Sen Bunu Hak Etmiyorsun: Kendi Mutluluğunu Unutan Bir Kadının İstanbul’da Başladığı Yeniden Doğuş Hikayesi

Boşandıktan sonra kimseye bir daha güvenemem sanıyordum, dedim bir akşam, elimde boş bir Türk kahvesi fincanı evirip çevirirken. Sesim titredi, sanki kalbimden bir parça koparmış gibiydim. Biliyor musun, insanı en çok ihanete uğramak yıpratıyor. Sanki kendi özünü kaybediyorsun. Öyle bir yara açıldı ki içimde, dedim kendi kendime: Artık toparlanamam, bu acıyı atlatamam

Uzun uzun anlattım o gün Esraya. Değerimi hiç bilmemeiş eski eşimi, içimde dinmeyen o acıyı, yeniden başlamaktan korktuğumu Her kelimemin Esranın yüreğinde iz bıraktığını görüyordum, gözlerime baktığında umutlanıyordu sanki: Belki ben olurum o adamı hayata döndüren, belki birlikte iyileşiriz, o da eski mutluluğu bende bulur diyordu.

Oğlum Onurdan ikinci buluşmamızda bahsettim ona, tatlı ve kahve arasında araya sıkıştırıverdim.

Bir oğlum var benim, yedi yaşında. Annesiyle kalıyor ama her hafta sonu bende olur. Mahkeme böyle karar verdi.
Harika, dedim, yüzümde mutluluğu gizleyemeden. Çocuklar çok başka bir mutluluk.

O an Esranın hayalinde tablo oluştuğunu biliyordum. Cumartesi kahvaltıları, parka geziler, akşamları film keyfi Onurun bir kadının ilgisine, şefkatine ihtiyacı vardı ve Esra, ona ikinci bir anne olurdu elbette gerçek annesinin yerini almadan, ama çok yakın, çok içten bir insan

Emin misin bu konudan rahatsız olmayacağına? Ben biraz tuhaf, biraz güvensizce baktım ona. Kimbilir kaç kadın sırf çocuk var diye arkasına bakmadan gitmişti.
Ben onlar gibi değilim, dedi o da gururla.

İlk hafta sonu tam anlamıyla şenlikti. Esra Onurun sevdiği yaban mersinli krep yaptı ben uyarınca biliyordu tabii. Onunla sabırla matematik çalıştı, soruları tane tane anlattı. Dinazorlu tişörtünü yıkadı, okul formasını ütüledi, tam dokuzda yatırdı.

Biraz dinlen istersen, dedim bir gün bana, koltuğa uzanıp televizyon izlerken görünce. Ben hallederim her şeyi.

O zamanlar bana teşekkürle başımı sallıyor gibi gelse de, şimdi düşününce, bu aslında ev sahibi edasıyla verilmiş bir onaydı

Aylar yıllara döndü. Esra, İstanbulda bir lojistik firmasının müdürü olarak sabah sekizde çıkıp akşam yedide eve dönerdi. Maaşı fena değildi İstanbul şartlarında idare ederdik. İkimize yeterdi, ama artık üç kişiydik.

Yine inşaatta sıkıntı çıktı, dedim her defasında üzerime çöküp dünyadan şikayet eder gibi. Yatırımcı kaçtı. Ama yakında büyük bir ihaleye gireceğim, söz.

Büyük ihale bir buçuk yıl boyunca yakında sözleriyle havada asılı kaldı ama asla gelmedi. Fakat faturalar daima kapıdaydı. Kira, elektrik, internet, market alışverişi, eski eşe nafaka, Onurun yeni spor ayakkabısı, okul aidatı Esra sessizce hepsini ödedi. Öğlenleri dışarıdan yemek almamak için makarna kutularını yanında taşıdı, yağmurda bile taksiye binmedi. Bir senedir maniküre para ayıramıyordu artık, tırnaklarını kendisi törpülüyordu ve eski rahat günleri düşünmemeye çalışıyordu.

Üç yıl boyunca bana hediye ettiği çiçek sayısı da üçü geçmedi. Her birini hatırlıyordu Esra: Evimizin karşısındaki küçük çiçekçiden alınma solgun, dikenleri kırık gülleri Muhtemelen indirimden

İlk buket, Onurun yanında ona bağırıp çağırmıştım, özür mahiyetindeydi. İkincisi, habersiz gelen arkadaşı yüzünden tartışınca. Üçüncü ise doğum gününü unutup eve geç kalmamın ardından, elimde bir demet gül ile geçiştirdiğim o mahcup gün

Çok pahalı hediyelere ihtiyacım yok, dedim bir keresinde, yutkunarak, kelimeleri özenle seçmeye çalışarak. Ama bazen düşündüğünü, önemli olduğumu hissettirecek küçük şeyler yetiyor Belki ufacık bir not, bir kart

Yüzü hemen değişiyordu.

Senin için sadece para mı önemli? Hediye isteyip duruyorsun. Benim neler çektiğimi hiç düşünmüyor musun?
Ben öyle bir şey demedim ki
Sen hak etmiyorsun. İki kelimeyi suratıma bir çamur gibi fırlattı. Onca emeğime rağmen hala şikayet ediyorsun!

O susunca dünya susuyordu adeta. Alışkanlık olmuştu susmak kolaydı. Yaşamak, nefes almak, her şey daha kolaydı, her şey yolunda rolü oynamak kolaylaşmıştı.

Ama nedense arkadaşlarıyla buluşmaya gelince, para sıkıntısı kalmıyordu. Barlar, futbol maçları, perşembe günleri kafeler Sarhoş, mutlu, üzeri sigara kokulu eve dönerdi, Esranın uykusuz beklediğini fark etmezdi bile.

Esra hep kendini kandırmak zorunda hissetti: Aşk böyle bir şeydir, feda etmek gerekir, sabretmek gerekir, mutlaka değişecek Biraz daha bekle, biraz daha çok sev, o da hak ediyor onca sarsıntıdan sonra

Evlilik konuşmalarıysa dikenli yollara dönmüştü.

Zaten mutluyuz, neden illa nikah? Ben konuyu bir sinek kovar gibi geçiştirirdim. Eski eşimle yaşadıklarım kolay değildi, zamana ihtiyacım var.
Üç yıl oldu, üç yıl az değil.
Hep üzerime geliyorsun Deyip başka odaya kaçardım ve konu oracıkta kapanırdı.

Esra çocuk istiyordu. Kendi kanından, kendi canından. Yirmi sekiz yaşındaydı ve biyolojik saat her geçen gün daha çok çalıyordu kulağında. Ama ikinci kez baba olma niyetim hiç yoktu; bir oğlum vardı ve bana göre bu yeterliydi.

O cumartesi Esra bir gün istedi, sadece bir gün.

Kızlar çağırıyor, uzun zamandır görüşmüyoruz. Akşam dönerim.

Bana öyle garip baktım ki, sanki başka kıtaya kaçacak sandım.

Peki ya Onur?
Sen babasısın, oğlunla bir gün geçirirsin.
Yani bizi bırakıp gidiyorsun? Hem de cumartesi? Ben dinlenmek isterken mi?

Esra gözlerini kırpıştırdı, bir daha Üç yıl boyunca bizi hiç yalnız bırakmamıştı. Hiç izin istememişti. Yemekleri, temizliği, ödevleri, ütüleri Hepsini kendi işinin yanında yaptı.

Sadece birkaç saat kız arkadaşlarımı görmek istiyorum Ve Onur senin oğlun, bir gün bakamaz mısın kendi başına?
Benim çocuğumu benim kadar seveceksin! Birden bağırmaya başladım. Benim evimde yaşıyorsun, benim yemeğimi yiyorsun, şimdi de dikleniyorsun öyle mi?!

Ev benimdi, yemek benimdi. Kiranın yarısını Esra ödüyordu. Markete kendi maaşıyla gidiyordu. Üç yıl boyunca bir kadın, erkek diye geçinen birine bakıcılık yaptı, bir gün izin istediği için fırça yiyordu.

O an bana bakarken Esra’nın gözlerinde ilk defa bambaşka bir şey gördüm. Ne zavallı bir kurban, ne kurtarılacak bir adam Aslında şefkati ustaca sömürebilen birisi olduğunu fark etti. Esra, benim için sevgili ya da hayat arkadaşı değildi; ekonomik açıdan bir dayanak, ücretsiz yardımcıydı. Hepsi bu.

Ben Onuru eski eşine bırakmaya giderken, Esra çantasını çıkardı. Sakin, hatta kararlı. Evraklar, telefon, şarj aleti, birkaç tişört, bir kot. Diğerlerinin önemi yoktu zaten yenisi alınır.

Not bırakmadı. Anlamı neydi ki, kendisini değersizleştiren birine bir şeyler izah etmenin?

Kapı sessizce kapandı ardından, fazla gösterişsizdi

Saat geçmeden aramalar başladı. Önce bir, sonra bir daha, arka arkaya çaldı telefon.

Esra neredesin?! Ne oluyor?! Eve geliyorum, yoksun! Sen haddini aşıyorsun! Akşam yemeği nerede? Aç mı kalacağım sanki? Bu kadarına da pes!

Sesi öfkeliydi, kısaca taleplerle dolar, hiç merak, hiç bir şey mi oldu yoktu. Yine de kendisini düşündü; aç mı kalacak, kim yemeğini yapacak Ne bir özür, ne bir endişe Sadece nasıl yaparsın bunu bana.

Esra numaramı engelledi. Ardından mesajları, sosyal medya hesaplarımı Her yerden ulaşılmaz oldu.

Üç yıl Üç yıl boyunca ona zerre değer vermeyen birinin yanında başkalarını kurtarmaya çalışan biri olmuştu. Kendi iyiliğini canı pahasına kullanmıştı. Kendi özünden vazgeçmenin adını aşk sanmıştı.

Ama aşk bu değildi. Aşk, küçültmek değil. Aşk, bir insanı hizmetçiye döndürmek değil

O gün Esrayı, İstanbul akşamında, ilk defa rahat nefes alırken gördüm. Ve kendi kendime söz verdim: Bir daha asla başkalarının gölgesinde silinmeyeceğim. Sevgiyi, fedakarlıkla karıştırmayacağım. Vicdan değil, kendini seçmek, bazen en doğrusudur.

Her şeyden önce kendimizi seçmeliyiz Sadece kendimizi.

Rate article
Lifequest
Sen Bunu Hak Etmiyorsun: Kendi Mutluluğunu Unutan Bir Kadının İstanbul’da Başladığı Yeniden Doğuş Hikayesi