Ayşenin günlüğünü buluyorum. Okudukça, annemin beni diğer kardeşlerimden farklı, soğuk bir şekilde davranmasının sebebini anlıyorum.
Her zaman bir eksikliği hissetmişim; bir bulmacanın yanlış yere oturmuş parçasıymışım gibi. Kardeşim büyük erkek kardeşim Mert ve küçük kız kardeşim Elif annemin kalbine tam oturmuş gibi görünür. Onlara her zaman sevgi dolu sözler, sabır ve ilgi gösterir.
Bana ise çocukluk yıllarımda acı veren soğuk bir mesafe sunulur. Neden böyle olduğunu hiç bilmemişim, yıllarca farklı bahaneler bulmuşum.
Belki beklentilerini karşılamadım mı? Belki bir şey yaptım mı yanlış? soruları hayatım boyunca peşimi bırakmaz, ta annemi kaybettiğim gün gelene kadar.
Annem birkaç ay önce vefat eder. Şimdi ancak derin bir güç toplayıp eşyalarını toplamaya karar veririm. Mert ve Elif evrak işleriyle uğraşırken, ben aileye ait kişisel eşyaları, kimsenin dokunmak istemediği kıymetli şeyleri incelerim.
Eski elbiselerle dolu dolap hâlâ annemin kullandığı parfümlerin kokusunu tutar. Dokunduğum kumaşlar, çocukluğumun soğuk akşamlarını hatırlatır; ona yakınlık ararken sadece Şimdi zamanım yok diyerek bana dönen sessiz bakışları.
Çekmecenin dibinde, hiç beklemediğim bir şey bulurum: eski, tozlu bir not defteri, bir kurdeleyle bağlanmış. Titrek ellerimle açarım; ilk sayfada sadece Ayşe adı ve 1978 yılı yazar doğum yılım.
İlk sayfalar gençlik hayalleri ve sıradan günlük notlarla doludur. Okurken bir yandan hüzün, bir yandan merak hissederim. Sonra sonbahar sayfalarına geldiğimde dünya başıma yıkılır.
Bugün Jankoya hamile olduğumu söyledim. Uzun süre sessiz kaldı, sonunda sadece Yapamam Ayşe. Ailem var. Sana daha fazla bir şey vaat etmedim dedi. diye yazar Janko. Beni parkta bir bankta yalnız bıraktı. Çaresiz kalacağımı sandım. Kocama, çocuklarıma nasıl söyleyeceğim?
Sayfalar ilerledikçe yıkıcı bir gerçek ortaya çıkar. Tanıdığım baba, biyolojik babam değildir. Annemin tek taraflı sevdiği, ona karşılık bulamayan adam, beni terk eder. Evlenmiş olsa da, annemin evliliği benim doğumumla zaten yarım kalmış bir tablo gibi görünür.
Bir kız çocuğu doğurdum. Ona baktığımda onun yüzünü görüyorum. Onu diğer çocuklar gibi sevebileceğimi hiç bilmem. O, benim zayıflığımın, utancımın canlı kanıtı. Her bakışım acı verir.
Bu satırı defalarca okur, gözyaşlarımı durduramam. Şimdi anlıyorum, annemin bana neden hep farklı davrandığını. Ben, farkında olmadan onun en büyük hatasının, gerçekleşmemiş bir aşkın hatırasıydım. O, çocuğunu doğurduğu acıyı, çocuğundan ayrı tutamadı.
Odada, defter diz üstümde, saatlerce oturup hem kendi hem de annemin kaderi için ağlarım. Öfke, kırgınlık, hüzün ve en çok eksik kalan şey, sevgiye dair bir boşluk hissederim. Fakat aynı anda ona karşı bir merhamet de doğar; o kadar çok acı çekmiş ki, bu sırrı yıllarca taşıyabilmiş.
Günler geçtikçe hayatıma bambaşka bir gözle bakmaya başlarım. Reddedilme korkusundan, sevgiye layık olduğuma inanmaktan kendimi alıkoyamazdım; şimdi nedenini biliyorum. Annemin içindeki kırgınlık, bilinçsizce bana yansımış. Bu keşif, kim olduğumu yeniden sorgulamama yol açar: istenmeyen bir kız çocuğu mu, yoksa her şeye rağmen sevebilen bir kadın mı?
Kardeşlerimle konuşmaya karar verir, günlüğü onlarla paylaşırım. Şok olur, Mert beni kucaklar, Elif uzun uzun ağlar. Hepimiz, farklı muamele gördüğümün farkındaydık ama adını koyamamıştık. Onların bana olan sevgisi hiç değişmez; belki daha da güçlenir.
Bugün, yaralar hâlâ taze ama Neden? sorusu artık içimde yok. Annemin travmasını aşamadığını anlıyorum ve ona affetmeyi seçiyorum; bir sırrı hayatı boyunca taşımanın ne kadar zor olduğunu biliyorum. Geçmişin beni tanımlamasına izin vermemeye karar veriyorum. Terapiye başlar, değerimi yeniden inşa etmeye çalışırım. Kendime, daha önce hiç tatmadığım bir sevgi öğrenirim.
Çünkü, başka birinin hatasından doğmuş olsam bile, hayatım her insanınki kadar kıymetli. Mutlu olma, kendimi kabul etme ve sevme hakkım var. Şimdi, gerçeği bildiğim için, gerçekten, korkusuz ve utanmadan, kendimle barış içinde yaşamayı öğreniyorum.




