İstemedi, Ama Yaptı Vasfiye’nin sigara içmeyi hiç becerememesi onu durdurmadı; yine de sinirlerini yatıştırdığını düşünüyordu. Babaannesinden kalan köy evinin avlusunda durmuş, Kars’ın küçük bir kasabasında akşamı izliyordu. Son zamanlarda hayatı büyük sıkıntılarla dolmuştu. Babaannesinin evinde yalnız yaşıyordu. Anne ve babası yedi kilometre uzaklıktaki köydeydi. Vasfiye’nin canı tek başına yaşamak istemişti; artık yirmi üç yaşındaydı ve kendi ayakları üstünde durmak istiyordu. Postanede çalışıyordu. Sigarasını bitiremedi, ateşi söndürüp attı: — Benim bu sigara işi hiç hoşuma gitmiyor; komşumuz Vildan hep birbiri ardına içiyor, bana da o önerdi… ama bence sinire iyi gelmez, diye aklından geçirdi. Tam o sırada yeni mahalle komiseri Anton arabasıyla evin önünden geçti. Anton geçen hafta komşu ilçeden atanmıştı, haberini postanedeki arkadaşlarından duymuştu. Onun arabasını izledi, ardından eve girdi; hava kararmaya başlıyordu, o akşam çok önemli ve tehlikeli bir iş vardı önünde… Bir önceki gün postanede fazla kalabalık olmasa da köylüler ara ara uğruyorlardı. — Yarın ortalık ana baba günü olur, dedi Anna Hanım, — bugün maaş öncesi sakinlik. Anna Hanım postanede yıllardır çalışıyor; köylüler onsuz postaneyi hayal bile edemez. — Otuz yıldır buradayım. Herkes tanır beni, başka yerde çalışmayı hiç düşünmedim. — Doğru vallahi teyze Anna, dedi genç Vildan, — annem de diyor ki, “Anna olmasa postane çalışmaz!” Bütün yük senin omuzlarında. — Abartmayın, boşluk dolmaz mı, yerime biri çıkar elbet, bak emekli olacağım… — Selam, dedi içeri giren Marina, kırk iki yaşında, biraz kilolu bir kadın. — Bugün hava çok sıcak. Annem Glafira dergiye abone olmak istiyor, okumayı çok seviyor. Biz yarın sabah erkenden Antalya’ya tatile gideceğiz. Aboneliği bitiyormuş, dergileri kaçırmak istemiyor. Yaşlı kadın dışarı çıkamıyor, okumak zamanını geçiriyor. — Marina, uçaktan korkmuyor musun böyle uzaklara, dedi Anna Hanım. — Turkiye güzel, güneşte keyif yaparsınız, dedi. — Korkmam, ilk gün hemen internetten fotoğraf atacağım, yeni mayo aldım. Bakarsınız, dedi Marina gülerek. — Ailenle tatile gitmek için ne kadar para lazım acaba?, dedi Vildan gözlerini büyüterek. — Ailede para var, Mert çiftçi, dedi Anna Hanım. Sadece Vasfiye sessizdi; köşede bilgisayarından köylüleri ve konuşmaları izliyor, düşüncelere dalıyordu. Bir süre sonra postaneye komiser Anton geldi: — Merhaba, bana bir evrak gelecek, dedi Vildan’a. Gözü Vasfiye’de takıldı. — Böyle güzel kızların burada çalıştığını bilmiyordum… ama çok hüzünlü görünüyor… Anna Hanım baktı: — Aaa, Vasfiye. Geçen ay nişanlısını toprağa verdi. Üç hafta önce Vasfiye’nin nişanlısı Deniz, ilçe merkezindeki boş bir arazide ölü bulunmuştu. Gizli kumar oynuyormuş; Vasfiye bundan haberdar değildi. Polis kimseyi bulamadı ama bir gece şehirden iki genç Vasfiye’nin kapısını çaldı. Daha önce Deniz’in yanındaydılar. — Sizin Deniz bize yüklüce borç bıraktı. — Ama o öldü, dedi korkuyla Vasfiye. — Borç ölmez, sen ödeyeceksin, dediler kaba bir sesle. Üç yüz bin lira istedi. — Nereden bulayım parayı? — Senin derdin! Köyde zenginler var, postanedesin, herkesi bilirsin, dedi biri, ve lehim anahtarları verdi. — Her kilidi açarsın, dikkat, polise gidersen yaşatmayız! Gittiklerinde Vasfiye kendini eve kapattı, korkudan kanı beynine vuruyordu. Bir gece Marina’ların boş evine girme planı yaptı, çünkü onlar tatile gitmişti. Köpek de yoktu; kapıdan atladı, anahtarla kilidi açtı. Kalbi küt küt; suç işleyeceğini biliyordu. Uzunca aradı odalarda; sadece on beş bin lira ve Marina’nın bir altın yüzüğüyle bilezik buldu, üzerine komşunun dizüstü bilgisayarını da torbaya attı. Postaneden çıkıp köy lokantasına gitti. Aynı sessizlikle Marina’nın evinden ayrıldı, omzunda torba, etrafa baka baka, kimseyi görmeden eve döndü. Evde torbayı babaannesinin sandığına sakladı. O gece hiç uyuyamadı; baş ağrısıyla işine gitti. Öğle vakti postaneden çıkıp lokantaya gitti. — Merhaba, dedi karşısında komiser Anton. Vasfiye irkildi. — Korkma, yolumuz aynı, ben de lokantaya gidiyorum. — Merhaba… diye kısık sesle cevapladı. “Beni biliyor mu?” diye düşündü. — Evet, seni bekliyordum! dedi komiser gülümseyerek. Göz göze geldiğinde içi rahatladı; Anton şaka yapıyordu. O günden sonra Anton’la birlikte yemekte buluşmaya başladılar, bazen iş çıkışı eve kadar eşlik etti, bazen de gece birlikte kaldı. Köyde söylenti yayıldı: — Valla Vasfiye komiseri kaptı! Sinirim bozuldu, Anton bizim Tansu’ya da bakıyordu, ilk Vasfiye davrandı! — Hadi canım, Anton’un Vasfiye’den gözü başka kimseyi görmüyor. Gerçekten de aralarında bir aşk başlamıştı, ama bazıları Vasfiye’yi ayıplıyordu: — Nişanlısı yeni öldü, hemen başkasıyla oldu! — Eee, sonsuza kadar yas mı tutacak? diyenler onu savundu. Gün yaklaştıkça Vasfiye paniğe kapıldı; ya komiser Anton’a zarar verirlerse? Yaklaşan tehlikede içini dökememek kahrediyordu. Sonunda dayanamayıp itiraf etti: — Anton, sana bir şey söylemek istiyorum, dedi. — Biliyorum, ben de seni çok seviyorum… — Hayır, mesele o değil… Anton şaşkın dinledi; bu narin sevgilisinin saldırgan olduğunu hayal bile edemezdi. Ama ona hak verdi; Vasfiye korkutulmuştu. — Ciddi işler bunlar, Vasfiye… Bunların hepsini nereye sakladın? Keşke bana ilk günden söyleseydin! Vasfiye çantasını çıkardı, Anton’a verdi. Kısa süre sonra gece kapı çaldı: Lâzım parayı almaya gelen iki adam. Vasfiye korkuyla: — Bulamadım, ama çözüm arıyorum, biraz daha zaman verin… Lâzım’dan biri omzunu sıktı: — Zaman bitti, ya para, ya da… diye tehdit etti. Tam o anda arkadan Anton ve ekibi, adamları yere yatırıp kelepçeledi. — Geçti gitti, dedi Anton sessizce, — hak ettiklerini bulacaklar. Sabah karakola gel, dedi. Vasfiye polise tüm hikâyeyi anlattı. Marina ailesi tatilden dönünce, Anton çalıntı eşyaları teslim etti. Olay Vasfiye’ye ait olarak saklandı; herkes suçluyu Lâzım’lar sandı. Zaten Deniz’i öldürenler de onlardı ve uzun yıllar hapiste kaldılar. Anton Vasfiye’ye evlenme teklif etti, düğünleri oldu. Anton’un sevgisi Vasfiye’nin tüm günahlarını sildi, kalbini iyileştirdi. Şimdi kızları Oya’yı birlikte büyütüyorlar.

İstemeden Yaptım

Sigara içmeyi hiç öğrenememiştim ama yine de, nedense, bunun sinirlerimi yatıştırdığına kendimi inandırıyordum. Bugün yine evimizin bahçesinde durup mahallemizin sessiz, dingin sokaklarına bakarken içimde kasvetli bir huzursuzluk vardı. Son zamanlarda hayatım, çözülmesi zor meselelerle dolmuştu.

Dedemden kalan eski evde yalnız yaşıyorum, annemle babam ise köyde, buradan yedi kilometre ötede. Tek başıma yaşama arzum uzun zaman önce içimde filizlendi; özgürlük istedim, sonuçta yirmi üç yaşındayım ve posta müdürlüğünde çalışıyorum.

Son sigaramı bile bitiremedim. Sonra el mahkum, sigarayı elimde söndürüp attım:

“Hiç hoşlanmıyorum sigara içmekten, Zeynep gibi arka arkaya içemiyorum, diye düşündüm. O bana sinirlerimi yatıştırır demişti, ama pek inandırıcı gelmedi…

Tam o sırada mahalleden yeni tayin edilen komiser Emrenin arabası evimizin önünden geçti. Onun buraya tayin edildiğini postaneden iş arkadaşlarımdan duymuştum. Emrenin arabasını gözlerimle takip ettim ve hava yavaş yavaş kararmaya başlarken eve girdim. Bugün önemli ve tehlikeli bir işim vardı…

Dün postanede çok fazla kimse yoktu, ama köylüler arada uğruyordu.

Yarın burada yine izdiham olacak, dedi Güler Hanım, Bugün ise sanki emeklilik öncesi bir sessizlik.

Güler Hanım gençliğinden beri burada çalışıyor, köylüler onun ne zamandır burada olduğunu bile hatırlamıyor. Kendisi hep:

Otuz senedir burada emek veriyorum, beni herkes tanır. Başka bir yerde çalışmayı hayal bile edemem! der.

Ay Güler teyze, diye gülümsedi genç Esra, Annem diyor ki sen olmasan posta da dönmezmiş. Bütün iş senin ellerinde.

Yok canım, abartmayın, burası bir şekilde yürür, ben de elbet bir gün bırakacağım, o zaman birileri yerimi alır

O sırada içeri Fatma girdi; kısa boylu, kilolu, kırk iki yaşında. Ay bu sıcak ne böyle! Ben niye geldim, komşum Hamide teyze, bir dergiye abone olmak istiyor. Kendisi okumaya bayılır. Yarın erkenden Antalyaya tatile gideceğiz, o yüzden bugünden halletmem lazım. Aboneliği bitmek üzereymiş, dergisiz kalmak istemiyor. Yazık, evden çıkamıyor, boş vakti çok, dönemde bol bol okuyor diyor.

Ne güzel, Fatma, hiç korkmuyor musun böyle uçağa binip gitmeye? diye sordu Güler Hanım. Antalya harika, güneş de var, rahat edersiniz Sanki daha yeni o tatilden dönmüş gibiydi.

Yok, korkmuyorum. İlk gün hemen fotoğrafları sosyal medyaya koyacağım. Yeni mayo aldım, bakarsınız artık, dedi Fatma ve gitti.

Bütün o parayı nasıl buluyorlar Antalyaya gitmek için? diye gözlerini devirdi Esra.

Ailesinin durumu iyi, eşi çiftçi, diye kararlı bir şekilde cevapladı Güler Hanım.

Sadece ben sessizdim. Duvara yaslanmış, bilgisayar ekranına bakıyor, her şeyi dikkatle dinliyordum. Düşünceliyim…

Sonra, içeri komiser Emre girdi ve neşeyle selam verdi:

Günaydın, burada bana bir tebligat gelmiş olmalı, bakabilir misiniz? dedi ve birden gözü bana takıldı.

Ne güzel kızlar çalışıyor burada, ama sen çok hüzünlüsün

Güler Hanım onun bakışını fark etti.

Büşra Nişanlısını yeni kaybetti.

Anlıyorum, dedi komiser. Esra da henüz bir şey gelmediğini söyledi.

Üç hafta önce nişanlım Aliyi kaybettim. Şehirde bir boş arsada ölü bulundu, kumar borçları yüzünden öldürüldüğü konuşuluyordu. Alinin gizli şekilde bir yeraltı kumarhanesine gittiğinden haberim yoktu. Polis kimseyi yakalamadı, ama bir gece ansızın, İstanbuldan iki genç adam evime geldi. Aliyi zamanında bu adamlarla daha önce görmüştüm.

Nişanlın bize borçlu kaldı, yüklü miktarda para! dedi biri.

Ali öldü, deyip korkuyla cevap verdim.

Borç ölmez, o yüzden sen ödeyeceksin, dedi bunlardan biri, adı Murattı. Tamı tamına üç yüz bin lira istiyordu.

Ben nereden bulacağım o kadar parayı?

O senin sorunun. Köyde zenginler var, düşün taşın dedi.

Kimlerin parası var bilmem ki

Saçmalama, postanede çalışıyorsun, herkesin durumunu sen bilirsin, diye sertçe cevapladı Murat. Parayı istiyoruz. İki hafta sonra geliriz, polise gidersen seni yaşatmayız. Al şu maymuncukları, her kapıyı açarsın diye kaba bir şekilde anahtarları uzattı.

Evin kapısını kapar kapamaz, kalbim deli gibi çarpıyordu, dışarısı karanlık ve ev sessizdi. Ertesi akşam, ailesi Antalyada tatildeyken Fatmanın evine gece girmeye karar verdim. Mahallede köpek yoktu; sadece kapının kilidi vardı. Çitleri aşıp bahçeye girdim.

Kapıyı Muratın verdiği maymuncukla açabildim. Kalbim küt küt atıyor, kanun dışı bir iş yapıyordum, ben de o kötü adamlar kadar suçlu sayılırdım.

Parayı bulmak için epeyi uğraştım; odada sokak lambasından hafif bir ışık vardı.

Allahım, ne yapıyorum ben böyle? Yaşamak istiyorum ama Ali senin yüzünden bunları yaşıyorum! Senin kefaretini ödemek için suç işliyorum,” diye içten içe söylendim.

Polise gitmem gerektiğini biliyordum ama korkuyordum; Murat çok tehlikeli, bana kolayca ulaşırdı. Sadece on beş bin lira bulabildim. Bir de Fatmanın altın yüzüğüyle bileziğini ve masadaki dizüstü bilgisayarını aldım, hepsini çantama koydum.

Aynı sessizlikle Fatmanın evinden çıktım, çantayı sırtıma aldım, etrafa bakınıyordum; evlerde ışık yoktu, köpekler bile tembelce havlıyordu. Hiç kimseyi görmedim. Yüreğim hop hop atıyor, korkuyordum.

Eve dönünce çantayı dedemin eski sandığına koyup, eski eşyaların altına sakladım. O gece uyuyamadım, başım ağrıdı. Sabah, başım zonklayarak işe gittim. Öğle arasında postaneden çıkıp yakınlardaki lokantaya gittim.

Merhaba, dedi komiser Emre önümde belirip, ben birden irkildim. Gülümsüyordu, Korkma, rastlantı; ben de lokantaya gidiyorum.

Merhaba, diye titreyerek cevap verdim. Acaba her şeyi biliyor muydu? Yoksa beni mi beklemişti?

Evet, seni bekledim! dedi.

Gözlerine bakınca, şaka yaptığını fark ettim ve rahatladım. O günden sonra birlikte öğle yemekleri yemeye başladık, bazen iş çıkışı beni eve kadar bırakıyordu, hatta bazen evde kalmaya da başlamıştı.

Mahallede dedikodular çabuk yayıldı:

Aha, Büşra komiseri kaptı! diye kızdı Seher, Emreye benim kızım Elif de hayrandı, göz koymuştu ama Büşra hızlı davrandı!

Belli ki, komiserin gözü Büşrada, adamın da gönlü onda! dediler.

Gerçekten de aramızda her şey karşılıklıydı, aşkımız kısa sürede büyüdü, ama köylülerden bazıları beni eleştiriyordu.

Daha nişanlısını yeni gömdü, hemen başka biriyle birlikte oldu.

E, ne yapacak? Hep yalnız mı kalacak? diye karşı çıkanlar da oluyordu.

Ben ise içten içe huzursuzdum; o adamlar parayı almaya gelecekti, korkuyordum, Emreyi burada bulurlarsa ne olurdu? Ona her şeyi anlatmak çok istiyordum; vakit yaklaşıyordu, iki gün kala dayanamadım, açıldım:

Emre, sana bir şeyi itiraf etmek istiyorum dedim, o ise gülümsedi.

Biliyorum, ben de seni seviyorum

Hayır, ondan değil dedim.

Ciddi bir şekilde dinledi, inanamazdı; bu kadar saf, zarif bir kıza bunları yaptıracak ne sebep olabilirdi? Sonra beni haklı gördü, bana destek oldu; beni tehdit etmişlerdi çünkü.

Vay başıma, Büşra! Buna bir son vermek zorundayız. Neredeyse bana gelseydin ilk günden dedi.

Çantayı çıkardım, ona verdim. Uzun uzun konuştuk; beni ikna etti, söz verdi. İki gün sonra, akşam, kapım çalındı. Korkarak açtım; Murat ve arkadaşı geldiler, borcu istediler.

Parayı bulamadım ama bir yolunu bulacağım, biraz daha zaman verin, dedim, korkuyla.

Murat koluma yapıştı, sertçe sıktı.

Zaman falan yok, şimdi mi ödeyeceksin yoksa… diye yakama yapıştı, tişörtümü parçaladı. Tam o anda, arkasındaki adam yere düştü, sonra Murat da. Bir anda yerde yatıyorlardı ve Emre onları kelepçeliyordu. Diğer polis de Muratın arkadaşını kaldırdı.

Geçti artık, dedi Emre, Hak ettiklerini bulacaklar. Sabah ifade vermeye gidersin.

Karakolda her şeyi dürüstçe anlattım. Fatma ailesiyle tatilden dönünce, mallarını teslim aldılar, ama Emre savcıya, benim suçumu gizlemelerini rica etti. Nasıl olduysa adım duyulmadı, köylüler benim böyle bir iş yapacağıma asla inanmadı. Herkes Murat ve arkadaşının suçlu olduğuna inandı; zaten Aliyi de onlar öldürmüştü. Uzun yıllar hapiste kaldılar.

Bir süre sonra Emre bana evlenme teklif etti, görkemli bir düğün oldu. Emre’nin sevgisi tüm hatalarımı, acılarımı sildi. Şimdi küçük kızımız İlaydayı birlikte büyütüyoruz.

Rate article
Lifequest
İstemedi, Ama Yaptı Vasfiye’nin sigara içmeyi hiç becerememesi onu durdurmadı; yine de sinirlerini yatıştırdığını düşünüyordu. Babaannesinden kalan köy evinin avlusunda durmuş, Kars’ın küçük bir kasabasında akşamı izliyordu. Son zamanlarda hayatı büyük sıkıntılarla dolmuştu. Babaannesinin evinde yalnız yaşıyordu. Anne ve babası yedi kilometre uzaklıktaki köydeydi. Vasfiye’nin canı tek başına yaşamak istemişti; artık yirmi üç yaşındaydı ve kendi ayakları üstünde durmak istiyordu. Postanede çalışıyordu. Sigarasını bitiremedi, ateşi söndürüp attı: — Benim bu sigara işi hiç hoşuma gitmiyor; komşumuz Vildan hep birbiri ardına içiyor, bana da o önerdi… ama bence sinire iyi gelmez, diye aklından geçirdi. Tam o sırada yeni mahalle komiseri Anton arabasıyla evin önünden geçti. Anton geçen hafta komşu ilçeden atanmıştı, haberini postanedeki arkadaşlarından duymuştu. Onun arabasını izledi, ardından eve girdi; hava kararmaya başlıyordu, o akşam çok önemli ve tehlikeli bir iş vardı önünde… Bir önceki gün postanede fazla kalabalık olmasa da köylüler ara ara uğruyorlardı. — Yarın ortalık ana baba günü olur, dedi Anna Hanım, — bugün maaş öncesi sakinlik. Anna Hanım postanede yıllardır çalışıyor; köylüler onsuz postaneyi hayal bile edemez. — Otuz yıldır buradayım. Herkes tanır beni, başka yerde çalışmayı hiç düşünmedim. — Doğru vallahi teyze Anna, dedi genç Vildan, — annem de diyor ki, “Anna olmasa postane çalışmaz!” Bütün yük senin omuzlarında. — Abartmayın, boşluk dolmaz mı, yerime biri çıkar elbet, bak emekli olacağım… — Selam, dedi içeri giren Marina, kırk iki yaşında, biraz kilolu bir kadın. — Bugün hava çok sıcak. Annem Glafira dergiye abone olmak istiyor, okumayı çok seviyor. Biz yarın sabah erkenden Antalya’ya tatile gideceğiz. Aboneliği bitiyormuş, dergileri kaçırmak istemiyor. Yaşlı kadın dışarı çıkamıyor, okumak zamanını geçiriyor. — Marina, uçaktan korkmuyor musun böyle uzaklara, dedi Anna Hanım. — Turkiye güzel, güneşte keyif yaparsınız, dedi. — Korkmam, ilk gün hemen internetten fotoğraf atacağım, yeni mayo aldım. Bakarsınız, dedi Marina gülerek. — Ailenle tatile gitmek için ne kadar para lazım acaba?, dedi Vildan gözlerini büyüterek. — Ailede para var, Mert çiftçi, dedi Anna Hanım. Sadece Vasfiye sessizdi; köşede bilgisayarından köylüleri ve konuşmaları izliyor, düşüncelere dalıyordu. Bir süre sonra postaneye komiser Anton geldi: — Merhaba, bana bir evrak gelecek, dedi Vildan’a. Gözü Vasfiye’de takıldı. — Böyle güzel kızların burada çalıştığını bilmiyordum… ama çok hüzünlü görünüyor… Anna Hanım baktı: — Aaa, Vasfiye. Geçen ay nişanlısını toprağa verdi. Üç hafta önce Vasfiye’nin nişanlısı Deniz, ilçe merkezindeki boş bir arazide ölü bulunmuştu. Gizli kumar oynuyormuş; Vasfiye bundan haberdar değildi. Polis kimseyi bulamadı ama bir gece şehirden iki genç Vasfiye’nin kapısını çaldı. Daha önce Deniz’in yanındaydılar. — Sizin Deniz bize yüklüce borç bıraktı. — Ama o öldü, dedi korkuyla Vasfiye. — Borç ölmez, sen ödeyeceksin, dediler kaba bir sesle. Üç yüz bin lira istedi. — Nereden bulayım parayı? — Senin derdin! Köyde zenginler var, postanedesin, herkesi bilirsin, dedi biri, ve lehim anahtarları verdi. — Her kilidi açarsın, dikkat, polise gidersen yaşatmayız! Gittiklerinde Vasfiye kendini eve kapattı, korkudan kanı beynine vuruyordu. Bir gece Marina’ların boş evine girme planı yaptı, çünkü onlar tatile gitmişti. Köpek de yoktu; kapıdan atladı, anahtarla kilidi açtı. Kalbi küt küt; suç işleyeceğini biliyordu. Uzunca aradı odalarda; sadece on beş bin lira ve Marina’nın bir altın yüzüğüyle bilezik buldu, üzerine komşunun dizüstü bilgisayarını da torbaya attı. Postaneden çıkıp köy lokantasına gitti. Aynı sessizlikle Marina’nın evinden ayrıldı, omzunda torba, etrafa baka baka, kimseyi görmeden eve döndü. Evde torbayı babaannesinin sandığına sakladı. O gece hiç uyuyamadı; baş ağrısıyla işine gitti. Öğle vakti postaneden çıkıp lokantaya gitti. — Merhaba, dedi karşısında komiser Anton. Vasfiye irkildi. — Korkma, yolumuz aynı, ben de lokantaya gidiyorum. — Merhaba… diye kısık sesle cevapladı. “Beni biliyor mu?” diye düşündü. — Evet, seni bekliyordum! dedi komiser gülümseyerek. Göz göze geldiğinde içi rahatladı; Anton şaka yapıyordu. O günden sonra Anton’la birlikte yemekte buluşmaya başladılar, bazen iş çıkışı eve kadar eşlik etti, bazen de gece birlikte kaldı. Köyde söylenti yayıldı: — Valla Vasfiye komiseri kaptı! Sinirim bozuldu, Anton bizim Tansu’ya da bakıyordu, ilk Vasfiye davrandı! — Hadi canım, Anton’un Vasfiye’den gözü başka kimseyi görmüyor. Gerçekten de aralarında bir aşk başlamıştı, ama bazıları Vasfiye’yi ayıplıyordu: — Nişanlısı yeni öldü, hemen başkasıyla oldu! — Eee, sonsuza kadar yas mı tutacak? diyenler onu savundu. Gün yaklaştıkça Vasfiye paniğe kapıldı; ya komiser Anton’a zarar verirlerse? Yaklaşan tehlikede içini dökememek kahrediyordu. Sonunda dayanamayıp itiraf etti: — Anton, sana bir şey söylemek istiyorum, dedi. — Biliyorum, ben de seni çok seviyorum… — Hayır, mesele o değil… Anton şaşkın dinledi; bu narin sevgilisinin saldırgan olduğunu hayal bile edemezdi. Ama ona hak verdi; Vasfiye korkutulmuştu. — Ciddi işler bunlar, Vasfiye… Bunların hepsini nereye sakladın? Keşke bana ilk günden söyleseydin! Vasfiye çantasını çıkardı, Anton’a verdi. Kısa süre sonra gece kapı çaldı: Lâzım parayı almaya gelen iki adam. Vasfiye korkuyla: — Bulamadım, ama çözüm arıyorum, biraz daha zaman verin… Lâzım’dan biri omzunu sıktı: — Zaman bitti, ya para, ya da… diye tehdit etti. Tam o anda arkadan Anton ve ekibi, adamları yere yatırıp kelepçeledi. — Geçti gitti, dedi Anton sessizce, — hak ettiklerini bulacaklar. Sabah karakola gel, dedi. Vasfiye polise tüm hikâyeyi anlattı. Marina ailesi tatilden dönünce, Anton çalıntı eşyaları teslim etti. Olay Vasfiye’ye ait olarak saklandı; herkes suçluyu Lâzım’lar sandı. Zaten Deniz’i öldürenler de onlardı ve uzun yıllar hapiste kaldılar. Anton Vasfiye’ye evlenme teklif etti, düğünleri oldu. Anton’un sevgisi Vasfiye’nin tüm günahlarını sildi, kalbini iyileştirdi. Şimdi kızları Oya’yı birlikte büyütüyorlar.