Çocuklarımın geleceği garanti altında, biraz birikmiş param var, yakında emekli maaşı almaya başlayacağım.
Bundan birkaç ay önce, yan komşum Fehmi’nin cenazesini kaldırdık. Yıllardır yan yana oturuyorduk, aile dostu olmuştuk, çocuklarımız gözümüzün önünde büyüdü. Fehmi ve eşi Gülserenin beş çocukları vardı. Hepsine ev aldılar, gece gündüz çok çalıştılar, özellikle de Fehmi. O şehirde nam salmış bir ustaydı, arabası bozulan herkes aylar öncesinden sıraya girerdi. Modern oto servisinin sahibi ise, Fehmi gibi motor sesinden arızayı anlayan gerçek bir ustayı bulmak için dua ederdi.
Fehmi, en küçük kızı Tuğçenin düğününden kısa bir süre önce, artık motorunu sürüp gezmekle yetiniyor, gençliğinin koşturmacasını bırakıp yaşlıların dingin adımlarını almıştı. Halbuki bu baharda ancak 59 yaşını doldurmuştu İşlerinden izin aldı, patronu yalvarıyordu ona, Ne olur on gün daha gel, müşteriler seni arıyor, bizi zor durumda bırakma, diyordu. Ama Fehmi dönmek istemedi. Ayrılmayı düşündüğü gün yöneticilerine gitti, huzur içinde işten ayrılmak istediğini söyledi, kimi zaman zor durumda kalırlarsa yardıma geleceğine de söz verdi.
Nedendir bilinmez, eve gelince durumu Gülserene anlatmamış. Sabah servise gitmek için kalkması gerekirken yatağında dönüp tekrar uykuya dalmış. Gülseren mutfaktan kahvaltı hazırlayıp elini yüzünü sildikten sonra yatak odasına koştu:
Hala uyuyor musun? Kime kahvaltı hazırladım ben şimdi? Soğuyacak!
Soğuk yerim, işe gitmeyeceğim bugün
Nasıl gitmezsin? Oradakiler seni bekliyor, sana güveniyorlar!
Dün işi bıraktım, artık gitmiyorum
Bırak şimdi şakayı, kalk hadi! Herkes seni bekliyor!
Gülseren bir yandan güler gibi, bir yandan kızgın şekilde üstündeki battaniyeyi çekti; Fehmi ise hiç oralı olmayıp tekrar gömüldü, gözlerini kapattı.
Yoruldum Gülseren, ömrümü tükettim Üçüncü tamirden çıkan motor gibi hissediyorum kendimi Çocuklar iyi durumda, az biraz cebimde birikmiş param var, emekliliğe başvuracağım
Ne emekliliği? Çocukların işleri var, dairelerini yenilemek, büyütmek istiyorlar, eşya almak zorundalar, Selim araba bakıyor, onlara kim destek olacak?
Artık kendi başlarının çaresine baksınlar, hem sen hem ben bugüne kadar elimizden gelen desteği verdik, şükür ki kimsenin hakkını yemedik
Gülseren, sabahki konuşmasını anlatmak için şaşkın biçimde bana geldi. Sormuştu, ben de Fehmide gözlemlediğim değişiklikleri paylaştım:
O gerçekten yorulmuş, kendisi söylüyorsa fazla üstüne gitme, dinlensin biraz, akşama kadar araba tamirinin altında bir ömür harcadı, geçen gün akşamüstü tanıyamadım bile dedem gibi yürüyordu. Eğilmiş, ayaklarını sürüyor, sokakta karşılaşıp şaşkınlıkla yaklaştım, o senin Fehmi’n mi dedim. Benim tanıyamayışıma bakıp Çok yoruldum artık, dedi.
Ama Gülseren nedense anlatımıma aldırmadı:
Sadece keyfi yok, bu kadar yorgunluk neymiş! Toplarım tüm çocukları, gelsinler babalarına hatırlatsınlar, daha ne kadar iş var!
Gülseren, bunu yapma, en büyük evladınız kaç yaşında? Kaan, kırk beş olmalı? O da yakında dede olacak, daha ne kadar yardımcı olabilirsin, artık çocuklar size destek olmalı, yaşlanmak kapıda.
Biraz bozuldu, sessizce çıkıp gitti.
Bir hafta sonra Fehmi ve Gülserenin evinde bütün çocuklar toplandı. Büyük masada herkes bir aradaydı, gürültü vardı ama bir huzursuzluk da hâkimdi; çünkü herkes bir mesele için geldiğini biliyordu ama vesile farklıydı.
Gülseren sözü aldı:
Babamız emekli olacak diyor, ne diyorsunuz? Düşünelim, bundan sonra yardım edemeyecek, kendi başımızın çaresine bakacağız
Fehmi de söze karıştı:
Sıkıntı yapmayın, bakın beş çocuk olduk, hepiniz çalışıyorsunuz, iki kişilik bir evi geçindiremeyecek misiniz? Biz beşinizi büyüttük, ayakta tuttuk, kimseye muhtaç etmedik. Sitem etmiyorum, sadece hatırlatıyorum. Anne-baba çocuklarına destek olmalı, ama artık biz de yaşlandık, çalışmakta zorlanıyorum, serviste liftin altında kalacak diye korkuyorum
Kısa bir sessizlikten sonra ilk konuşan en büyük oğlan Kaan oldu. Babasının halini sormak yerine kendi ev ve iş meselelerini saydı, sonunda da şöyle dedi:
Kusura bakma, şu an sana destek olacak paramız yok, ileride belki
Diğer çocuklar da benzer gerekçelerle bahaneler sundular. Kimi yeni ev peşinde, kimi araba almak istiyor, yine hepsi de anne babalarının yardımına alışık. Asıl meseleye kimse eğilmedi, bugüne kadar anne babaları bunları nasıl başarmış hiç düşünmediler.
Sonunda Fehmi masadan kalkıp üzgünce:
İyi, madem benden hâlâ iş bekliyorsunuz, çalışabildiğim kadar daha çalışırım
Ertesi gün Gülseren tekrar bana geldi, sitemkâr bir şekilde:
Bak işte, dedin ya çocuklar geldi, babalarıyla konuşup kendi hayatlarına döndüler, senin yorgun dediğin adam yine işe gitmek zorunda kaldı! Ben de yoruldum, ne olacak şimdi?
Fehmi o servisde üç gün daha çalıştı. Sonunda ambulansla götürüldü, yorgun kalbine kimse çare bulamadı, çocuklarının hepsi yine tek tek cenazeye geldi. Biz de oradaydık, evlatları babalarını anlattı, torunlarını ne çok sevdiğini konuştuk. Ama içimden sormak geçti: Neden babanıza huzuru çok görüp güvenliğini sağlamadınız? Oysa size bunun için yalvardı!
Böyle bir hüzünlü öykü yaşadık işte. Gülseren şimdi yalnız, her şeye ekonomik davranmak zorunda; çünkü çocukların kendi hayat dertleri bitmiyorCenazedeki sessizlikte, bir ara Gülserenin gözleri bana takıldı. Yorgun ama dimdik duruyordu; arkasında, çocukları hüzünle bakıyordu tabuta. Belki de o anda, Fehminin yıllardır biriktirdiği emeğin, sabrın ve sevgisinin gerçek değerini ilk kez anlayabilmişlerdi. Birbirlerinin sırtını sıvazlayıp, sessizce bir özür fısıldadılar; annelerinin elini tutarken gözlerinden akan yaşlarda artık bir pişmanlık vardı.
O günden sonra komşulukta başka bir dönem başladı. Fehminin ustalığından yoksun kalan servisin önünden geçerken bir an duraksar olduk; çocukları ise babalarını anmak için ara ara toplanıp çay içer, geçmiş sohbetleri yad ederlerdi. Ne zaman bir problemleri olsa, önce kendileri çözmeyi denediler Fehminin onlara kattıklarını, geç olsa da, içlerinde taşıdıklarını gösterdiler.
Gülseren ise, mutfağının penceresinden güneşe karşı bir tabak zeytin, bir parça ekmekle sessizce oturur oldu. Ama yüzünde yılların yorgunluğunun yanında, artık bir kabulleniş vardı. Zamanla çocuklarını affetti, torunlarına Fehminin hayat hikayesini anlatırken, Gerçek ustalar sessizce gider, ama sesleri aramızda hep kalır, derdi.
Bazen, akşamüstü servisin önünden geçerken hâlâ Fehminin eski tornavidasının paslı sesini duyar gibi olurum. Ve bilirim: Bir aileyi ayakta tutmak kadar, bir insanın yorgunluğuna da saygı duymak gerek. Herkesin kalbinde bir ustanın izleri olduğu sürece, bu mahallede Fehmi asla unutulmayacak.




