Karahindiba Reçeli: Taşralı Bir Türk Kasabasında Baharın Coşkusuyla Dostluk, Aile Bağları ve Komşu Sohbetleri Arasında Geçen Sıcak Bir Hikaye

Karahindiba Reçeli

Karlı kış nihayet sona erdi, bu yıl öyle dondurucu havalar olmadı; yumuşak ve bol kar yağışlı bir kış geçti. Her ne kadar alışılmış olsa da bıktırdı artık; insanın gözü yeşile, renklere, havaların ısınmasına, kalın giysilerden kurtulmaya hasret kaldı.

Türkiyenin bir Anadolu kasabasına bahar geldi. Sabiha baharı çok sever, doğanın uyanışını dört gözle bekler ve nihayet hasret bitmiştir. Üçüncü kattan dışarıyı izlerken aklından geçti:

– Baharın sıcak günleriyle, sanki kasabamız kış uykusundan uyanıverdi. Büyük arabalar bile farklı ses çıkarıyor artık, pazar yerinde hareket var. İnsanlar rengârenk montlarla, pardösülerle, koştura koştura işlerine gidiyor. Sabahları, kuşlar bizi artık saatlerden önce uyandırıyor. Bahar ayrı güzel, hele yaz gelince tadına doyum olmaz

Sabiha bu beş katlı apartmanda yıllardır oturuyor, şimdi ise dördüncü sınıfa giden torunu İmrenle birlikte yaşıyor. İmrenin anne ve babası yaklaşık bir yıl önce Afrikaya doktorluk için sözleşmeli çalışmaya gitmişlerdi; kızlarını babaanneye bırakmışlardı.

– Annecim, İmreni sana emanet ediyoruz, öyle yerlerde çocuk taşınmaz. Biliyoruz, sen kıyamazsın torununa, göz kulak olursun, – demişti Sabihanın kızı.

– Olmaz mı evladım, bakarım tabi. Hem bana eğlence olur, emeklilikte neyle uğraşacağım? Gidin siz, biz de burada İmrencikle günümüzü geçiririz, – demişti Sabiha.

– Yaşasın babaanne, seninle birlikte ne güzel yaşarız, sık sık parka gideriz. Annemler babamlar hep yoğun, bana vakit olmuyor, – diyerek sevinmişti İmren.

Torununa güzel bir kahvaltı hazırlayıp okula gönderen Sabiha ev işlerine koyulmuş, zaman çabuk geçmişti.

– Markete gideyim, İmren okuldan gelmeden yetişirim. Söz verdim, yüksek notlara ödül olarak tatlı bir şey alacağım, – aklından geçirdi kapıdan çıkarken.

Kapının önüne çıktığında, bankta iki komşusu oturmuş sohbet ediyordu. Yumuşak minderler koymuşlar, hâlâ serin bank üzerinde. Makbule Hanım – yaşsız bir kadın, ama en az yetmiştir, belki de daha fazla; doğum yılını herkesden gizler, tek odalı dairesinde yaşar, daima yalnız. Müzeyyen ise yetmiş beşinde, okumuş, neşeli ve ilginç hikâyeler anlatan, güler yüzlü bir hanım; tam tersi Makbulenin, çünkü Makbule hep memnuniyetsiz ve asık suratlıdır.

Kar eriyip güneş ısıtmaya başlayınca, kasabanın bankı asla boş kalmaz. Hele Makbule ve Müzeyyen, sabah oturup öğle arasında yemek için evlerine döner, sonra yine banklarına yerleşirler. Her şeyi bilirler, kuş uçsa gözlerinden kaçmaz, mahalle onların kontrolünde.

Sabiha bazen oturur yanlarına, haberleşirler, dergi, televizyon programlarını konuşurlar, Makbule tansiyonundan bahsetmeye bayılır.

– Selam hanımlar, – gülerek selamladı Sabiha, – nöbettesiniz yine.

– Selam Sabiha, tabii ki nöbetteyiz, yoksa adımız çıkacak. Sen markete mi gidiyorsun, – hemen sordu Makbule, elindeki torbadan anlamıştı.

– Tam üstü, markete gidiyorum. İmren okuldan gelmeden tatlı bir şey alacağım söz verdim, o yüzden acele, – deyip yürüdü Sabiha.

Gün akıp gitti. Okuldan dönen torununu karşıladı, yemek yedirdi; İmren derslerine oturdu, Sabiha da biraz işlerini halledip sonra televizyon izledi.

– Babaanne, ben dans kursuna gidiyorum! – diye seslendi İmren.

Çantasını ve telefonunu kapmış, kapıya gelmişti bile. Altı yıldır dans ediyor, çeşitli etkinliklerde sahne alıyor; Sabiha ise güzel torunuyla gurur duyuyor.

– Tamam İmrencik, kolay gelsin, – diyerek kapıya kadar uğurladı.

Sabiha tek başına apartman önünde bankta oturmuş, torununu dans kursundan bekliyordu.

– Sıkıldınız mı? – İkinci katta oturan komşusu Ekrem Bey yanaştı.

– Böylesine güzel bir günde sıkılmak olur mu? Baharın tadı başka, hava şahane, – dedi Sabiha.

– Doğru vallahi, güneş ısıtıyor, kuşlar cıvıldıyor, her yer yemyeşil, sapsarı papatyalar. Güneş gibi açarlar, – kahkaha ile konuştu Ekrem Bey.

O sırada arkadan İmren koşup geldi, babasına sarıldı:

– Hav hav!

– Vay yaramaz! Ne olacak, korkudan kalbim duracaktı az daha, – gülüştü Sabiha.

– Oy, ölümü konuşmak için erken, – diyerek omzuna dokundu Ekrem Bey.

– Gel bakalım yaramaz, sana rendeledim havuç, üstüne şeker serptim, kurs sonrası yorgunsundur, bol bol da köften pişti, – sevgiyle çağırdı Sabiha.

Ekrem Bey de banktan kalktı.

– Sizi eve kaçırıyorsunuz ha? – şaştı Sabiha.

– Köfte lafı ağzınıza geldi, acıktım vallahi, gidip bir şeyler atıştırayım. Sonra yine çıkarsanız, belki birlikte parkta yürürüz, – dedi komşu.

– Söz vermem, bir sürü iş var; bakarız

Yine akşam bankta oturdu Sabiha; Ekrem Bey gelmiş, bekliyordu. Ama Makbule ve Müzeyyen yoktu.

– Makbuleyle Müzeyyen az önce gitti; akşam yemeği vakti, – diye sevinçle açıkladı Ekrem Bey.

O günden sonra Sabiha ile komşusu sık sık buluşmaya, bazen parkta yürüyüşe bile çıkmaya başladılar. Beraber gazete okur, haberleri, tarifleri, sanatçıları, hikâyeleri paylaşırlar.

Ekrem Beyin başından geçenler kolay değildi. Zamanında eşi, kızı ve bir torunu vardı ama erken yaşta dul kalınca kızını tek başına büyüttü. İki ayrı işte çalıştı, kızı Elif sıkıntı çekmesin diye. Zamanı küçük kıza az kalırdı; işe gittiğinde Elif uyuyordu, döndüğünde yine uyuyordu.

Kızı büyüdü, başka şehre gelin gitti, bir oğlu oldu. Ara ara geldi, sonra bir daha olmadı. O kısa buluşmalarda da fazla samimi davranmazdı. Elif on beş yıllık evliliğin ardından eşinden ayrıldı, oğlunu yalnız başına büyüttü.

– Sabiha, benim kızım Elif iki güne geliyor, sabah aradı. Yıllardır görüşmüyoruz, neden acaba? – dedi Ekrem Bey, artık herkes birbirine “sen” diyor, her konuyu konuşuyorlardı.

– Belki özlemiştir; yaş ilerleyince insan yakın olmayı ister, – tahmin yürüttü Sabiha.

– Bilmem, emin değilim…

Elif geldi. Aynı suratsız, ciddi tavrında. Ekrem Bey endişe ile ciddi bir konuşmayı bekliyordu, gecikmedi de.

– Baba, aslında bir iş için geldim, – dedi Elif. – Şimdi seninle şu ev işini konuşalım. Daireyi sat, bizimle gel; torununla birlikte daha iyi olur, – dedi kararlı biçimde; kararı çoktan almışa benziyordu.

Ekrem Bey huzursuz oldu, yerini terk etmek istemedi, soğuk şehirde suratsız kızının yanında. Alıştım yalnızlığa, dedi ve ret etti.

Elif pes etmedi. Babasının Sabiha ile arkadaşlık ettiğini duyunca hemen ona komşu ziyaretine gitti. Nazikçe selamladı, mutfağın köşesine yerleşti. Sabiha çay doldurdu, şeker ve karahindiba reçeli getirdi.

– Dinliyorum Elif’ciğim, – dedi yumuşak bir sesle.

– Sizinle babam çok yakın görünüyorsunuz, – başladı Elif. – Çok önemli bir konuda ona ikna eder misiniz?

– Ne hakkında?

– O evi satsın; tek başına onca ev alanı neye gerek? Başkalarını da düşünemez mi? – sertçe bitirdi.

Sabiha bu kadar düşüncesizliğe şaştı, nazikçe reddetti. Elif birden değişti, öfkeden kızardı, Sabihaya bağırmaya başladı.

– Tabii canım, belli! Siz de gözünüzü babamın evine diktiniz. Yaşlı adamı buldunuz, toruna miras ayarlıyorsunuz. Her gün bankta el ele, akşam yürüyüş, karahindibanın faydası konuşuluyor. Tam iki karahindiba, bankta pinekliyorlar Yarın nikâh başvurusu yaparsınız artık! Bak, ben engel olurum, bir şey çıkaramazsınız, – dedi ve kapıyı çarpıp çıktı.

Sabiha çok mahcup oldu, komşular duymuş mudur diye kaygılandı. Elif kısa sürede dönüp gitti. Sabiha o günden sonra Ekrem Beyi görünce çekinmeye, kaçmaya başladı.

ve reçelli çay içiyordu
Ama insan kaçsa da, saklansa da hayat yolunu buluyor. Bir gün Sabiha marketten dönerken kapı önünde Ekrem Beyi gördü. Elinde demet sarı karahindiba çiçekleri ile bankta oturuyordu; çiçeklerle bilekli bir taç örüyordu.

– Sabiha, kaçma, – dedi, – gel, bir dakika otur. Kızım için kusura bakma. Biliyorum Yanına gelip bir şeyler söyledi. Elif ne der, tahmin ediyoruz. Onunla uzun konuştuk, torunuma hep destek oldum, olacağım. Ama Elifin yaptığı doğru değil Malum, Elif arkasını dönüp gitti, Artık babam yok, dedi. Ben de – sustu, sonra bitmemiş karahindiba tacını uzattı, – al şunu, hem karahindiba reçeli yaptım, faydalı ve çok lezzetli. Denemelisin. Hatta salatalara da ekledim, – diyerek gülümsedi.

O günden sonra, karahindibanın faydalarını konuşup beraber salata yaptılar. Sabiha, reçelli çayı çok sevdi. Akşam yine birlikte parka gittiler.

– Yeni çıkan dergi elimde, – dedi Ekrem Bey, – bankımızın altındaki ıhlamur ağacının altında beraber okuruz, – bankı işaret ederek.

Sabiha yanına oturdu, güldüler; sohbet koyulaştı, ikisi de dünyadaki her şeyi unuttu. Birbirlerine çok iyi geldiler.

Okuduğunuz, abone olduğunuz ve desteklediğiniz için teşekkürler. Hayatta başarılar dilerim!

Rate article
Lifequest
Karahindiba Reçeli: Taşralı Bir Türk Kasabasında Baharın Coşkusuyla Dostluk, Aile Bağları ve Komşu Sohbetleri Arasında Geçen Sıcak Bir Hikaye