Onun neden eşim olduğunu hiç anlayamıyorum
Yakın zamanda evlendik. Eşimle sonsuza dek mutlu olacağımızı sanıyordum. O bana delicesine aşık diye düşünüyordum. Her şey de öyle giderdi, ta ki o tuhaf olay yaşanana kadar. Mesele aldatma bile değildi; daha garip, daha derin bir şeydi.
Sanırım, onun bu hale gelmesinde benim de payım var. Çok fazla değer vermişim ona, fazla bağlanmışım ve ona sürekli hoşgörü göstermişim; ne yaparsa yapsın, affetmişim. O da alıştı tabii bu tavrıma… Özgüveni şişti, kendini kusursuz sanmaya başladı. Sanki parmak sallasa herkes onun peşinden koşturacak, öyle bir havaya girdi. Oysa dışarıda pek dikkat çekmez aslında… Bir başkası, yaptığı hataları asla tolere etmezdi, ona da körü körüne güvenmezdi.
Düğünden kısa bir süre önce, yalnız kalmak istediğini söyledi. Biraz kafa dinleyip, evliliğe hazırlık yapmak istediğini anlattı. Bir şey diyemedim, kabullendim ve tatil için gitmesine izin verdim.
Sonradan anlattığına göre, medeniyetten kaçmak, internetin ve telefonun ulaşmadığı bir yerde olmak istemiş. Tek başına Kaçkar Dağlarına gitmiş, doğayla baş başa kalmak istemiş. Ben ise burada, İstanbulda kalıp her geçen dakika onu özlemle bekledim, içim içimi yedi.
Bir hafta sonra geri döndü. O gün, hayatımın en mutlu günüydü. Eve gelince ona tüm sevgimle ve içtenliğimle sarıldım. Onun seveceği yemekleri yaptım, hiç olmadığı kadar güzel masalar kurdum.
Ertesi gün, evde bir gariplik başladı. Sürekli koridora çıkıyor, ya da yan odaya gidiyordu. Sonra gün içinde bahaneler bulup defalarca dışarı çıkmaya başladı. Bir gün markete giderken posta kutusundan bir zarf buldum. Baktığımda, onun bana gönderdiği bir mektup olduğunu anladım. Seyahati sırasında postalamış. Ama içindekileri okuyunca dünyam başıma yıkıldı. Kısaca şöyle yazmıştı:
Merhaba. Sana daha fazla umut vermek istemiyorum. Sen bana uygun biri değilsin. Hayatımın geri kalanını seninle geçirmek istemiyorum. Düğün olmayacak. Affet, beni arama, sorma. Sana dönmeyeceğim.
Birkaç satır, ama ne acımasızca yazılmış…
Sonradan anladım ki, meğer her defasında posta kutusunu kontrol ediyormuş. Mektubu sessizce yırttım, ona hiçbir şey belli etmedim, bu olaydan haberi olmadı. Ama içimde sorular büyüdü: Nasıl olur da birlikte olmak istemeyen bir adamla aynı evde yaşarım? Evlendiği halde neden her şey yolundaymış gibi davrandı? Yıllar geçmiş, şimdi oturup düşününce anlıyorum: Sevgiyi karşılıksız verdiğinde, insan kendine haksızlık etmiş oluyor. Mutluluk, iki kişinin gönülden istemesiyle olur; tek taraf yeterli değil. Bunun farkına geç vardım, ama bundan sonra kendime daha fazla değer vereceğim.




