Kayınvalidem, yıldönümünü bizde kutlamak istedi ve evi boşaltmamızı istedi.

28 Nisan 2023, Perşembe

Bugün evdeki gergin atmosferi bir kez daha hissettim. Yenge Şebnem, büyük annem Fatma hanımefendi, bir süredir bir şeyler planladığını söyleyip beni durduramıyor. Sabah kahvemle otururken annem şu soruyu sordu: Ayşe, Mehmet sana anlatmadı mı? diye bağırdı. Duyun ki, bu akşam on iki kişi olacak. Hazırlıklara akşamüstünden başlarız; ben de altı civarında gelecek.

Benim aklımı karıştıran şey, akşamüstü mü? demesiydi. Ayşe, Bu ne, akşam mı? Ben buna hiç razı olmadım, diye itiraz etti. Fatma hanımefendi yine sürprizini sürdürdü: Şimdi bitirmedim. Mehmeta zaten alışveriş listesini gönderdim, o da her şeyi alacak.

Mehmet, ablası Meleke her zaman el uzatmıştı. Melek otuz yaşına gelmeden iki kez evlenip iki kez boşanmış, her defasında yanlış adamla evlenmişti. Babamın annesi, Fatma, ona sürekli şu öğüdü verirdi: Kız kardeşe yardım et. Mehmet de bunu tam anlamıyla yaptı; Melek işsiz kaldığında maddi destek, kiradaki evinde tamirat ve boşanma sonrası eşyalarını taşıma gibi işlerde hep yanındaydı.

Sonunda Mehmet de evlendi. Ayşe, ilk başta sabırla dinledi. Fakat Melek, bir yıl içinde beş kez birkaç günlüğüne arabamı istedi; çünkü arabası bir kez daha bozulmuştu. Ayşe, nazik ama kesin bir dille şöyle dedi: Mehmet, artık yeter mi? Hafta sonu için de arabamız lazım. Bizim de planlarımız vardı

Mehmet, Arabayı yürüyerek mi kullanacağız? dedi. Ayşe, Babamın köyüne yürüyerek gidemeyiz. Baban bir iki kova salatalık topladı, ama senin duymadığını sanmış olmalı. Mehmet, Bir şey duydum ama Melekin acil bir durumu var, diye savundu. Ayşe ise Bu kez kabul etmeyeceğim! Ya onun arabasını almazsan, başka bir araba al, diye ısrar etti.

Burada Fatma hanımefendi hemen devreye girdi: Kardeşine bırakacak mısın? O tek başına! dedi. Mehmet yine Meleke yardım etmeye karar verdi, fakat aralarındaki tartışma bir iki gün devam etti. Bir sabah Ayşe sessizce otururken ben bir şey söyleyemedim: Neden susuyorsun? Bir şey mi oldu?

Ayşe, Üç gün geçmesi gerek miydi? diye sinirle karşılık verdi. Ben ise Şimdi ne söyleyebilirim? diye kendimi savundum. Ayşe gülümseyerek, Gerçekten mi? Anlamıyor musun? Kız kardeşin bütün hafta sonunu çiftliğe gitmek için almış. Ben sadece seni götürmeni sandım, ama iki gün orada kaldın. Sorun ne? Biraz içki içti, eski sevgilisi de oradaydı, kutlamaya gerek vardı. dedi.

Ben, En azından bir telefon çevirisi yapabilirdin, diye itiraz ettim. Ayşe ise, Sen de çeviriyordun; telefonun kapalıydı! dedi. Fatma hanımefendi de Bunları söyleme, ben de bir şey duymadım, diye ekledi.

Daha sonra telefon çaldı; Melek seslenerek, Kardeşim, iki hafta içinde 30. yıl dönümüm var! Anlayacak mısın? diye bağırdı. Ben, Ne istiyorsun? diye sordum, Ayşe çorbayı karıştırırken. Melek, Sen anladın! Evimiz dar, sahibi sinirli ve restoran çok pahalı. Senin evin geniş, baksana! dedi. Ben ise Kafeye mi gidiyoruz? Ne kadar para lazım? diye sordum. Melek öfkeyle, Çılgın mısın? Evde kutlama yapmamı istiyorum! Ben milyoner bir kız çocuğu değilim! diye bağırdı.

Ben, Ayşeye önce soralım, bu onun da evi, diyerek bir adım geri çekildim. Melek, Geç kalmadı! Şimdi evinizi boşaltın, annem her şeyi hazırlayacak, dedi. O an ellerim titredi; bir yandan durumu çözmeye çalışıyor, diğer yandan telefon bir kez daha çaldı. Bu sefer annemden bir mesajdı: Melek menüyü hazırladı. Malzemeleri de alalım. Ayşeye de yardım etmesi gerektiğini söyle.

Ayşe, dizi izlemek üzere koltuğa oturmuşken ben içeri girdim, gözlerimi aşağı indirerek durumu fark etti. Ne oldu yine? diye sordu, diziye bir ara vererek. Melekin 30. yıl dönümü var, evde kutlamak istiyor, diye açıkladım.

Ayşe başını kaldırıp, O zaman kutlansın. Neden biz engelliyiz? dedi. Ben, Sorun şu ki, Melek bizim evde kutlamak istiyor. diyerek devam ettim. Ayşe, Ne? Evimizde mi? Sadece bir akşam mı? Restoran pahalı, evimiz kalabalık diye şaşırdı. Sen kabul ettin mi? diye sordum. Ayşe, Ben önce seninle konuşmak istedim! Ama Melek zaten herkese davet etti, annem menüyü hazırlıyor, dedi.

Ayşe gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı: Mehmet, sen gerçekten yetişkin misin? Yoksa Melekin isteklerini mi taşıyorsun? dedi. Ben, Nasıl bir şeyden bahsediyorsun? diye cevap verdim. Ayşe, telefonunu göstererek, Bana hiç aramadın! Bu benim evim, senin akrabaların için bir geçiş yeri değil, diye bağırdı. Tam o anda ev telefonu çaldı.

Fatma hanımefendi, Ayşe, Mehmet sana söyledi mi? Yirmi kişiye kadar olacak, akşam altı gibi geliyorum, diye bağırdı. Ayşe, Akşam mı? Ben buna katılmadım, diye itiraz etti. Fatma, Mehmet zaten alışveriş listesini yaptı, her şeyi alacak, diyerek devam etti. Ayşe, Peki ya para? Bütçemiz ne olacak? diye sordu. Fatma, Mehmet yardımcı olacak, diyerek cevap verdi.

Ayşe, artık dayanamayıp, Böyle bir restorana dönüştürmek ve bütün masrafları biz mi ödeyeceğiz? diye bağırdı. Melek senin komşun değil, bir gün ona bir şeyler hazırlamak zor değil, dedim. Ayşe, Fatma hanımefendi, ben yeni duydum bu kutlamayı. Ben iznim olmadan evimde doğum günü kutlaması yapmaya karar vermeyiz, dedi. Fatma, Sen ve Mehmet evlisin, her şey ortak! diye bağırdı.

Kısa bir sessizlikten sonra Fatma, Alışverişi cuma gününe tamamlayacağız, anladın mı? diyerek telefonu kapattı. Ben, Bu kadar dramatik olmaktan vazgeç! dedim. Ayşe ise büyük bir spor çantası alıp gardırobun içindeki giysileri topladı, çamaşır sepetini doldurdu. Ben de kendimi bir zafer kazanmış gibi hissettim, buzdolabından bir şişe bira aldım ve oturma odasına oturdum.

30 dakikanın sonunda Ayşe çantayı ve çantayı taşıyarak odaya geldi. Ben, Bu neyin nesi? diye bağırdım. Ayşe soğuk bir sesle, Bu bir tiyatro değil, bu son. Artık kendi hayatımın gölgesi olmamaya karar verdim. Eğer iyi bir evlat ve kardeş olmak istiyorsan, lütfen anneye dön. Onun salonunda bir köşe ayıracak. dedi. Ben ise, Sen ciddi misin? Geri dönmem, dedim.

Ayşe, Kesinlikle ciddiyim, diye başını salladı. Seninle yıllardır sabrettim, artık kendime sorular soruyorum. Yeter artık. Üç yıl içinde beni hâlâ saygı duymadıysan, daha iyi bir şey olmayacak.

Ben, Ayşe bu her şeyi bir anda yıkamazsın! diye bağırdım. Ayşe ise, Yıkılan bir şey yok, zaten harabeydi. dedi.

Ayşe, Tüm tişörtlerin ve kotların burada. Teşekkür ederim, hemen çık. dedi ve kapıyı açtı. Ben hâlâ öfkeyle yanıp tutuşurken, Ayşe sessizce dışarı çıktı, çantayı taksi bagajına koydu.

Birkaç ay sonra boşanma davası başladı. Arabayı kim alacak diye tartıştık; ben arabayı tek tarafıma ödeyerek almıştım, Ayşe ise Bu benim de hakkım diyerek belgeler sundu. Mahkeme adaletli bir şekilde karar verdi.

Bu süreç bana, başkalarının istekleriyle kendi sınırlarını çizebilmenin ne kadar hayati olduğunu gösterdi. Başkalarının beklentileri bir nehir gibi akıp gider, ama ben nehir yatağını ben kendim belirlemeliyim.

Kendi hayatımın kaptanı olmayı öğrendim; aksi takdirde başkalarının fırtınasında kaybolurdum. Bu deneyim, bana sorumluluğu paylaşırken de kendimi kaybetmemeyi öğretti.

Rate article
Lifequest
Kayınvalidem, yıldönümünü bizde kutlamak istedi ve evi boşaltmamızı istedi.