Çirkinlikten Güzelliğe: Kendini Yeniden Keşfetmek

Kızgın bir patlama Birden bir yüksek ses Karanlık Karanlık
Nihayet gölgeler dağıldı, ses geldi:
Canım Ahmet Bey, bir şey patladı, oradan bir haber geldi.
İçimdeki ağrı boynuma bir el koymuş gibi hissetti. Gözlerimi zorla açmaya çalıştım. Zorla açabildim; gözlerimin önünde bir takı, dikdörtgen şekilli, üzerinde burç işaretleri kazınmış bir kolye Beyaz önlüğündeki bir kadının gözleri beni izliyordu.
– Operasyona! ses hemen yanımdan geldi.
Anne işe gitti, babam da işten döndü. Anne mutfağa koştu, odada ödev yapan oğlum Can’ı gördü. Ahmet içeri girince hemen Can’ın moralinin düşük olduğunu fark etti.
– Can, ne oldu? diye başını okşadı.
– Bir şey değil, – dörtyüzlük sınıf öğrencisi hırıltılı bir sesle cevap verdi.
– Söyle bakalım!
– 8 Mart yaklaşıyor. Öğretmenimiz bugün bizi biraz geciktirdi ve kızlara hediye yapmamızı istedi.
– Sorun nedir? – babam gülümseyerek sordu.
– Kızlar ve erkekler eşit. Öğretmen kim kime hediye yapacağını dağıttı, – Can ağır bir nefes aldı. – Benim kız arkadaşım çirkin Elif Eroğlu çıktı.
– Her kız 8 Martta hediye ister, çirkin olanlar da, – babam ciddi bir şekilde konuştu. – Nasıl dağıttı? Alfabetik mi? Yoksa burçlara göre mi?
– Bana da bir burç geldi, – Can şaşkın bir ifadeyle babasına gülümsedi.
– Elif bir Başak. Başaklara en çok Boğa uyuyor. Ben de Boğayım.
– Güzelmiş, bir şans var demek ki, belki ona aşık olursun.
– Ben mi? Elif Eroğluya?
Babam kahkahayı tutamadı. Anne odaya koştu:
– Ne oluyor burada?
– Lale, mutfağa gel, – babamın yüzü ciddileşti. – Şimdi seninle ciddi bir konuşma yapacağız.
Anne çıkınca Can hüzünle sordu:
– Baba, şimdi ne yapmam lazım?
– Hediye hazırlamak!
– Ne tür bir hediye?
– Yarın işte senin seçkinine bir şey yapacağım.
– Nasıl bir şey? Sen fabrikada çalışıyorsun.
– Evet, ben galvanizleme atölyesinde çalışıyorum. Metal kaplamaları yapıyoruz.
– Anlamadım.
– Yarın göreceksin!
***
Ertesi gün babam altın rengi bir zincirle dikdörtgen kolye getirdi. Bir tarafında iki burç, Boğa ve Başak oyukları, diğer tarafında ise ince ama güzel bir yazı:
Sevgili sınıf arkadaşım Elife, 8 Mart kutlu olsun! Ahmet
Kolye o kadar güzel görünüyordu ki, annem şeffaf bir poşete koyunca ışıl ışıl parladı.
***
8 Mart geldi. Öğretmenimiz ders anlatmayı bırakmadı. Öğrenciler önce ona hediyelerini verdiler, uzun uzun teşekkür etti. Sonra erkeklerden kızlara hediye vermelerini istedi.
İşte tam bir kaos! Tüm erkekler seçkinlerine koştu. Can da Elif Eroğluya yaklaştı ve babasının öğrettiği cümleyi söyledi:
– Elif, 8 Mart kutlu olsun! Belki bir gün Boğa ile Başak birleşir.
Bu sözü söyleyip yerine oturdu, ama Elifin kalbini çalan bir başkası olduğunun farkında değildi.
Kısa bir süre sonra Elifin ailesi başka bir semte taşındı, Elif de beşinci sınıftan itibaren başka bir okula başladı.
***
Ahmet gözlerini açtı. Hastane tavanı beyazdı. Ellerini ve ayaklarını hareket ettirmeye çalıştı ama sadece sol kolunu kıpırdatabildi.
– Neredeyim? – kimsesine net bir ses çıkarmadan sordu.
Bir ses duyuldu, yatak kenarına bir hemşire yaklaştı ve dikkatle baktı:
– Uyanabildin mi? Acil cerrahi bölümesinde isen sen.
– Ellerim, ayaklarım sağ mı? – Ahmet sessizce sordu.
– Görünüşe göre her şey yerinde, – hemşire sevince çığlık attı. – Sadece baştan aşağıya bir bağ var.
– Bu iyi bir şey, bütün organlar sağlam.
Bir doktor odadan girdi, nazikçe sordu:
– Nasıl hissediyorsun?
– Ne oldu bana? – Ahmet soruyu yineledi.
– Hayatına bir tehdit yok. Kolların, ayakların çalışacak. Küçük yara izleri geçecek, – telefonunu uzatarak ekledi. – Anne, uyanınca seni aramamı istedi.
– Oğlum, – anne gözyaşları içinde konuştu.
– Her şey yolunda anne, – Ahmet neşeyle cevap verdi. – Sadece birkaç yara izi var, yakında taburcu olacağız.
– Şimdi seni geceler yalnız bırakamıyorum. Birazdan geliyorum.
– Merak etme anne! – telefonunu yanına koyup hemşireye gülümseyerek:
– Teşekkür ederim!
– Taburcu olamayacaksın demek istiyorum, – hemşire alaycı bir gülümseme ile yanıtladı. – Üç hafta kalacaksın, kesin!
Komşu hasta odadan sordu:
– Ne oldu? – hemşire çıktıktan sonra.
Ahmet hatırlamaya başladı:
– Ben bir kurtarıcıyım. Fabrikada bir patlamada gaz balonları bir bir patladı, – seslendi. – İlk yardım ekibiydik, büyük bir odada üç yaralı vardı. Balonlar dağıldı, bazı yerlerde ateş vardı. En son ben çıktım, kapıya doğruyken bir balon daha patladı, sonrasını hatırlamıyorum.
– Hak ettiğin bir şeydi, – hemşire bir sesle duyuldu.
Ahmetin eski dostu odaya girdi:
– Selam Can! Nasılsın?
– Ellerim, ayaklarım sağ! – optimistçe yanıtladı, ama sadece sol elini sallayarak selam verdi.
– Ne oldu? – dostu merak etti.
– Biz çıkmaya çalışıyorduk, bir balon patladı. Çabuk geri koştuk, seni çıkardık kan içindeydin, doktorlar zaten yanındaydı.
– Teşekkürler!
– Can, ne diyorsun? – dostu bir gülümseme ile yanıtladı. – Bize madalya takdim etmeyi düşünüyorlar.
– O zaman çabuk taburcu olacağım.
– Tamam, ben gidiyorum. Şu an turlu bir kontrol var, hemşire uzun sürmeyecek dedim.
Doktor içeri girdi, kırk yaşlarında bir adam:
– Nasılsın kahraman? – yatağa yaklaştı.
– İyiyim.
– Konuşabiliyorsan, hayatın da demek ki hâlâ var. Hadi, bir bakayım.
– Beni mi rahatsız ettin? – Ahmet şaşkınlıkla sordu. – Hayır, Elif Hanım. Yarın seni tekrar göreceğiz.
***
İki gün geçti. Ahmet ayağa kalkmaya çalıştı ama bacakları hâlâ ağrıyordu, sağ kolu bir kadar yıpranmıştı. Vücudunda ondan fazla yara izi vardı. Yüzünde patlamadan kalma şişlik hâlâ duruyordu. Doktorun turları yaklaşıyordu, Ahmet biraz daha gergindi.
Doktor içeri girdi. Genç bir kadın doktor, gözlük takmıştı ama bu durum ona hiç yakışmamıştı. Ahmet yirmi yedi yaşındaydı ve evlenmişti ama altı ay önce boşanmıştı; karısı kurtarma memuru maaşını beğenmiyordu.
– Merhaba! – dedi doktor, yatağa yaklaştı.
– Merhaba! Beni siz kestiniz mi?
– Evet, bir şey mi eksik?
– Hayır, her şey yolunda! Çok teşekkür ederim!
– Bakalım inceleyeyim.
Doktor yaklaştığında Ahmetin gözleri kolyeye takıldı:
– Elif Eroğlu!!! – haykırdı.
Doktor kolyeyi incelerken Ahmetsi şaşkınlıkla:
– Üzgünüm! – diye özür diledi, tanımadığı birini tanıyamamıştı.
– Ben Boğayım, – kolyeyi göstererek ekledi.
– Can Gönç? – doktorun dudakları titredi. – Beni hatırlıyor musun?
– Elif, şimdi ne yapıyorsun? – gözyaşları içinde Ahmet bir çiçek koydu eline.
– Özür dilerim! – Elif mendilini çıkardı ve gözyaşlarını sildi. – Bir daha böyle karşılaşacağımızı hiç düşünmemiştim.
***
O günden sonra Elif onun odasına hiç girmedi. Ahmet ise onun programının da kendisinin gibi yoğun olduğunu fark etti: gündüz, gece ve iki gün izin.
Kendini güçsüz göstermek istemiyordu. Ertesi gün bütün gün yatağa tutunup duvar kenarına yaslanarak yürümeye çalıştı, birkaç kez koridora çıktı.
Akşam vardiya değişti, yeni hemşire geldi, odadaki ışıkları kapattı. Gece yarısı koridorda adımlar duyuldu, biri ağlıyordu. Ahmet sessizce çıkıp koridora gitti.
Görevli masada oturan eski sınıf arkadaşı, başını ellerine koymuş ağlıyordu. Ahmet elini omzuna koydu:
– Sen, Elif!
Kadın omzuna çökerek:
– Bir kadını operasyondan geçirdim, o arabaya çarpmış, – gözyaşları içinde anlattı. – Elimizden gelen her şeyi yaptık ama iyileşemedi. İki çocuğu var, eşi de odada.
– Üzülme Elif!
– Üç yıldır cerrahım ama ölümler beni hâlâ korkutuyor.
– Ben de aynı durumdayım, – Ahmet ağır bir nefesle yanıtladı. – Eşim de benimle aynı sorunu yaşıyor, maddi sıkıntı yüzünden gitti.
– Ben de aynı şeyleri yaşıyorum, – Elif gözlerine bakarak. – Henüz evlenmedim, anneanne evinde yaşıyorum.
– Senin de 27 yaşındasın, hayat uzun.
– Evet, ama 27.
– Elif Hanım, nabzı düşüyor, – bir hemşire bağırdı.
– Özür dilerim! – Elif tekrar yoğun bakıma koştu.
O gece Ahmet uyuyamadı. Sabah hemşire geldi, ona bir yastık verdi.
– O gece ameliyat edilen kadın hayatta mı? – Ahmet aniden sordu.
– Yaşıyor ama durumu çok ağır, – yanıt verdi hemşire.
***
Üç hafta geçti, Ahmetin yaraları iyileşti. Elifle vardiya çakıştığında hâlâ ona karşı bir çekim hissetti ama acil cerrahi odası böyle duygular konuşulacak yer değil.
Sabah turları sırasında doktor duyurdu:
– Bugün taburcu oluyorsunuz, – gülümseyerek ekledi. – Hastaneden çıkıp poliklinik tedavisine gideceksiniz, orada ne kadar kalacağınız belirlenecek.
– Çıkış zamanı belli mi? – Ahmet sordu.
– Hemen çıkabilirsiniz, belgeler hazırlanıyor.
Doktor çıktı, Ahmet traş oldu. Aynada kalan iki yara izi yüzünü daha maskülen gösteriyordu, diğer izleri ise pek görmüyordu.
Köşeden çıkarak koridora gitti. Bir hemşire ona bir taburcu belgesi uzattı:
– Hoşça kal Ahmet! Bir daha gelme!
***
Kendi bir odalı dairesi vardı ama annesine gitmek istedi. Anne onu çok özlemişti, iznini bile almıştı.
– Oğlum! – anne sarıldı.
– Sağlıkla geliyorum anne.
– Hadi gel, bir şeyler hazırladım. Ne kadar zayıfladın!
– Ev yemeklerini özledim!
– İyileşene kadar evde kalacaksın, odan hâlâ boş. Ellerini yıka!
***
Akşam bir berberde saçını kestirdi, evine döndü, annesi kıyafetlerini düzenledi. Akşam babası işten geldi, herkes bir araya oturdu, geceye kadar sohbet etti.
Yatarken çocukluk odasına uzandı, ama hemen uyuyamadı:
– Yarın polikliniğe, sonra işe, akşam
Bu düşünceyle sonunda uykuya daldı, gece yarısına kadar.
***
Ertesi sabah Ahmet polikliniğe gitti, öğleye kadar ofis dolaştı, öğleden sonra vardiyası vardı. Akşam hazırlanırken baba sordu:
– Nereye gidiyorsun?
– Baba, hatırlıyor musun, bir zamanlar 4. sınıfta iken. Bana bir kolye yapmıştın sınıf arkadaşım Elif için?
– Çirkin Elif Eroğlu? Hatırlıyorum.
– Belki aşık olursun demiştin. – Ahmet hatırladı.
– Baba, Elif şimdi cerrah. Bana ameliyatını yaptı, kolyesi hâlâ boynunda.
– İşte bu! –
– Baba, sözlerin gerçekleşti. Şimdi ona gidiyorum!
***
Yirmi yedi yaş, sevdiğin insanla yeni bir hayata başlamak için çok uzun değil.

Rate article
Lifequest
Çirkinlikten Güzelliğe: Kendini Yeniden Keşfetmek