Bülbül Gibi Sevdasına Tutkun: Bir Kadının Evlenmeye ve Sadakate Dair Hayat Dersi, Ailede Kıskançlık, Zorluklarla Evlilik, Kaybolan Koca, Yasak Aşklar ve Gerçek Mutluluğa Giden Yolda Türk Ailesinin Sıcak Hikayesi

-Kızlar, bakın, evlilik bir kere olur, o da ömür boyu sürmeli. Sevdiğin adamla mezara kadar el ele olacaksın, yoksa öyle sürekli ruh eşimi arıyorum diye dünyanın dört bir yanında dolaşırsan, kemirilmiş elma gibi ortada kalırsın.

Evli adamdan uzak dur. Sakın ilişkiye falan kalkışmayın. Yok, ben biraz flört eder, hemen unuturum derseniz, birlikte uçuruma sürükleneceğiniz kesin. O alengirli mutluluk zaten yanınıza uğramaz.

…Anne babam elli senedir evli. Resmen canlı örneklerim, elime fırsat geçerse kendi kaderimi bulup gözüm gibi koruyacağım dedim hep. Böyle akıllı lafları bana çocukken babaannem öğretti; ağzından çıkan her şeye gözü kapalı inanırdım.

Kız arkadaşlarım ise sırıtırdı:
– Güldürme Nurten, bir gün âşık olursun, adam evli mi bakmazsın, görürüz sen o zaman nasıl vazgeçeceksin…

Tabii onlara annemin, evlenmeden önce ablamı kiminle doğurduğunu asla söylemedim.
Bu da tüm kasabaya damgası olan büyük bir ayıptı. Beş yıl sonra ben doğdum; ama bu kez resmî nikâhta. Babam anneme deliler gibi aşık olmuştu, birlikte el ele ömür sürdüler. Zor da olsa köyü bırakıp başka yere göç ettiler. Ben de hayatıma çocuk yaşta bir ilke koydum: Evlilik dışı çocuk, evli adam, sakın ha!

Ama hayat da kendi romanını yazıyor ya…

Ablam Suna ile yıldızımız hiç barışmadı. O hep Anne babamız seni daha çok seviyor, bana yüz vermiyorlar! diye dırdır eder. Ölçüsüz bir rekabet hâli var: Kim daha çok anne babanın gözdesi olacak? Ne saçmalık…

Serkan’la bir düğünde tanıştık. O askeri öğrenci, ben hemşire. Hoplaya zıplaya dans ederken, anında sempati doğdu. Bir ay sonra nikâh masasına oturduk. Resmen mutluluktan taşmaya başlamıştım. Serkanın peşinden tıpkı tuzağa düşen kuş gibi takıldım.

Askeri okul bitince Serkanla tayini çıkan bir birlikte göreve başladık. Benim ailemden uzakta, başka bir şehirde. Tabi zamanla tartışmalar arttı, anlaşmazlıklar çoğaldı. Derdimi anlatacak, omzuna yaslanacak kimse yok; anam başka memlekette.

Kızımız Zeynep doğdu. Yıl 90lar Ekonomi sallanıyor. Serkan askerden ayrılıp işsiz kalınca alkol almaya başladı. Başta eşime acıdım, teselli ettim. Dedim ki, Her şey düzelir, sabret.

Serkan lafı dinler gibi yapıyor:
-Nurten, anlıyorum ama elimde değil. İçince dünyanın derdi umrumda olmuyor.

Sonra ortadan kaybolma huyu başladı. Bir günün birini, haftanın haftasını buluyor. Bir keresinde tam bir ay sonra eli kolu bavullarla ve TLye boğulmuş bir evrak çantasıyla döndü.

-Nereden geldi bu paralar? dedim, içim gitti.
-Boşver Nurten ya, al harca. Daha getiririm! diye gururdan göğsünü kabarttı Serkan.
O kutuyu köşeye sakladım, yanına yaklaşmadım.

Serkan yine yok oldu. Altı ay sonra döndü, bitmiş, çökmüş, gözlerinde korkunç bir boşluk vardı.
-Nurten, çıkar o altın küpeleri. Ciddi adamlara borcum var, ödemem lazım, diye suratıma bakmadan söyledi.
-Şaka mı bu? O altınlar annemlerin hediyesi. Ne olursa olsun vermem!
Serkan, ne oluyor? Nerelerdeydin bunca zaman? Burası aile evi, hatırlatırım sana! artık isyan ettim.
-Bağırma! Bu işin şakası olmaz… Yardım edecek misin, etmeyecek misin? diye tehditkâr yaklaştı.

Ben de korkudan o çantayı getirdim.
-Al, al neyin varsa götür. Benle Zeynep aç kalmayız.
-Buradan para aldın mı? diye sordu.
-Yok, bir kuruş.
-Yine de yetmez ki, dedi. Neyse, başka yol bulacağım.

O gece bana fırtınalı bir gece yaşattı.
Yine çok seviyordum, her defasında affediyordum.

Ertesi sabah yine gitmeye hazırlandı.
-Uzun mu sürer bu gidiş Serkan? diyerek gözlerinin içine baktım.
-Bilmiyorum Nurten. Bekle, diyerek dudaktan bir öpücükle çıktı.

Ve ben bekledim. Bir yıl, iki yıl

Çalıştığım hastanede bir doktor bana gösterişli bir ilgiyle yaklaştı. Kadir evliydi, bu yüzden geri durdum. Yani, hâlâ evliydim ama kocadan haber yok, iki yıldır ortada yok. Serkandan ne mektup, ne kart, ne arama.

Yılbaşına doğru ortalık narenciyeden geçilmiyor, her taraf neşeyle dolu.
Kapı çaldı, Serkan geldi.
Atladım boynuna, delicesine sarıldım, öptüm:
-Nihayet Serkan! Nerede kayboldun?
-Dur Nurten Bak, hemen boşanmamız lazım. Benim bir oğlum oldu. O çocuktan babasız kalmasını istemem, dedi ayakta zor durarak.
Dünya başıma yıkıldı. Aşkım kül olmuş, közü bile sönmek üzere. Zaten belliydi ya Hiç tepki vermedim.
-Tamam Serkan. Derler ya, dökülen suyu tekrar toplayamazsın. Seni tutacak değilim. Yılbaşından sonra gidip boşanırız. Hayatımızı tersyüz ettin.
Kızın Zeynepi görmek ister misin? Arkadaşında şu an. İstersen çağırayım. Senin kızın da babasız büyüyecek, dedim lafı sokmak için.
-Affet, acelem var. Zeynepi başka sefere görürüm, deyip arkasına bakmadan gitti.

O başka sefer hiç yaşanmadı. Serkan bir daha Zeynepi görmedi. Biz de sonsuza dek başkalaştık, akrabalık bitti, hiçliği paylaştık.

Doktor Kadir, bu yalnızlığı sezdi, bana dört elle sarıldı. E, artık adamın evli olması umurumda değildi. Tüm yasaklar silindi.
Kadir bakımda bir numaraydı. Baş başa kaldıkça, dayanamadım, o büyülü cazibesine kapıldım. Tatlı bir hapsin içine girdim. Üç yıl flört ettik. Sonunda evlenme teklif etti:
-Yok Kadir, dedim. Biz başkasının gözyaşı üstüne yuva kuramayız, yollarımız farklı.
Boğazımda düğüm, zar zor kurtuldum bu yasak aşktan. Ama mecburen hastaneyi değiştirdim. Malum, gözden ırak, gönülden ırak.

…Kaderimde biri daha varmış: Mahir.
O da oğlunu büyütüyordu. Eski karısı köşeyi başka aileyle dönmüş, Mahire oğlunu bırakmış.
Mahirle yine benim çalıştığım hastanede tanıştık, komikli şakalarla başladı, bir baktık, o esprilerle büyük aşk doğdu.
Mahirin oğlu Can yedi, benim Zeynep sekiz yaşında. Bir araya geldik, hayırlı bir yıldızın altındaymışız gibi her şey yolunda gitti. Çocuklar büyüdü, telaşlarımız arttı. Mahirle her şeyi birlikte çözdük, sırrımız yoktu.
İkinci eşim bana büyük şans oldu. Gözüm gibi sakınıyorum. Mahir benim ışığım.

Otuz yıl evliyiz…
Geçenlerde Serkan annemi aramış:
-Böyle kadın, Nurten gibisini hayatımda görmedim…Ne kadar geç olduysa da, annem bana dönüp Serkan için sakın üzülme, her şerde bir hayır vardır, dedi. İçim titrediği anda Mahir koluma dokundu, Ömrüm oldukça yanında olacağım, Nurten, dedi.

Camdan dışarı baktım. Zeynepin sesi mahallenin ortasında yankılandı; gülerken yanındaki Canla top oynuyordu. Geçmişte kaybolan yılların acısını, şimdi onların neşesinde buldum. Elimde bir fincan demli çay, Mahir yanında, kalbimde anılarla otururken, içimden tatlı bir huzur geçti.

Bazı yaralar kapanmaz, ama insana ferahlık veren bir zaman gelir. Ben, Mezara kadar el ele tutuşmanın her zaman ilk aşk demek olmadığını öğrendim. Sevgiye yeniden inananlardanım; hayat, ikinci bir baharı da layık görebiliyor insana. Şimdi biliyorum mutluluk, vazgeçmeyip yeniden başladığın yerdedir.

Bir defa daha içimden geçirdim: İyi ki vazgeçmemişim, iyi ki hâlâ sevebiliyorum. Hayat bana en güzel armağanını, bu huzurlu sonbaharı bağışladı. O yüzden, hangi duayı ettiyseniz, mutlaka bir yerde kabul oluristerse yıllar sonrasında bile.

Rate article
Lifequest
Bülbül Gibi Sevdasına Tutkun: Bir Kadının Evlenmeye ve Sadakate Dair Hayat Dersi, Ailede Kıskançlık, Zorluklarla Evlilik, Kaybolan Koca, Yasak Aşklar ve Gerçek Mutluluğa Giden Yolda Türk Ailesinin Sıcak Hikayesi