Yılbaşı Gecesinin Sessizliği: Ayrılıktan Sonra Bir Kadının Hayatında Karla Gelen Mucize ve Komşusunun Sürpriz Hediyesiyle Dolup Taşan Umut Dolu Anlar

Yeni Yıl Sessizliği

Kasım ayı hep olduğu gibi griydi, yağmurluydu ve sıkıcıydı. Günler uzayıp gidiyor, neşe bir türlü gelmiyordu. Aralık ayının geldiğini ise Elif ancak marketlerdeki agresif şampanya, havyar ve mandalina reklamlarından fark etmişti.

İstanbul yılbaşına yaklaşıyor diye iyiden iyiye hareketlenmişti: Mağazaların vitrinleri rengarenk ışıklarla süslenmişti. İnsanlar ellerinde hediye poşetleriyle, sanki maraton koşuyormuş gibi koşturuyordu. Herkes bir telaş içindeydi, sürekli bir yerlere yetişmesi, bir şeyler planlaması gerekiyordu.

Elif ise hiçbir beklenti taşımıyor, hiçbir yere yetişmeye çalışmıyordu. Sadece bu hengamenin sona ermesini bekliyordu.

Kırk yaşına basmıştı. Boşanmasını üç ay önce tamamlamış, ardından içinde ne bir yara kalmış, ne de bir öfke. Sanki ruhunun bir köşesi tuhaf bir uyuşmuşluğa teslim olmuştu. Çocuğu yoktu, dolayısıyla bu konuda vermesi gereken zor kararlar ya da tartışmalar olmamıştı. Yıllarca yan yana yürüyen iki hayat, nihayet bambaşka yönlere savrulmuştu.

Mutlu yıllar! diye bağırıyordu mesai arkadaşları, gözlerinde parlayan bir sevinçle ona el sallıyorlardı.

Elif ise nezaketle gülümsüyor, ama içten içe en ufak bir sevinç duymuyordu. Sabah akşam kendine şunu tekrar ediyordu: Hiçbir özelliği yok. Sadece Aralık, Ocaka dönüşüyor. Çarşambadan Perşembeye geçiyoruz. Kutlama için bir sebep yok.

Yılbaşı gecesi için yaptığı planlar son derece basitti: Duş alacak, eski pijamasını giyecek, bir fincan papatya çayı hazırlayacak ve tıpkı her zamanki gibi saat 22.00de yatağa gidecekti.

Hiçbir Rus salatası (Olivye), Kaderin Cilvesi filmi veya buzdolabında bir yıl bekleyecek şampanya yoktu.

***

İşte o akşam geldi çattı.

Hava, sanki tüm bu eğlenceyle dalga geçiyormuş gibi, hiç yılbaşı hissi vermeyen bir yağmura bürünmüştü. Soğuk ve ince bir yağış, sokaklardaki çamura karışıyor, gri gökyüzü şehri adeta baskılıyordu; sokak lambaları bile sönük görünüyordu. Dışarı çıkmak için hiç uygun olmayan bir geceydi.

Saat dokuz buçukta Elif, kendine verdiği sözü tutup sıcak yorganın altında yatıyordu. Yan daireden hafif bir müzik sesi duyuluyordu. Elif gözlerini kapatıp uyumaya çalıştı.

Ama ani bir sesle uyandı; öyle görmezden gelinecek gibi değildi.

Birileri kapıya, öyle hafifçe değil, neredeyse öfkeyle, aciliyetle vuruyordu. Elif yataktan kalktı, yarı uykulu bir halde mırıldanıp saate baktı:

23.45…

Kalktı ama kapıya gitmedi. Belli ki biri yanlış daireye gelmişti, biraz çalacak, sonra gidecekti. Dalgınlıkla pencereye yöneldi. O an donakaldı.

Dışarısı bembeyazdı: Ne yağmur kalmıştı, ne çamur, ne kasvetli asfalt.

Devasa, pamuk gibi kar taneleri sokak lambasının ışığında ağır ağır yere süzülüyor, caddeyi bembeyaz bir örtüyle kaplıyordu.

Dünya bir gecede masala dönmüştü.

***

Kapıdaki ses tekrarlandı. Daha hafif ama daha kararlıydı.

Elif, o büyülü manzaranın etkisiyle, kapıya yöneldi; kim olduğuna bakmak aklına gelmemişti, sadece o anın içinde yaşamak istiyordu. Kilidi çevirdi ve kapıyı açtı.

Ve işte oradaydı…

***

Karşısında komşusu duruyordu.

Karşı daireden Cemil Bey; saçları yılların etkisiyle beyazlamış, bakışlarında sürekli bir çocukluk neşesi parlayan bir adamdı. Üzerinde eski bir kadife ceket, boynunda rastgele dolanmış kalın bir atkı vardı.

Bir elinde eski bir deri bavul, diğerinde ise ağzına kadar dolu, içi kıpkırmızı ve leziz görünen cam bir kavanoz tutuyordu.

Affınıza sığınıyorum Elif Hanım, dedi çatallı sesiyle, ama az önce fark ettim de sizin dairede yılbaşı sessizliği hakim. Bu, en ender bulunan sessizliktir. Dikkatimi çekmemesi mümkün değildi.

Elif afallamış bir şekilde ona baktı. Sonra bir anlığına pencereden sokağa, karın masalsı yağışına göz gezdirdi.

Cemil Bey, neden geldiniz? diyebildi sonunda, ne yapacağını bilemeden.

Size bir armağan getirdim, dedi ve kavanozu uzattı. Kızılcık şerbeti. Rahmetli eşim çok sever, hüzne iyi gelir derdi. Ve bir de… bavulunu kaldırdı, size bir şey göstermek istiyorum. Sadece on beş dakika alacak. Çalınan saatler bitene kadar, fazlası değil. İzin verir misiniz?

Elif bir süre düşündü. Direndiği tüm ‘bana ne’ hisleri ve kurduğu duvar, önce o inanılmaz kar yağışıyla, şimdi ise merakını uyandıran komşusu ve yanında getirdiği şeylerle çatlamıştı. O eski merak duygusu tekrar uyanmıştı.

Buyurun, dedi çekinerek kenara çekildi.

Cemil Bey ayakkabısının ucundaki karları silkeledi, paltosunu çıkarmadı. Bavulu salonun ortasına, hafif loşlukta yere koydu. Tek ışık, sokak lambasından süzülüyordu.

Burada sade bir hayat var, dedi. Ama sesinde eleştiri ya da acıma yoktu.

Kutlamak gibi bir niyetim yoktu, yanıtladı Elif.

Anlıyorum, diye onayladı Cemil Bey. Böyle değişimlerden sonra, kutlama yapmak insana hakaret gibi geliyor. Herkes dört bir yanda sevinçten uçuyor, sen ise ister istemez o neşeye ayak uyduramıyorsun, hatta suçluluk duyuyorsun. Sanki ters giden bir şey varmış gibi hissediyorsun.

Elif gözlerini kaldırdı, bu sözlerin isabetine hayret etti.

Bundan önce hiç, hele ki özel bir şey konuşmamışlardı. Genelde sadece havadan sudan sohbet ederlerdi.

Doğru mu?

Elif Hanım, yaşlandım ben. Çok yaşam gördüm. Çok gri Aralıklar… Ve çok iyi bilirim ki; kış bir son değildir. Toprağın dinlenip güç toplama zamanı. Ve insanın da… Bazen durmak iyidir ama elini eteğini hayattan çekmek değildir.

Bavulun kilitlerini açtı ve kapağını kaldırdı. İçi kadife ile döşenmişti. Ve o kadifenin üstünde onlarca cam yuvarlak duruyordu. Her biri farklıydı. Biri lacivert, içi gümüş simle dolu ve Samanyolu’nu andırıyordu. Bir diğeri al kırmızıydı, içinde minik bir altın gülden başka bir şey yoktu. Bir tanesi tamamıyla şeffaf görünüyordu ama bir açıdan bakınca içinde minik bir gökkuşağı kayboluyordu.

Bunlar nedir? fısıldadı Elif.

Koleksiyonum, dedi gururla Cemil Bey. Ben pul ya da eski para biriktirmem, anı biriktiririm. Her top; hayatımdan bir mutlu anı. Şu, dedi mavi olanı nazikçe çıkarıp göstererek, eşimle ilk kez Uludağ’a gittiğimizde. Yıldızları izledik, birbirimize sonsuza dek beraber olacağız diye söz verdik. Sözümüzde durduk. Şu kırmızı olanı ise, ilk evlilik yıldönümümüzde eşim bana vermişti. “Aşk solmaz bir güldür,” demişti.

Elif, bu küçük cam dünyalara bakarken, kalbinin buz kütlesi gibi donduğunu sandığı yer hafiften ısındı. Sadece süs değil, bir yaşamın doluluğunu, anlamını, sevgisini gördü.

Neden bana gösteriyorsunuz?

Çünkü sizde boşluk var, dedi Cemil Bey doğrudan. Boşluk kötü bir şey değildir. O yeni şeylerin doğacağı yer demektir. Bakın şimdi.

Ceketinin cebinden bir top çıkardı. Sade, şeffaf, süssüz bir top.

Bu sizin için, dedi ve Elif’e uzattı. Bu sizin ilk topunuz. Bugünün hatırası. Bu gece kapıyı açtığınız, uykuya geçmeden hayatı seçtiğiniz anın simgesi. Pencereden izlediğiniz o ilk karın; en gri sessizliğin bile bazen mucizeyle dolabileceğinin simgesi.

Elif topu ellerine aldı. Soğuk ve pürüzsüzdü.

Tam o sırada dışarıdan saatler çalmaya başladı, Mutlu Yıllar! sesleri yükseldi.

Elif gözlerini Cemil Bey’e çevirdi. Gözlerindeki çocukça kıvılcımlar şimdi ona çok daha anlamlı ve bilge geliyordu.

Teşekkür ederim, dedi sessizce; aylar sonra ilk defa gerçek, biraz ürkek bir gülümseme dudaklarında belirdi.

Bir şey değil, dedi Cemil Bey gülerek. Artık bir başlangıcınız var. Bundan sonra, bu topa hangi anıyı ekleyeceğinize siz karar vereceksiniz. Belki yarın sabah içeceğiniz sıcak bir kahve, belki bitireceğiniz bir kitap. Belki daha büyük bir şey. Kim bilir? Yeni yıl daha başlıyor.

Bavulunu topladı, iyi geceler dileyip gitti, Elif ise yalnız başına, yeni bir sessizliğin içinde kaldı.

Ama bu sessizlik artık karanlık ve boş değildi; umut ve hafif bir mutlulukla doluydu.

Elif, elinde cam top ile pencereye yaklaştı. Kar hala yağıyor, geçmişin izlerini örtüyor, dünyaya yeni bir beyaz sayfa sunuyordu. Ve uzun zaman sonra ilk defa, geçmişi değil, geleceği düşünmeye başladı…

Ve bu, gerçek bir yılbaşı mucizesiydi.

Rate article
Lifequest
Yılbaşı Gecesinin Sessizliği: Ayrılıktan Sonra Bir Kadının Hayatında Karla Gelen Mucize ve Komşusunun Sürpriz Hediyesiyle Dolup Taşan Umut Dolu Anlar