Lucia Mükemmel Bir Gelin ve Eş Olmasına Rağmen, Sadece Evliliğini Değil, Kendini de Mahvetti

Her ne kadar Elif harika bir gelin ve eş olsa da, sonunda sadece evliliğini değil, kendisini de mahvetti.

Elif bir yetimdi ve çocukluğunu bir yetiştirme yurdunda geçirdi. On sekizinde, hayatın acemisi olarak evlendi. Aile hayatının ne demek olduğunu bilmiyordu; çünkü etrafında evli kadın olarak rol model alabileceği bir arkadaşı bile yoktu. Evlendiğinde, kocasının evine adımını atar atmaz, dört elle nasıl mükemmel bir Türk kadını olunur diye bilgi toplamaya başladı. Kaynağının adını kim sorsa, hiç düşünmeden cevap verirdi: Elbette, kocasının annesi, yani kayınvalidesi!

Elifin kaynana hikâyelerini duymamış olması imkânsızdı; ama içindeki iyi niyetle ben annemi bilmem, belki O bana anne yarısı olur diye düşünür, hatta kaynanasının art niyetli olmadığını düşünerek ona güvenmek isterdi. Aslında biraz haklıydı da; kayınvalidesi Elife karşı kötü niyetli değildi, ama işte… biraz olmamıştı. Hayat derslerini vermeye başlarken, kaynanası ona bakış açısını o meşhur Doğu Karadeniz ağırlığıyla şöyle bir özetledi: Kocan aldatıyorsa suç kadınındır kızım!

Elifin mantığı ters düz oldu. O güne kadar ona göre aldatmak, aldatanda suçtu. Meğersem gerçek öyle değilmiş. Kayınvalidesi anlatırken, koca başkasına bakıyorsa kendi kadını bakmamıştır; kadın kendini bırakmış, eskisi gibi cazibesi kalmamıştır derdi. Hatta bir gün, Sen yaşlansan da beli ince, karın düz olur! Aman ha! dedi. Elif de bunu küçük defterine not etti: Kilo alma. Formda kal. Hemen spor salonuna yazıldı, protein shakeler, koşu bantları, cıvıl cıvıl formalar

Halbuki Elif zaten çıtı pıtı biriydi. Kilo almaktan endişe ettikçe, yediklerinden kısmaya bile başladı. Ne öğrendiyse yerine getirmekten başka bildiği yoktu. Bir gün kayınvalidesi yeni bir hayat dersiyle geldi: Efendi ailesinde kadın da erkek de çalışır.

Elif itiraz etmedi, zaten kendi de isterdi çalışmayı. Ne iş olursa yapacaktı. Bir gün kayınvalidesine sordu: Anne, doğum iznindeyken çalışmak nasıl olur? Kayınvalidesi Doğum izni senin derdin, onu da sen çözeceksin artık! diye dönüp baktı. Elif bunu defterine yazamadı ama aradan yıllar geçince, doğum iznine ayrıldığı o dönemde çocuk bakıcılığı yapmaya başladı; yarım gün çalışsa da evin bütçesine katkı koymaya uğraştı yine.

Elif halinden memnunken, kayınvalidesiyle eşi hemen siteme başladılar: Az para kazanıyorsun. Elif, ne olacak ki, kendi kazancımla kuaföre giderim diye içinden geçirirken, kayınvalidesi sertçe müdahale etti: Doğum izninde kadın niye süslenir, saç baş boyatır? Lüzumsuz masraf! İşe başlayınca yaparsın, şimdi birikim yap!

Elif tüm kazancını eşine veriyor, damlaya damlaya göl olur misali Ama ne yaparsa yapsın, hep kayınvalidesi Elifin kulağına şu cümleyi fısıldardı: İyi bir Türk kadını evi kendi çevirir kızım!

Ve Elif evin her işini kendisi yaptı. Akşam yorgunluktan yere serilene kadar çalıştı, kimseye minnet de etmedi. Neredeyse bayılmalar rutine dönüştü. Son çocuğu uyuttuktan sonra (saat gece dokuz olmuş olurdu), mutfağa gidip ertesi günün yemeğini hazırlar, ortalığı toplardı. O sırada beyefendi günü onuncu uykusuna dalmış olurdu; malum, evin ekmek parası ona bakıyordu ya!

Elifin sonunda hastaneye kaldırılması çok da sürpriz olmadı yani. Küçük rahatsızlıklar başladığında dikkate almamıştı, önemli bir hastalık olduğunda da kendini hastanede buldu; kalacak vakti olmadığından kimseyi de haber etmemişti. Tam on beş gün hastanede kaldı. Ne eşi ne kayınvalidesi bir kez bile ziyaretine gitmedi. Elifin cephanesi cep telefonu oldu, iyi ki varmış. Şansına, yakın arkadaşı Ayşegül hastanede ona her şeyi getirdi, yanında oldu.

Eve döner dönmez boşanma davası açtı. Çünkü kimse Türk kadını bu kadar da olmaz! diyeceği bir noktaya gelmişti. Elifin hikâyesi, Annelerden duyulmuş her laf doğru olmayabiliyor klişesini tebessümle kanıtlar nitelikteydi. Ama bir Türk lirası bile boşa gitmemişti…

Rate article
Lifequest
Lucia Mükemmel Bir Gelin ve Eş Olmasına Rağmen, Sadece Evliliğini Değil, Kendini de Mahvetti