Kızı Eve Almadılar
Neden onu içeri almadınız ki? diye sordu Nermin, içinde kemiren o düşünceyi sonunda dile getirip. Daha önce her zaman alırdınız
Annesi buruk bir tebessümle karşılık verdi.
Çünkü senden endişeliyim, Nermin. Fark etmiyoruz sanma, ablan gecenin bir yarısı eve dalınca senin nasıl köşeye sindiğini görmüyor muyuz sanki? Kitaplarını hemen saklıyorsun, ona zarar vermesin diye.
O sana bakıyor, içten içe öfkeleniyor. Sırf sen normalsin diye. Seni başka bir hayat bekliyor, o ise kendi hayatını rakı şişesinde çoktan batırdı
Nermin başını içine çekip, yarı açık ders kitabının üstünde öylece kaldı salondan yine kavga sesleri yükseliyordu.
Babası eve gelmiş ama montunu bile çıkarmamıştı. Koridorda elindeki cep telefonu ile neredeyse bağırıyor, ortalığı inletiyordu.
Beni kandırmaya kalkma! diye bağırıyordu telefona Hasan Bey. Maaşım yatalı iki hafta oldu, nereye harcadın yine parayı? İki hafta, Sevda!
Mutfaktan başını uzatan annesi Elif Hanım, eşinin monoloğunu dinlerken sonra gayet sakin bir şekilde sordu:
Yine mi aynı muhabbet?
Hasan Bey bir el hareketiyle geçiştirdi, sonra telefonu hoparlöre aldı anında karşıdan mırıldanan, ağlamaklı bir ses yükseldi.
Nerminin ablası Meltemin doğuştan bir numarası vardı; ağlayarak taş kalpli bile yumuşatırdı.
Ama yıllar içinde anneyle baba, sanki çelik zırha bürünmüşlerdi.
Kapı dışarı etti ne demek? Hasan Bey sinirle dar koridorda bir ileri bir geri yürürken sordu. Haklı adam! Kim çekebilir senin bu sürekli limonata kıvamındaki halini? Hiç aynaya baktın mı sen? Otuz yaşındasın ama suratın dövülmüş kedi gibi!
Nermin, odasının kapısını azıcık araladı.
Baba, ne olur Ağlaması birden kesilmişti Meltemin. Eşyalarımı apartman girişine koydu, gidecek yerim yok. Dışarısı soğuk, yağmur yağıyor Sadece birkaç gün, size geleyim. Biraz uyuyayım. Sonra gideceğim.
Annesi anında öne atıldı, telefonu almak istedi, fakat Hasan Bey hemen sırtını döndü.
Hayır! dedi sert bir ses tonuyla. Bir daha bu eve adımını attırmam.
Geçen sefer ne konuşmuştuk? Sen bizim yazlıkta olduğumuzda televizyonu bile satmıştın, ondan sonra kapı kapandı sana, Meltem!
Anne! Anne, babama bir şey söyle! Diğer taraftan panikledi Meltem.
Elif Hanım yüzünü ellerinin arasına aldı, omuzları titredi.
Meltem, nasıl yaptın bunu bize dedi gözünü kaçırıp. Seni kaç defa doktora götürdük
Sen söz vermiştin. Bu son tedavi dediler, üç sene idare edecekmiş. Bir ay bile sürmedi!
O sizin saçma tedavileriniz palavra! birden tırnaklarını yine gösterdi Meltem, ağlayışı saldırgan bir tona geçti. Sadece sizden para sızdırmak istiyorlar!
Ben perişanım, görmüyor musunuz! İçim yanıyor, nefes alamıyorum!
Ama hep televizyon diyorsunuz
Çok mu kıymetliydi yani!
Ben size yenisini alırım!
Neyle alacaksın? Hasan Bey bir noktaya sabitlenmişti. Neyle, Meltem? Yine o arkadaşlarından borç mu aldın? Yoksa o yeni sevgilinin evinden bir şey mi çıkardın?
Sana ne! diye cevapladı Meltem. Baba, benim kalacak yerim yok! İstiyor musunuz ki sokakta, köprü altında yatayım?
Git sosyal hizmetlere, nereyi buluyorsan git dedi babası, sesi garip bir biçimde sakinleşerek. Ama buraya giremezsin.
Eğer apartmanda seni görürsem, kilidi değiştiririm.
Nermin yatağın üzerinde dizlerini karnına çekmiş bekliyordu.
Böyle zamanlarda ablası ailede kıyameti koparınca, öfkenin sıçraması da ona olurdu.
Ne bakıyorsun? Yine telefona mı gömüldün? Ablan gibi olacaksın sen de, aynı onun gibi boş hayat işte! Son üç yıldır en sık duyduğu replikler.
Ama bugün kimse Nerminin adını bile anmadı.
Kimse bağırmadı, suçlamadı. Babası telefonu bırakıp soyundu, annesiyle mutfağa geçti.
Nermin sessizce koridora çıktı.
Hasan, böyle olmaz diyordu annesi. Kızcağız mahvolacak. Biliyorsun nasıl oluyor, kafası yerinde değilken.
Kendini bile bilmez.
Ben mi bakacağım her şeye? Babası öfkeyle çaydanlık koydu ocağa. Elli beş yaşındayım ben, Elif. Eve gelince iki dakika bile rahat oturamıyorum.
Cüzdanı minderin altına saklamak istemiyorum! Apartmanda komşulardan şikayet dinlemek istemiyorum, kapıya şüpheli tiplerle gelip nara atmasına tahammül edemiyorum!
O bizim kızımız dedi annesi yavaşça.
O, yirmi yaşına kadar kızımızdı. Şimdi damarımızda kan bırakmadı. Seri içici, Elif. Böyle birini kimse kurtaramaz, kendisi istemedikçe.
Ama istemiyor işte. O bu hayata razı. Sabah uyanıp bir fıçı şarap bulup içer, sonra unut.
Telefon yeniden çaldı.
Aile sessizleşti. Sonra babanın sesi duyuldu.
Evet.
Baba Ben garajda oturuyorum. Polisler dolaşıyor, buradaysam alacaklar. Ne olur
İyi dinle sözünü böldü babası. Eve gelmek yok, bu kesin.
Yani kendimi öldüreyim mi? Meltemin sesi meydan okur gibiydi. Bunu mu istiyorsunuz? Morgdan haber gelsin, ister misiniz?
Nerminin yüreği ağzına geldi. Meltem bu kartı ne zaman konu bitse masaya koyardı.
Eskiden işe yarardı. Annesi ağlar, babası panik olur, ister para ister misafirlik, ne dilerse kabul edilirdi.
Ama bugün babasına işlemediydi.
Korkutma bizi dedi o. Sen kendini çok seviyorsun, bilirim. Şimdi şöyle yapacağız
Nasıl? Meltemin sesi bir anda umutlanmıştı.
Sana oda bulacağım. Hem de en ucuzundan; şehrin dışlarında, bakımsız bir mahallede. İlk ayın kirasını ödeyeceğim. Biraz da yiyecek parası veririm, hepsi bu. Gerisi kendi başına. İş bulursan, hayatını düzene koyarsan yaşarsın. Yoksa bir ay sonra sokaktasın, ben de umursamam.
Oda mı? Ev değil mi? Ben tek başıma yapamam baba Oranın komşuları kötü çıkarsa? Yatağım bile yok, her şeyimi o aldı!
Annen çarşaf, havlu bir çantaya koyar, apartman görevlisine bırakır. Gidince alırsın. Eve çıkmak yok, dedim.
Yazıklar olsun! Kendi kızınızı dışarı atıyorsunuz! Sizin üç odalı evinizde keyif yaparken, ben köşede fare gibi saklanacağım!
Annesi son bir dayanamadı, telefonu kaptı.
Meltem, sus artık! diye öyle bir bağırdı ki Nermin bile irkildi. Baban doğruyu söylüyor!
Bu senin son şansın kızım. Ya oda, ya sokak.
Şimdi seç; yarına kadar beklemez baban.
Karşıdan derin bir sessizlik geldi.
Tamam diye homurdandı Meltem. Odanın adresini yazın, biraz da para gönderin. Açım.
Para yok dedi Hasan Bey. Marketten alışveriş yaparım, görevliden alırsın. Biliyorum, göndereceğim parayı nasıl yiyeceğini!
Telefonu kapattı.
Nermin, artık zamanı geldi diye düşündü. Sessizce mutfağa süzüldü, su bahanesiyle.
Hazır bir de fırça yiyip duvar dibine çekilmeye hazırlıklıydı: babası tişörtünü dert edecek, annesi vurdumduymazlıkla suçlayacaktı. Bu sefer omuz bile silkmemişlerdi.
Nermin, dedi annesi hafifçe.
Efendim anne?
Dolabın üst rafında eski çarşaflar, yastık kılıfları var. Onları çıkar, mavi çantaya koy, yemek odasındaki. Kapıcıya verilecek.
Tamam anne.
Nermin hemen harekete geçti. Çantada eski pılı pırtıyı boşaltıp, içine yeni toparladı.
Aklı bir türlü almıyordu: Meltem tek yaşayacak? Makarna bile haşlayamaz; içki olmadan iki gün duramaz ki zaten.
Yeniden anne-baba odasına geçti, tabureye tırmanıp çarşafları çıkardı.
Havluları unutma! diye seslendi babası.
Koydum bile! diye cevapladı Nermin.
Babasının koridorda paltosunu giyip sessizce çıktığını gördü. Sanırım o konduyu bulmaya gitti.
Nermin mutfağa döndü; annesi olduğu yere çökmüştü.
Anne, bir ilaç getireyim mi? diyerek yanına yaklaştı.
Annesi gözlerini kaldırdı.
Biliyor musun Nermin dedi garip, renksiz bir sesle. O küçükken, büyüyünce arkadaşım olacak derdim hep. Beraber her şeyi konuşacağız sanardım.
Şimdi tek umudum, gideceği odanın adresini unutmaması. Yeter ki varabilsin.
Gider anne, Nermin sandalyenin ucuna ilişti. O hep kurnazdır, yolunu bulur.
Bu defa bulamaz annesi başını iki yana salladı. Bakışları değişti. İçinde bir boşluk var artık, sadece illetle doluyor.
Senden korktuğunu fark ettik, Nermin.
Nermin sustu. Hep anne-babasının kendi korkusunu anlamadığını düşünmüştü; isyankar ablasını kurtarmaya uğraşmaktan ona fırsatları yok sandı.
Sanıyordum ki, size hiç umurumda değilim fısıldadı nihayet.
Annesi elini uzatıp Nerminin saçlarını okşadı.
Bizim içimiz el vermez. Ama gücümüz bitti. Uçakta nasıl diyordu: önce maskeyi kendine tak, sonra çocuğa. On yıl boyunca maskeyi ona taktık. Kocakarıya da gittik, kliniğe de, ne duydunsa. Sonuçta az kalsın biz boğulacaktık.
Kapı zili çaldı. Nermin irkildi.
O mu geldi? diye sordu korkarak.
Yok, babanda anahtar var. Herhalde marketten siparişimiz. Gidip bir bak bakalım.
Nermin kapıyı açtı; market elemanı eline iki dolu poşet tutuşturdu.
Mutfakta içlerini boşaltırken, makarna, konserve, yağ, çay, şeker Hepsi temel şeyler.
Bunları yemez ki abla, dedi, greçkayı kenara koyarken. O hazır yemeğe alışık.
Hayatta kalmak istiyorsa, pişirmeyi öğrenir dedi annesi, eski kararlılığıyla. Artık ona acımayacağım. Onun yüzünden biz kendimizi mezara sokacağız yoksa.
Bir saat sonra babası geldi, bitkin halde.
Buldum dedi sadece. Anahtar bende, sahibi eski öğretmen yaşlı bir kadın. Şartı şu: Bir koku, bir ses duyarsa kapı dışarı.
Ona da dedim, Atmak istersen hemen at, çekinme dedim.
Hasan dedi annesi.
Ne Hasanı? İnsanlara da dürüst olmak lazım artık.
Poşetleri ve çantayı aldı, çıkarken dönüp:
Kapıyı kilitle güzelce. Meltem ararsa açmayın. Nermin, özellikle ev telefonunu hiç açma.
Babası gitti, annesi mutfağa kapandı, ağlamaya başladı.
Nerminin içi ezildi. Meltem kendi kendine zarar veriyor, aileyi de batırıyor
***
Ailenin umudu kısa sürdü: Bir hafta sonra ev sahibi arayıp kızı polise şikayet ettiğini söyledi. Meltem üç tane adamı odaya getirmiş, sabaha kadar alem yapmışlar.
Yine dayanamadılar; Meltemi bir rehabilitasyon merkezine gönderdiler. Kapanış sistemi sıkı, sözde bir yıl içinde tedavi edecekler.
Kim bilir, belki bir mucize olur Belki.




