Biraz Sıkışıverin, Biz Burada Bir On Yıl Kadar Kalacağız Kayınvalide kısa bir süre sustu, sonra söyledi: — Ay, Cenk, Vildan tam bir gözü kara kadın… Aklına bir şey koydu mu, sorma. Onu da anlaman lazım; kızı Natasay’ı okutmak, eğitim verdirmek istiyor… — Benim hesabıma mı? — Ceyda aynanın önünde durdu. Yansımadan ona solgun, saçları darmadağın bir kadın bakıyordu. — Tamara Hanım, durdurun onları. En yakın durakta insinler, geri dönsünler lütfen. Ben karşılamam, eve almam kimseyi. — Ben nasıl durdurayım ki? — diye sızlandı kayınvalide. — Çoktan yola çıktılar. Vildan eğitim için kredi çekmiş, kalacak yere hiç kuruşları yok. Sana çok güvenmişti. Cenk, hadi evdeki kiracıları çıkarıver ne olur? Sonuçta öz kanın onlar… — Öz kan mı? Sizin şu Natasay’ı ömrümde bir iki kez gördüm! Kiracılarımı sokağa mı atayım, annemi-babamı desteksiz mi bırakayım, kızımı kurslardan mı edeyim, sırf sizin kardeşiniz istedi diye mi? Cebinden mesaj sesi geldi. Ceyda, paltosunu çıkarmadan telefona uzandı. Vildan’dan, kayınvalidenin ablasından mesaj vardı: “Ceyda, merhaba! Trene bindik, 19:40’ta kalkıyor. Yarın sabah Haydarpaşa’dayız. Karşıla bizi, Natasay’la geldik. Adresini atsana bir zahmet, geçen sefer kaydetmemiştik. Anahtarı nereden alıyoruz?” Ceyda küçük dilini yuttu. Metni üç kez okudu, belki bir hata vardır diye. Hangi ev? Hangi Natasay? — Anne, ne oldu takıldın kaldın? — Kübra koridordan seslendi. — Acıktım! — Geliyorum kızım, — dedi Ceyda, ekrandan gözünü ayırmadan. Vildan’ı aradı. Anında açıldı, fonda trenin ray sesleriyle kahkahalar duyuluyordu. — Alo, Ceydacığım! — Teyzesinin sesi abartılı bir şevkle çınladı. — Mesajı aldın mı? Sürpriz yapalım dedik ki telaş etmeyesin, her şeyi kendimiz hallederiz! — Vildan abla, bir dakika, hiçbir şey anlamadım. Siz nereye geliyorsunuz? — Nasıl nereye? İstanbul’a! Natasay üniversiteyi kazandı, dedim ya geçen ilkbaharda. Burs çıkmadı, ama olsun paralı okur. Her şeyimizi topladık, artık senin eve yerleşmeye geliyoruz. — Benim… nereye? — Ceyda duvara yaslandı. — O evi altı yıldır kiraya veriyorum. Siz aklınızı mı kaçırdınız? — Hadi canım! — Vildan’ın sesi bir anda sertleşti. — Altı yıl evvel dedenin evini aldığında, “İşte Natasay’a kalacak yer var, üniversiteye gelince” demiştik, hatırlıyor musun? Sen de ses etmemiştin! Altı senedir ona umut bağladık. — Yok çünkü o zaman baş sağlığına gelmişizin şokuyla, şakayı ciddiye almamıştım! Ben kimseyi oraya almayı düşünmedim hiç. Orada aile yaşıyor, küçük çocukları var. Kira ödüyorlar, düzenli. O parayla annem-babam ilaçlarını alıyor. Diğer yarısı Kübra’nın kursları için. Bilet alırken bunları hiç mi düşünmediniz? — Düşündük; biz aileyiz diye düşündük! — Vildan bağırdı. — İstanbul tayfasında hiç mi vicdan kalmadı? Bizim kızımı gardan sokakta bırakacak mısın? Kocana sordun mu? Kendi akrabanı eve almıyorsun! — Kocam Anadolu’da işte, iletişim zor. O ev SADECE benim, Vildan abla. Babaannemden bana kaldı. İgor’un hiçbir hakkı yok. — Vay vay vay! Natasay, duydun mu? Ağabeyinin hanımı bizi adam yerine koymuyor. Neyse, yarın hesaplaşırız yüz yüze. Görüşürüz. Telefon kapandı, Ceyda olup biteni kavramaya çalıştı. Bir süre sonra Kübra’yı mutfağa gönderdi, elleri titreyerek kayınvalidesini aradı. — Buyur Ceydacığım, — dedi kayınvalide güç bela. — Tamara Hanım, sizin ablalarınız kendi keyfine göre benim evi işgal etmeye geliyor, haberiniz var mı? — E… Vildan öyle bir şey dedi ama siz anlaştınız sandım, — diye kekeledi kayınvalide. — Kimle neyi anlaştık Tamara Hanım? Altı yıldır kiraya verdiğim evimi mi baştan başa bozayım şimdi? O paralarla annemi, babamı geçindiriyorum, biliyorsunuz. — Yükseltme sesini bana, — dedi kayınvalide alıngan bir tonda. — Ben işin içinde yokum. Kendiniz çözün. Ama İgora haber etme, moralini bozma, işi yoğun zaten. Ceyda telefonu fırlatıp kanepeye koydu. Kocası genellikle aile kavgalarına karışmazdı ama konu annesi ya da teyzesi olursa hemen yumuşardı. — Yahu Ceyda, taşra insanı farklı bakar, — derdi genellikle. — Uğraşma, elinden geleni yap… Kocasını aramayı denedi; “Abone ulaşılamıyor.” Her zamanki gibi. *** Büyük bir kavga patladı. Vildan sabah beşte taciz aramalarına başladı: — Yorulduk, açız, üşüdük, hala yatıyor musun? Kalk bakayım, on beş dakikada burada ol! Sersem halde açınca, azarladı: — Beni rahat bırak! Gelmeyeceğim, eve de sokmam. Bıktım artık. Hadi güle güle! Onuncu aramadan sonra Vildan’ın numarasını engelledi. Vildan bu sefer kızının hattından aradı, onu da kara listeye aldı. Tüm gün Tamara Hanım aradı, rica, sitem, tehdit… Akşamına kocası İgor sürpriz yapıp eve geldi. — Noldu burada? — dedi girer girmez. — Annem ağlıyor, Ceyda taze havalarda kapı önüne koymuşsun diyor. Ceyda sarılıp açıkladı: — Habersiz geldiler. Kiracıları çıkarmamı, Natasay’a bedava, en az 5 yıl yer açmamı istediler. İgor, insaf bu mu? Şimdi annenin yanında kalıyorlar zaten… Sen niye geldin? — Annem çağırdı, bir de Vildan abla aradı durdu… Ceyda, belki biraz yardımcı olsak? Yurt vermezlerse? — Hiç yurt için başvurmamışlar ki! Ev hazır sanmışlar, benim evim! Hiç araştırma yapmadan çıktılar yola! — Annem 6 yıl önce söz vermişsin gibi anlattı… — Hatim falan falan gelmişken, milletin saçmalığını o stresle duymamışım bile. — Vildan abla sinirden köpürüyor. Annemden de memnun değillermiş, okula uzak diye. Onlara on bin TL gönderdim, oda kiraladılar… — Çok şükür! — Ceyda masaya vurdu. — Paraya hiç takılmayacağım, kurtulduk ya! İgor başını eğerek: — Küçük onda kalmışlar, böcekli, komşu sarhoş… — Alışacaklar. İstanbul’da yaşamak istiyorsan, beklemeyecek, mücadele edeceksin. Yıllardır doğum günümüzü hatırlamayan akrabayı niye doyurup ev açayım ki? Ceyda yatmaya giderken İgor peşinden geldi: — Çok mu ayıp yaptık? Sanki kaderlerine terk ettik gibi. Ya başlarına kötü bir şey gelirse? Ceyda birden döndü: — İgor, benim ailem var, babam, annem, çocuğum, onların sorumluluğu bende. O eve babaannem ölümüne çalışıp sahip olmuş; birileri uzaktan “bizim hakkımız” deyince ona mı peşkeş çekeceğim? Acımak mı zorundayım? Kocası sustu, Ceyda devam etti. — Aç mısın, yemeği ısıtayım. Ve bu konu kapandı. Yardım etmek istiyorsan maaşından gönder; ama ev kiracılı, kimseyi çıkarmam. Son sözüm! — İyi, haklısın. Ben de olsam, senin akraban şu “Biraz Sıkışıverin, Burada On Yıl Yaşayacağız!” deseydi tepki verirdim. Akşam gelen mesaj: “Ceyda, olmaz ki böyle. Vildan sinirden hasta oldu. Biraz marketten yiyecek getir bari. Bol al ki birkaç hafta idare etsinler. Et, sebze, çikolata, kahve, yağ, hijyen ürünleri… Ama konserve alıp getirme, Vildan yemez. Adres:….” Ceyda kayınvalidesini de engelledi. *** Gece sakindi, kimse aramadı. Vildan sabah yedide kapıya dayandı ve bağırmaya başladı: — Mis gibi yatağında mı yatıyorsun? Hiç mi merak etmedin dün gece biz ne çektik? Böcekler başımıza düştü, soğuk, dökük oda! Sağımızda “Kırmızı Gül Demet Demet” söylüyorlar, solumuzda kavga var. Azıcık vicdanın varsa, yakın akrabanı buna mahkûm etmezsin. Neyse, sen kiracı çıkarmayacaksın, biz de senin evinde üç dört ay, bilemedin yarım yıl kalırız! Üç+birde oda bol, kocaman oda verirsin. Korkma, kısa süreli kalırız, sonra kendi yanımıza çıkarız! Ceyda sersemledi. — Bu kapıyı unutun! Daha fazla ilişkileri de koparmayalım. Polis çağırmamı ister misiniz? İsterim, hiç üşenmem. Ama size de dert olur. Vildan kızardı; Ceyda korktu. — Sana yuh olsun, gelin hanım! Allah kızını da ömür boyu temizlikçi yapsın, eğitim yüzü görmesin! Gör bak, dünya küçük! Bir gün bana muhtaç olacaksın! Bu hareketini hiç affetmem! Ceyda suratına kapıyı kapattı. Vildan merdivende bir süre bağırdı ve gitti. *** Vildan ile kavga, kayınvalideyle aranın açılmasına neden oldu; Tamara Hanım artık gelinini aramıyor. İgor annesini ziyaret ediyor, yardımını sürdürüyor, kızı bazen götürüyor, ama Tamara Hanım bir daha gelinin evine adım atmıyor. Ceyda ise bu durumdan memnun. Sorunlardan biri daha az şimdi.

Biraz daha kendime geldikten sonra, annemden bir süre ses gelmedi, sonra içini çekip şöyle dedi:
Ay Gülcan, Fadime öyle aceleci bir kadındır ki… Kafasına bir şey koydu mu, döndürülmez. Onu da anla, Elifi okutmak istiyor, başını sokacak bir yeri olsun diyor…
Ama onun hesabı kimden çıkacak? dedim ve aynada kendime baktım.
Karşımda, yorgun, saçları dağılmış bir kadın vardı.
Ayten Hanım, lütfen onları durdurun. En yakın otobüs durağında insinler, dönüp evlerine gitsinler. Ben onları karşılamam. Evi de vermem.
Yavrum, ben onları nasıl durdurayım? annem-in-law neredeyse ağlamaklı oldu. Onlar çoktan yola çıktı. Fadime kaç paket kredi aldı o okula, ev kiralamaya hiç paraları yok. Bütün umudu senden yardım almaktı. Yahu, ne olur şu kiracıları çıkar, sana ne zararı var? Kan bağınız, canınız ciğeriniz o kız
Kan mı? Elifi, sizin yeğeninizi, iki kere ya gördüm ya görmedim! Ben başkalarını sokağa mı atacağım, annemle babamın ilaç parasından mı keseceğim, kızımın kursuna mı engel olacağım, Fadimenin öyle isteği var diye?
Cebimde mesaj sesini duydum. Paltoyu üstümden çıkarmadan telefonu açtım. Mesaj Fadimeden gelmişti, annemin kız kardeşinden.

Gülcan, merhaba! Otobüsteyiz. 19:40ta bilet aldık, sabah İstanbulda olacağız. Elifle bizi alırsın.
Tek kişilik dairenin adresini at, geçen sefer yazamadık. Anahtarları nereden alalım?

Donakaldım. Üç kez okudum mesajı. Hangi tek kişilik daire? Hangi Elif?

Anne, niye daldın yine? Kızım Zeynep koridordan seslendi. Acıktım.
Bekle kuzum, ben geliyorum, diye kızımın başını okşadım, yine bakmadan telefona.

Hemen Fadimeyi aradım. Telefonu jet gibi açtı; arka planda otobüsün gürültüsü ve kahkahalar vardı.

Alo, Gülcan! sesi fazla sevinçliydi, inanamadım. Mesajı aldın mı? Sürpriz yapalım dedik, yemek derdiyle uğraşma diye, yiyeceğimizi kendimiz alırız.

Fadime, bir dakika, ne oluyor? Nereye geliyorsunuz?
Nereye olacak, İstanbula! Elif üniversiteyi kazandı ya, baharda söylemiştim. Burs çıkmadı ama paralı okuyacak.
Her şeyi topladık, senin eve yerleşmeye geliyoruz.

Benim… hangi? Resmen çarpıldım. Altı senedir kiraya verdiğim ev mi? Fadime, aklınız başınızda mı?
Aman abartma! Ses tonu birden sertleşti. Altı yıl önce babandan sana o daire kaldığında masada oturuyorduk, hatırladın mı?
O zaman Elife okurken kalacak bir yer olur demiştim. Sen de sustun! Hep ona güvenerek bekledik.

Ben sustum çünkü çok saçma bulmuştum o lafı! neredeyse bağırdım. O daireye kimseyi sokmam.
Orada bir aile yaşıyor, çocukları var. Sözleşmemiz var. O evin kirasıyla annemle babama ilaç alıyoruz, Zeynepe kurs parası çıkıyor.
Bilet alırken hiç mi düşünmediniz?
Biz akrabayız diye düşündük! Fadime bağırdı. Şehirli oldunuz, akrabalık falan umrunuzda değil mi artık?
Yeğenini garajda mı bırakacaksın? Eşine sordun mu? O, akrabalarına sahip çıkmayan kadın olduğunu bilsin!
Eşim Bursada işte zaten! Telefonları zar zor çekiyor. O ev benim, Fadime. Anlamıyor musun?
Benim babaannem yaptı o evi, bana kaldı. Sertaçın hiçbir hakkı yok o evde.
Vay vay vay! Elif, duydun mu? Amcanın karısı bizi istemiyor. Ama olur, gelince konuşuruz.
Kapatıyorum. Yarın garajda görüşürüz.

Kısa bip sesleriyle telefon kapandı. Şoktayım.

Zeynep, mutfağa geç, dolapta kabak mücveri var, kendin ısıt, dedim titreye titreye ve tekrar annemi aradım.

Ayten Hanım telefona geç açtı.
Evet kuzum, ne oldu?
Siz, kız kardeşinizin kızıyla birlikte İstanbulda benim dairemi işgal etmeye geldiğini biliyor muydunuz?
Ee… Fadime dedi bir şeyler, ama ben anlaştınız sandım, dedi çekinerek.
Kiminle anlaştık? Koridoru adımlamaya başladım. Altı senedir o ev kirada. Parasını annemle babama gönderdim hep, siz biliyorsunuz.
Diğer yarısı Zeynepin kurslarına gidiyor. Bunu neden anlatmadınız onlara?
Bağırma bana, dedi. Sesi kırgın çıktı. Ben ne bileyim kendileriyle çözün. Yeter ki Sertaça bir şey deme, erkek başı zaten gergin işte.

Telefona sinirimden atıverdim. Sertaç aile krizlerine elini bulaştırmaz ama annesi ya da teyzesi olursa bambaşka olurdu.
Olur Gülcan, onlar köyden, şehir hayatı farklı, derdi. Kafaya takma, biraz idare et…
Eşimi aramayı denedim: Aboneye ulaşılamıyor. Tabii. Gerçekten ihtiyacım olduğunda daima ulaşılamaz.

***

Mesele tam bir skandala dönüştü. Fadime sabahın beşinde defalarca aradı, beni uyanıp yanına gitmemi istedi.
Yorgunuz, karnımız aç! Soğuk ayrıca, üşüdük. Hala uyuyor musun? Kalk bakalım! On beş dakikaya burada olacaksın!
O kadar yorgundum ki bir an kimle konuştuğumu anlamadım. Sonra:
Bırakın peşimi! Ne geliyorum ne de size ev açıyorum. Haydi güle güle, kafamı şişirdiniz.
Onuncu aramadan sonra telefonu engelledim.
Kızı Elifin numarasından ardı ardına aradılar; onu da engellemek zorunda kaldım.
O gün boyunca annem-in-law Ayten Hanım, tekrar tekrar aradı: Rica etti, yalvardı, şantaj yaptı, akrabaları kırmamı, hatta Sertaça anlatacağından bahsetti.

Akşam üstü Sertaç çıkıp geldi, habersiz.
Gülcan, ne oldu aranızda? diye sordu hemen. Annem arıyor, ağlıyor, teyzemi kapı dışarı etti diyor.
Uyarı bile vermediler. İlk geldiklerinde evi boşaltmamı ve Elife ücretsiz, yıllarca vermemi istediler!
Bu normal mi sence? Aklınız başınızda mı? Zaten annende kalıyorlar şimdi.
Sen niye geldin?
Annem çağırdı, dedi, başı önünde. Fadime de delirdi aradı, aradı.
Belki gönlünü alsak? Yurda yerleşene kadar…
Başımı salladım.
Sertaç, yurt falan yok. Hiç başvurmamışlar bile. Fadime evleri hazır sanmış; benimkini!
Farkında mısın? Arayış bile yok, doğrudan kendi evimize gidelim mantığında geldiler.
Annem dedi, altı yıl önce söz verdin…
Taziye evinde takılmıştı o laf. Umursamadım bile.
Fadime çıldırdı. Diyor ki, artık bizimle görüşülmüyor. Annemlerde de kalmadılar, üniversiteye uzakmış.
Ben de on bin lira gönderdim, oda tuttular…
Olsun! dedim masaya vurarak. Hayatımın en iyi haberi. O para için de kavga etmeyeceğim. Kurtulduk ya, tamam.

Sertaç içini çekip gözlerini indirdi.
Gülcan, oda tuttukları yer fena. Fadime bağırıyor, böcek var, komşular serseriymiş.
Öğrensinler. İstanbulda yaşamak istiyorsan, çalışacaksın. Senede bir bayram mesajı bile göndermediğin akrabadan mucize beklemeyeceksin!
Yatak odasına yürüdüm, Sertaç arkamdan geldi.
Gülcan, ayıp ama… Sanki onları ortada bıraktık gibi.
Kötü bir şey olsa? O komşular saldırgan olursa? Hiç mi acımıyorsun Fadimeye?
Aniden ona döndüm:
Sertaç, benim bir kızım var. Anne-babam var. O ev de rahmetli babaannemin alın teriyle kazanılmış bir yer.
Sırf 600 kilometre ötede aklına esti diye elden çıkaracak değilim.
Neden acıyacağım onlara? Söylesene.

Sessiz kaldı, devam ettim:
Aç mısın? Gel yemek ısıtayım. Ve bu konuyu burada kapatıyoruz. Yardım edeceksen kendi maaşından yaparsın.
Ama ev yine de kirada, kimseyi çıkarmam. Son kararım.
Tamam. Haklısın. Herhalde benim ailem gelse ve senin annenlerin evine Biz buraya on yıl yerleşeceğiz dese, ben de istemezdim.

Sertaç duş alırken telefona tekrar baktım. Kayınvalidemden okunmamış bir mesaj:
Gülcan, böyle yapılır mı? Fadime üzüntüden hasta oldu. Biraz yiyecek götür bari.
Bolca götür, birkaç hafta idare etsin.
Et, sebze, meyve, çikolata. Kahve, çay, temizlik malzemesi, sıvı yağ.
Balık da olur. Konserve alma, Fadime yemez. Adres:…

Blokladım onu da. Birkaç gün daha siyah listede kalsınlar, sakinleşsinler.

***

Gece nispeten huzurlu geçti, kimse aramadı.
Fadime sabah tam 7de kapıya dayandı.
Kapı ziliyle uyandım. Sertaç uyuyordu, ben açtım.
Kapı açılır açılmaz başladı:
Hah! Sen burada sıcakta yatıyorsun, mis gibi battaniyelerde!
Bir an olsun düşündün mü Elifle ben nasıl geçirdik geceyi?
Berbat! Tavandan böcekler düşüyor, oda buz gibi, kir pas.
Sağda bütün gece bağırıp şarkı söylediler, solda kavga çıktı!
Hiç mi utanman yok? Akrabana bu rezilliği reva mı görüyorsun?
Bak canım, kavga etmek istemiyorum. Kiracıları çıkarmaya uğraşma, yoksa, biz sana taşınırız!
Üç odalı evde bir oda bulursun bize, hem iki kişiyiz!
Zaten fazla kalmam, 3-4 ay, belki yarım sene, Elif alışınca biz kendi evimize çıkarız.

Donup kaldım.
Sakın bir daha gelme kapıma! Kavga etmek istemiyorsan yolunu unut. Polis mi çağırayım? Çağırırım, iş çıkartırım size.
Fadime birden kıpkırmızı oldu, korktum.
Ya sana da… İstanbula gelen havadan mı böyle küstah oldun?
Umarım kızın ömür boyu temizlikçi olur, eğitim yüzü görmez!
Dur, yakında benden yardım dileneceksin de gör! Hiç unutmam bunu!
Kapıyı suratına kapattım. Birkaç dakika daha bağırdı, sonra gitti.

***

Bu kavgayla kayınvalidemle de aramız bozuldu, Ayten Hanım bir daha aramadı bile.
Sertaç tabii annesini görmeye gidiyor, yardımını da esirgemiyor; arada Zeynepi de götürüyor, ama bizim eve artık adım atmıyor.
Kendi adıma ferahladım; bir mesele daha eksildi hayatımdan.

Rate article
Lifequest
Biraz Sıkışıverin, Biz Burada Bir On Yıl Kadar Kalacağız Kayınvalide kısa bir süre sustu, sonra söyledi: — Ay, Cenk, Vildan tam bir gözü kara kadın… Aklına bir şey koydu mu, sorma. Onu da anlaman lazım; kızı Natasay’ı okutmak, eğitim verdirmek istiyor… — Benim hesabıma mı? — Ceyda aynanın önünde durdu. Yansımadan ona solgun, saçları darmadağın bir kadın bakıyordu. — Tamara Hanım, durdurun onları. En yakın durakta insinler, geri dönsünler lütfen. Ben karşılamam, eve almam kimseyi. — Ben nasıl durdurayım ki? — diye sızlandı kayınvalide. — Çoktan yola çıktılar. Vildan eğitim için kredi çekmiş, kalacak yere hiç kuruşları yok. Sana çok güvenmişti. Cenk, hadi evdeki kiracıları çıkarıver ne olur? Sonuçta öz kanın onlar… — Öz kan mı? Sizin şu Natasay’ı ömrümde bir iki kez gördüm! Kiracılarımı sokağa mı atayım, annemi-babamı desteksiz mi bırakayım, kızımı kurslardan mı edeyim, sırf sizin kardeşiniz istedi diye mi? Cebinden mesaj sesi geldi. Ceyda, paltosunu çıkarmadan telefona uzandı. Vildan’dan, kayınvalidenin ablasından mesaj vardı: “Ceyda, merhaba! Trene bindik, 19:40’ta kalkıyor. Yarın sabah Haydarpaşa’dayız. Karşıla bizi, Natasay’la geldik. Adresini atsana bir zahmet, geçen sefer kaydetmemiştik. Anahtarı nereden alıyoruz?” Ceyda küçük dilini yuttu. Metni üç kez okudu, belki bir hata vardır diye. Hangi ev? Hangi Natasay? — Anne, ne oldu takıldın kaldın? — Kübra koridordan seslendi. — Acıktım! — Geliyorum kızım, — dedi Ceyda, ekrandan gözünü ayırmadan. Vildan’ı aradı. Anında açıldı, fonda trenin ray sesleriyle kahkahalar duyuluyordu. — Alo, Ceydacığım! — Teyzesinin sesi abartılı bir şevkle çınladı. — Mesajı aldın mı? Sürpriz yapalım dedik ki telaş etmeyesin, her şeyi kendimiz hallederiz! — Vildan abla, bir dakika, hiçbir şey anlamadım. Siz nereye geliyorsunuz? — Nasıl nereye? İstanbul’a! Natasay üniversiteyi kazandı, dedim ya geçen ilkbaharda. Burs çıkmadı, ama olsun paralı okur. Her şeyimizi topladık, artık senin eve yerleşmeye geliyoruz. — Benim… nereye? — Ceyda duvara yaslandı. — O evi altı yıldır kiraya veriyorum. Siz aklınızı mı kaçırdınız? — Hadi canım! — Vildan’ın sesi bir anda sertleşti. — Altı yıl evvel dedenin evini aldığında, “İşte Natasay’a kalacak yer var, üniversiteye gelince” demiştik, hatırlıyor musun? Sen de ses etmemiştin! Altı senedir ona umut bağladık. — Yok çünkü o zaman baş sağlığına gelmişizin şokuyla, şakayı ciddiye almamıştım! Ben kimseyi oraya almayı düşünmedim hiç. Orada aile yaşıyor, küçük çocukları var. Kira ödüyorlar, düzenli. O parayla annem-babam ilaçlarını alıyor. Diğer yarısı Kübra’nın kursları için. Bilet alırken bunları hiç mi düşünmediniz? — Düşündük; biz aileyiz diye düşündük! — Vildan bağırdı. — İstanbul tayfasında hiç mi vicdan kalmadı? Bizim kızımı gardan sokakta bırakacak mısın? Kocana sordun mu? Kendi akrabanı eve almıyorsun! — Kocam Anadolu’da işte, iletişim zor. O ev SADECE benim, Vildan abla. Babaannemden bana kaldı. İgor’un hiçbir hakkı yok. — Vay vay vay! Natasay, duydun mu? Ağabeyinin hanımı bizi adam yerine koymuyor. Neyse, yarın hesaplaşırız yüz yüze. Görüşürüz. Telefon kapandı, Ceyda olup biteni kavramaya çalıştı. Bir süre sonra Kübra’yı mutfağa gönderdi, elleri titreyerek kayınvalidesini aradı. — Buyur Ceydacığım, — dedi kayınvalide güç bela. — Tamara Hanım, sizin ablalarınız kendi keyfine göre benim evi işgal etmeye geliyor, haberiniz var mı? — E… Vildan öyle bir şey dedi ama siz anlaştınız sandım, — diye kekeledi kayınvalide. — Kimle neyi anlaştık Tamara Hanım? Altı yıldır kiraya verdiğim evimi mi baştan başa bozayım şimdi? O paralarla annemi, babamı geçindiriyorum, biliyorsunuz. — Yükseltme sesini bana, — dedi kayınvalide alıngan bir tonda. — Ben işin içinde yokum. Kendiniz çözün. Ama İgora haber etme, moralini bozma, işi yoğun zaten. Ceyda telefonu fırlatıp kanepeye koydu. Kocası genellikle aile kavgalarına karışmazdı ama konu annesi ya da teyzesi olursa hemen yumuşardı. — Yahu Ceyda, taşra insanı farklı bakar, — derdi genellikle. — Uğraşma, elinden geleni yap… Kocasını aramayı denedi; “Abone ulaşılamıyor.” Her zamanki gibi. *** Büyük bir kavga patladı. Vildan sabah beşte taciz aramalarına başladı: — Yorulduk, açız, üşüdük, hala yatıyor musun? Kalk bakayım, on beş dakikada burada ol! Sersem halde açınca, azarladı: — Beni rahat bırak! Gelmeyeceğim, eve de sokmam. Bıktım artık. Hadi güle güle! Onuncu aramadan sonra Vildan’ın numarasını engelledi. Vildan bu sefer kızının hattından aradı, onu da kara listeye aldı. Tüm gün Tamara Hanım aradı, rica, sitem, tehdit… Akşamına kocası İgor sürpriz yapıp eve geldi. — Noldu burada? — dedi girer girmez. — Annem ağlıyor, Ceyda taze havalarda kapı önüne koymuşsun diyor. Ceyda sarılıp açıkladı: — Habersiz geldiler. Kiracıları çıkarmamı, Natasay’a bedava, en az 5 yıl yer açmamı istediler. İgor, insaf bu mu? Şimdi annenin yanında kalıyorlar zaten… Sen niye geldin? — Annem çağırdı, bir de Vildan abla aradı durdu… Ceyda, belki biraz yardımcı olsak? Yurt vermezlerse? — Hiç yurt için başvurmamışlar ki! Ev hazır sanmışlar, benim evim! Hiç araştırma yapmadan çıktılar yola! — Annem 6 yıl önce söz vermişsin gibi anlattı… — Hatim falan falan gelmişken, milletin saçmalığını o stresle duymamışım bile. — Vildan abla sinirden köpürüyor. Annemden de memnun değillermiş, okula uzak diye. Onlara on bin TL gönderdim, oda kiraladılar… — Çok şükür! — Ceyda masaya vurdu. — Paraya hiç takılmayacağım, kurtulduk ya! İgor başını eğerek: — Küçük onda kalmışlar, böcekli, komşu sarhoş… — Alışacaklar. İstanbul’da yaşamak istiyorsan, beklemeyecek, mücadele edeceksin. Yıllardır doğum günümüzü hatırlamayan akrabayı niye doyurup ev açayım ki? Ceyda yatmaya giderken İgor peşinden geldi: — Çok mu ayıp yaptık? Sanki kaderlerine terk ettik gibi. Ya başlarına kötü bir şey gelirse? Ceyda birden döndü: — İgor, benim ailem var, babam, annem, çocuğum, onların sorumluluğu bende. O eve babaannem ölümüne çalışıp sahip olmuş; birileri uzaktan “bizim hakkımız” deyince ona mı peşkeş çekeceğim? Acımak mı zorundayım? Kocası sustu, Ceyda devam etti. — Aç mısın, yemeği ısıtayım. Ve bu konu kapandı. Yardım etmek istiyorsan maaşından gönder; ama ev kiracılı, kimseyi çıkarmam. Son sözüm! — İyi, haklısın. Ben de olsam, senin akraban şu “Biraz Sıkışıverin, Burada On Yıl Yaşayacağız!” deseydi tepki verirdim. Akşam gelen mesaj: “Ceyda, olmaz ki böyle. Vildan sinirden hasta oldu. Biraz marketten yiyecek getir bari. Bol al ki birkaç hafta idare etsinler. Et, sebze, çikolata, kahve, yağ, hijyen ürünleri… Ama konserve alıp getirme, Vildan yemez. Adres:….” Ceyda kayınvalidesini de engelledi. *** Gece sakindi, kimse aramadı. Vildan sabah yedide kapıya dayandı ve bağırmaya başladı: — Mis gibi yatağında mı yatıyorsun? Hiç mi merak etmedin dün gece biz ne çektik? Böcekler başımıza düştü, soğuk, dökük oda! Sağımızda “Kırmızı Gül Demet Demet” söylüyorlar, solumuzda kavga var. Azıcık vicdanın varsa, yakın akrabanı buna mahkûm etmezsin. Neyse, sen kiracı çıkarmayacaksın, biz de senin evinde üç dört ay, bilemedin yarım yıl kalırız! Üç+birde oda bol, kocaman oda verirsin. Korkma, kısa süreli kalırız, sonra kendi yanımıza çıkarız! Ceyda sersemledi. — Bu kapıyı unutun! Daha fazla ilişkileri de koparmayalım. Polis çağırmamı ister misiniz? İsterim, hiç üşenmem. Ama size de dert olur. Vildan kızardı; Ceyda korktu. — Sana yuh olsun, gelin hanım! Allah kızını da ömür boyu temizlikçi yapsın, eğitim yüzü görmesin! Gör bak, dünya küçük! Bir gün bana muhtaç olacaksın! Bu hareketini hiç affetmem! Ceyda suratına kapıyı kapattı. Vildan merdivende bir süre bağırdı ve gitti. *** Vildan ile kavga, kayınvalideyle aranın açılmasına neden oldu; Tamara Hanım artık gelinini aramıyor. İgor annesini ziyaret ediyor, yardımını sürdürüyor, kızı bazen götürüyor, ama Tamara Hanım bir daha gelinin evine adım atmıyor. Ceyda ise bu durumdan memnun. Sorunlardan biri daha az şimdi.