtı; ben de şaşkın bir şekilde ona doğru yürüdüm. Kayınvalidem kısa ama sıkı bir kucaklama yaptı, omzuna hafifçe dokundu.
Tebrik ederim, evlat! Çok iyi bir iş çıkardın, hak ettin! dedi.
Teşekkür ederim diye Gülbahar sözcüklerini zorladı, hâlâ ne olduğunu kavrayamıyordu.
Ben de kanepeden kalkıp yanına geldim. Yüzümde samimi, sıcak bir gülümseme belirdi.
Biliyorum, başaracaksın diyerek eşimin beline sarıldım, ona doğru çekerek.
Emine Hanım bir adım geri çekildi, ellerini önde birleştirdi ve başını salladı.
Şimdi hayatımız çok daha güzel olacak!
Gülbahar, ne diye cevaplayacağını bilemedi, sadece başını salladı. Kayınvalidenin sözleri kulağa mantıklı geliyordu ama içinde bir şey eksik, bir şey tam olarak tutmuyordu.
Pekala çocuklar, ben size engel olmayacağım diyerek Emine Hanım koltuğun yanındaki sepeti alıp çıkışa yöneldi. Kutlamayı hak ettiniz.
Ben annemi kapıya kadar uğurladım. Gülbahar oturma odasının ortasında kaldı. Kapı çaldı, ben geri döndüm. Yüzündeki gülümseme hâlâ aynıydı, ama gözlerinde bir endişe kıpırtısı belirdi.
Ne oldu? diye Gülbahar kanepenin kenarına oturdu ve bana baktı.
Ne demek istiyorsun? diye ben mutfağa geçip çaydanlığı açtım.
O da ayağa kalktı ve peşime geldi.
Yani annen Neden geldi?
Ben dolaptan iki bardak çıkardım.
Boş bir sohbet, önemsiz bir şey diye omuz silktim. Boşa takma.
Mert!
Derin bir nefes alıp eşime döndüm, yorgun bir bakışla gözlerime baktı.
Baba ve ben iki yüz bin lira kredi çektik. Evi yenilemek istedik, ama şimdi ödeyemiyoruz, bu yüzden borç para borç para istemeye geldik.
Gülbahar başını salladı. Çaydanlık kaynamaya başladı, su içinde çay poşetlerini bulduğumda, sıcaklık ellerine yayıldı, ama içinde yapışkan, ağır bir önsezi de vardı; nereden geldiğini söyleyemedi.
Ne cevap verdin? diye fısıldadı.
Yardım ederim, bir fırsat bulduğumda. Ama biliyorsun ki şu an harcanacak bir paramız yok.
Gülbahar bir kez daha başını salladı, bir yudum çay içti. Sıcaklık dudağını yaksa da aldırmadı. Düşünceleri başka bir yere uçtu, Viktorun sözleri neden rahatlatmadı düşünmeye başladı.
İki hafta su gibi geçti. Yeni pozisyon bütün enerjimi yedi; görevler bir bir dizildi, program sıkılaştı, ama her günü sevdi. Hedefime ulaşmanın verdiği tatmin içimi doldurdu. Eve yorgun ama memnun bir şekilde dönüyordum.
O akşam ofisten biraz erken çıktım. Yağmur çiselemeye başlamıştı, arabama koşturup klimayı açtım. Eve doğru giderken bir bakkala uğradım, ekmek, süt ve akşam yemeği için birkaç şey aldım. Eve geldiğimde ıslak ceketi asıp mutfağa girdim, alışverişi yerleştirdim.
On dakika sonra kapı çaldı. Havlu ile ellerimi kurulayarak kapıyı açtım. Kapıda Emine Hanım, şemsiyesi yok, ıslak saçları, eski bir paltosuydu; yüzünde ne bir gülümseme ne de bir sıcaklık.
Selam Gülbahar dedi içeri girerken. Mert evde mi?
Hayır, hâlâ işte. Bir şey mi var?
Emine Hanım oturup beni aşağıdan yukarıya süzdü.
Gülbahar, konuya girelim. Bana biraz para lazım, on bin lira.
Gülbahar kapı eşiğinde donakaldı.
Biliyorsun ki baba ile ben sıkıntıdayız. Kredi baskı yapıyor, emekli maaşımız yetmiyor. Sen artık ortada, bir şeyler yapabilirsin.
Gülbahar suskun kaldı, ne söyleyeceğini bilemedi; içindeki sıkışıklık utangaçlıkla öfkeyi birleştirdi.
Ben Emine Hanım, yanımda nakit yok diye söylemek istedi, ama kayınvalidem sözünü kesti.
Sorun değil, telefonun var ya, transfer yap.
Gülbahar gözlerini kayınvalideye dikti, tartışmanın boşuna olduğunu anladı. Emine Hanım, kararlı bir bakışla onu izliyordu; bir tereddüt yoktu, kabul edeceğini biliyordu.
Talebi yerine getirdim. Emine Hanım başını eğip dışarı çıktı.
Teşekkür ederim, evlat.
Kapı kapandı, ben koridorda yalnız kaldım. Kayınvalidenin ne zaman, nasıl geri ödeyeceğini bilemediği bir anda, içimde rahatsızlık belirdi.
İki hafta sonra ilk büyük maaşımı aldım. Telefon ekranındaki rakam bana gerçek bir gülümseme getirdi iki yüz bin lira değil, iki yüz bin lira kadar bir şeydi. Eve dönerken bir pastane, bir sushi ve bir pizza alıp, eşimle küçük bir kutlama yapmayı düşündüm.
Katıma çıktım, kapıyı açtım, daireye girdim. Oturma odasından sesler geliyordu. Gülbahar çantalarını taşıyarak içeri girdi, durdu. Emine Hanım oturmuş, Mert yanındaki kanepede yorgun bir yüzle oturuyordu.
Çantaları girişteki yere koydum.
Bir şey mi var?
Emine Hanım gözlerine baktı, içinde hüzün ve öfke karışımı gördüm. Yaklaştı.
Gülbahar, bir sıkıntımız var. Emeklilik maaşımız yetmiyor, kredi borcunu ödemeliyiz ay sonunda otuz bin lira. Ne yapacağız, çaresiziz
Gülbahar kaşlarını çattı. Kayınvalidem aceleyle, dağınık bir şekilde konuşuyordu; sanki sözünü dinlemezseniz diye korkuyordu.
Çok yardıma ihtiyacımız var, otuz bin lira. Çok da büyük bir şey değil, değil mi?
Mert kanepeden kalktı.
Anne, param yok. Yardım etmek isterdim ama elimde bir kuruş bile yok.
Emine Hanım çantaların yanına baktı, ardından Gülbahara döndü.
Bak, Gülbaharın elinde yemekler var, para var. Görüyor musun?
Gülbahar bir adım geri çekildi, kayınvalideye çok yakınlaştı, arada sadece bir adım kaldı.
Sen iyi bir gelinsin, değil mi? Aileyi zor durumda bırakmazsın. Bize yardım etmezsen ne olur?
Sözler boğazımda düğümlendi. Kadının kibiri tüm sınırları aştı. Gözlerime inanamadım.
Neden ben yardım etmeliyim? diye bağırdı sonunda.
Emine Hanım bir an titredi, gözlerinde kararlılık parladı.
Çünkü artık ailede en çok kazanan sensin. Çocukların anne babasına yardım etmesi gerekir, hatta onlara bakması bile
Anne Gülbahar bir adım daha geri çekildi. Ama ben de bir aileye sahibim. Sizin değil.
Kayınvalidenin yüzü büründü. Yaklaştı, sesi yükseldi.
Ben senin eşinin annesiyim, unutmadın mı? Aileyiz! Bize yardım etmeli, unutma!
Kimseye borçlu değilim! Gülbahar yumruklarını sıktı. Planlarım var, kendi ailem var. Kredi borcu bu kadar büyükse, baştan almamalıydınız.
Emine Hanım çocuğuna bağırdı.
Mert! Ne diyor? Eşini aklına getirin! Ne pis kulaç!
Mert annesine doğru yürüdü, yüzü sertleşti.
Anne, yeter artık. Para istiyorsan benden iste, Gülbahardan değil. O bize bir şey borçlu değil.
Emine Hanım konuşmaya başladı, ama Mert sözünü kesti.
Seni dışarı çıkarıyorum. Konuşma bitti.
Onu kolundan tutup kapıya doğru yönlendirdi. Ben ise oturma odasında kapının kapanma sesini dinledim. Bir dakika sonra Mert geri döndü. Gülbahar çantaları yerden topladı ve ona baktı.
Kutlama yapalım mı?
Mert yorgun ama içten bir gülümseme ile yaklaştı, Gülbaharı kucakladı.
Büyük maaşın kutlu olsun. Sen benim akıllı ve güzel eşimsin.
Gülbahar göğsüne yaslandı, gözlerini kapadı. İçimde bir huzur dalgası yayıldı. Artık Emine Hanımın bir daha para istemesi mümkün değildi. Burada bana hiçbir şey ışık tutmuyordu. Mert yanımda, eşimin yanındaydı; bu en önemli şeydi. Diğer her şey önemsizdi.




