Kız, yatağın kenarında otururken bacaklarını karnına çekmiş, tedirgin bir şekilde tekrar ediyordu:

30 Ekim 2025

Bugün hastanedeki odada otururken, Elifin yatağının başında çığlıklar yükseliyordu. Bacaklarını kenara çekip, öfkeyle tekrar tekrar söylüyordu:

Bana onunla bir ilgim yok. Ben sadece Alparı istiyorum; o da çocuğu istemediğini söyledi. O zaman ben de ona ihtiyacım yok. Ne yaparsanız yapın, benim umurumda değil.

Yatakta yanındaki hemşire, şefkatli ama sıkı bir sesle müdahale etti:

Canım benim! Kendi çocuğundan vazgeçmek barbarca bir şey. Hayvan bile böyle bir şey yapmaz, diyorsun.

Elif umursamaz bir tavırla cevap verdi:

Hayvanların ne yaptığını umursamıyorum. Hemen taburcu ol! Yoksa size bir şey göstereceğim, bir şey eksik kalmaz, diye bağırdı.

Şef, gözlerini devirdi ve içini buruk bir hayır duasıyla doldurdu. Bu hastalıkta tıpta bir şey yapılamayacağını çok iyi biliyordu.

Bir hafta önce Elifi doğum servisinden çocuk servisine transfer etmişlerdi. Çocuk, annesinin inatçı tutumuyla ne bir emzirme ne de süt sağma isteği göstermiyordu. Tek kabul ettiği şey, sadece pompa ile süt elde etmekti; ama o da bir çözüm bulamadı.

Çocuğun genç doktoru Merve, Elifi ikna etmeye çalıştı. Elif sürekli öfke nöbetleri geçiriyor, Merveyi tehlikeli olduğunu anlatıyordu. Elif bir anda kaçacağını söyleyince, Merve çaresizce şefi Sevgi Hanımdan yardım istedi. Şef, uzun yıllar içinde bu tip annelerle başa çıkmayı öğrenmişti; üç gün daha bekleyebilir, belki de Elif aklını toparlar diye düşündü.

Üç gün haberini alan Elif öfkeyle çığlık attı:

Delirdiniz mi? Alpar bu çocuğu bir daha görmeyecek, ben de onunla güneyde bir yere gitmek istemiyorum. O zaman Katı’yı alacak!

Yüzü ağlamaya başlayan Elif, Katı diye bahsettiği çocuğun onunla evlenmek için bir araç olduğunu iddia etti. Sevgi Hanım bir kez daha derin bir nefes alarak, Elife papatya çayı vermeyi kararlaştırdı ve odadan çıktı. Ortağım olan yaşlı hemşire de sessizce onu takip etti.

Koridorda durmuş, usulca sordu:

Çocuğun böyle bir anneyle iyi bir hayatı olur mu sizce?

Sevgi Hanım yumuşak bir sesle yanıtladı:

Ne yapalım? Aksi takdirde çocuğu bebek yuvasına, sonra da yetimhaneye göndermek zorunda kalırız. Aileleri var; sen de anne ve babanın iletişim bilgilerini öğren, onlarla konuşalım.

Elif aynı gün kaçtı. Sevgi Hanım, çocuğun ailesiyle iletişime geçti; genç erkeğin ailesi ise bir şey söylemek istemedi. İki gün sonra Elifin babası, sert bakışlı bir adam, hastaneye geldi. Sevgi Hanım çocuğu göstermek istedi, ama adam İlgilenmem dedi ve bir form doldurup sürücüsü aracılığıyla bize göndereceğini söyleyerek geri çekildi.

Ertesi gün, soluk bir kadın hastaneye geldi. Gözyaşları içinde Kötü bir haber diye şikayet etti; çocuğun ailesi yurt dışına kaçmış, zengin ve büyük planları varmış. Kadın çocuğu alıp, Alpara götürmek istediğini haykırıyordu. Sevgi Hanım, kadına çocuğu bir kez daha gösterdi; kadın çocuğu kucaklayıp Ne kadar güzel dedi ama kocası ve kızı ona izin vermiyordu. Kadın bir mendil çıkardı ve gözyaşları içinde Vallahi bu çocuğu istiyorum dedi.

Sevgi Hanım, hemşireyi çocuğu sakinleştirmesi için papatya çayı vermeye yönlendirdi. Çocuğun adı Börek olmuştu; o kadar şirin ki herkes ona börek derdi. Börekin kalışı aylarca sürdü. Elif ara sıra gelerek çocuğa para biriktireceğini, Alparı bulacağını iddia etti; yine de çocuğa dokunmaya, oynamaya çalıştı. Annesi de zaman zaman gelip çocuğu okşadı, ama her gidişinde ağlayıp O benim sevgilim gibi dedi.

Bir gün Elif, Alparın başka biriyle evlendiğini öğrendi ve öfkesini patlattı. Bu çocuğu bir daha görmek istemiyorum, Alparı almalı ve çocuğu yetimhaneye göndermeliyim! diye bağırdı ve çocuğa reddetme mektubu yazdı. Mektubu başhekim Ahmet Beye verdi, ardından sessizce odadan çıktı.

Ahmet Bey, Şefi çağırdı. Şef, gözlüklerini çıkarıp uzun uzun silerken, Her şey bitti, belgeleri dolduracağız dedi. Mert adlı genç hemşire gözyaşlarını tutamadı; Şef ise gözlüklerini temizlerken bir yandan hıçkırıklarını gizlemeye çalıştı. O anda Börek, yatağında sevinçle çığlık attı; hemşire ona seslenince neşeyle bağırdı, kollarını ve bacaklarını hareket ettirdi. Birden durdu, gözleri derin bir hüzne büründü; gözyaşları damladı ve bir an duraksadı. Hemşire, ne olduğunu anlayamadı; o anda annesinin mektubu yazmasıyla ilgili bir şeyler hissetti.

Börekin bakışlarıyla yüzleşen herkes, içinde bir şeylerin kırıldığını hissetti. Şef, Böyle saçma şeylere takılmayın, bu sadece bir tesadüf dedi. Çocuklar, terk edilmiş hissettiğinde, bir anlık sessizlik içinde kaybolur gibi olur; dünyayı fark etmezler. Belki de kimse onları umursamaz, ama bir umut ışığı yanar.

Ben de bu uzun sürede öğrendim ki, bir çocuğun kalbine dokunmak sadece tıbbi bir görev değil, aynı zamanda insani bir sorumluluktur. Çocukların gözlerindeki sessiz çığlıkları duymak, onlara bir şans daha vermek, kendi içimdeki acıyı hafifletir.

Bugün, bir kez daha anladım ki; hayat bazen sert bir çelik gibi çarpar, ama biz, onları tutan eller olarak, yumuşak bir dokunuşla onları yeniden ayakta tutabiliriz. Bu deneyim, bana sabır, sevgi ve sorumluluğun ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hatırlattı. İyi bir doktor olmanın ötesinde, iyi bir insan olmayı da öğrenmek zorundayız.

Ali, Çocuk Servisi Şefinin Günlüğü.

Rate article
Lifequest
Kız, yatağın kenarında otururken bacaklarını karnına çekmiş, tedirgin bir şekilde tekrar ediyordu: