Lütfen bu gece beni yine yalnız bırakma. Ne olur.
Bu, 68 yaşındaki emekli polis memuru Kemal Aksoyun, oturma odasının parke zeminine yığılmadan önce fısıldadığı son sözlerdi. Ve onu duyan tek canlı, dokuz yıldır attığı her adımda yanında olan yaşlı, sadık köpeği Kalkandı.
Ben duygularını göstermeye pek alışık biri değildim. Emekli oldum, eşimi kaybettim ama yaşadıklarımı, içimdeki acıyı hep derinlere gömdüm. Mahalleden çoğu kişi beni; akşamları ağır adımlarla yaşlı Alman Kurdum Kalkanla yürüyüşe çıkan, sessiz, yalnız adam olarak bilirdi. Bazen onun parkinsonu, bazen benim romatizmam tutar; yürürken birbirimize ayak uydururduk, zaman sanki ikimizi aynı kefeye koymuş, birlikte ağırlaştırmış gibiydi. Çevremizden kimseden bir şey beklemeden, iki eski savaşçı misali yürürdük.
Ama o soğuk akşam, her şey bir anda değişti.
Kalkan, sobanın yanında uyukluyordu. Ben yere düşerken çıkan gürültüyle bir anda irkildi. Burnu hemen korkunun kokusunu aldı. Hırıltılı, düzensiz nefesimi duydu. Eklemlerindeki ağrıya ve yaşlılığın yüküne rağmen, sürünerek yanıma geldi.
Nefesim alışılmadık bir haldeydisığ, dengesiz. Parmaklarım havada titredi, bir şeylere tutunmaya çalışır gibi. Ağzımdan çıkan her kelime boğuklaştı; Kalkan anlamasa bile içindeki duyguyu anladı. Korku. Acı. Elveda.
Kalkan bir kez havladı. Sonra yeniden. Keskin, çaresiz.
Ön kapıya pençesiyle vurdu; sinek kanadını yırtarcasına sürttü, kanı kapının üstüne bulaştı. Havlaması mahallenin arasında yankılandı, sesi aciliyetiyle hiç alışılmadık bir tınıdaydı.
O sırada, yan komşum Derya koşarak geldi. Derya; sık sık bana poğaça, kek getiren genç kadın. Bir köpeğin boş yere havlamasıyla, acil bir durum arasındaki farkı çok iyi bilirdi. Bu, panik içinde, ritmik ve acil bir havlamaydı.
Koşarak kapı koluna uzandı. Kapı kilitliydi.
Camdan içeri baktığında, beni kıpırtısız yerde yatarken gördü.
Kemal Amca! diye bağırdı, sesi titriyordu. Anahtar yatak paspasının altında, Hayat bu ya, belli olmaz diye yıllar önce saklamıştım; onu bulmak için elleriyle yokladı.
İki kez anahtar yere düştü, sonunda kapıyı açmayı başardı. İçeri dalarken tam o anda gözlerim devrildi. Kalkan başımda, yüzümü yalar haldeydi; çıkardığı inilti Deryanın yüreğini parçaladı. Derya titreyen elleriyle cep telefonunu çıkardı.
112, lütfen! Komşumun durumu çok kötü, nefes alamıyor!
Dakikalar sonra ev acil ekiplerle doldu. Normalde uysal ve sakin olan Kalkan, sedyeyi getiren mediklerle benim arama girdi, sırtı kalkan gibi kabarmıştı.
Hanımefendi, lütfen köpeği uzaklaştırın! diye seslendi acil tıp teknisyeni.
Derya, Kalkanı yakasından nazikçe çekmeye çalıştı ama ihtiyar Alman Kurdu milim oynamadı. Ayakları romatizmadan titrerken, inadına yerinden kalkmadı. Bir bana, bir mediklere bakıp adeta yalvardı.
Ekibin tecrübeli olanı, Serkan, köpeğin ak göğsüne, yerdeki eski madalyasına ve yıpranmış boyunluğuna baktı.
Bu sıradan bir köpek değil dedi arkadaşına sessizce. O, görev köpeği. Hâlâ işine devam ediyor.
Serkan yavaşça eğildi, bakışını bana, köpeğe doğru çevirdi. Yumuşak bir sesle konuştu:
Biz Kemal Amcaya yardımcı olmaya geldik, güzel oğlum. Bize müsaade et, dostunu kurtaralım.
Kalkanın gözleri hafifçe değişti. Ağır ağır, ama hiç temasını kesmeden bacaklarımı siper edip kenara çekildi.
Sedyeye yatırırken nabzım delicesine attı, elim sedyenin kenarından aşağıya sarktı.
Kalkan öyle hüzünlü, derin bir uluma kopardı ki; herkes bir an duraksadı.
Ambulansa taşırken Kalkan da atlamak istedi, ama arka bacakları tutmadı, asfaltın üstüne yığıldı. Pençeleriyle yere tutunup kendini sürükledi.
Protokol gereği köpeği yanımıza alamayız dedi ambulans şoförü.
O sırada, yarı baygın bir halde fısıldadım:
Kalkan
Serkan bir bana baktı, bir de yerde inleyip duran köpeğe. Değişik bir ifadeyle dişlerini sıktı.
Bırakın protokolü diye söylendi. Kaldırın köpeği.
İki acil çalışan, yaşlı Alman Kurdunu güçlükle ambulansa taşıdı, beni kenarıma yatırdılar. Kalkanın bedeni bana değer değmez, monitörün sesi normale döndüherkese bir parça umut verdi.
Dört Saat Sonra
Hastane odası makinelerin tekdüze uğultusuyla doluydu. Hafifçe gözlerimi açtım. Loş ışık ve hastane kokusu, gerçeklikten uzaktı.
İyi misiniz Kemal Bey? dedi hemşire. Bizi çok korkuttunuz.
Zor bir nefesle sordum: Köpeğim nerede?
Standart cevabı vermeye hazırlanırken bir an tereddüt etti. Perdeyi araladı.
Kalkan, köşedeki örtünün üzerinde yorgun, ağır nefeslerle uyuyordu.
Serkan, Kalkandan kopmamıza izin vermemişti. Doktora, Köpek yanımdan ayrıldıkça Kemal Beyin hayati bulguları hızla düşüyor deyince, doktor büyük bir sessizlikle Merhamet İstisnası uygulanmasına onay vermişti.
Kalkan dedim usulca.
Yaşlı Alman Kurdu gözlerini araladı. Beni görünce titreyerek kalktı, yatağıma yanaştı, başını elimin altına koydu. Ben de o tanıdık tüylere gömülüp ağlamaya başladım.
Seni burada bıraktığımı sandım dedim. Bu gece sonum olacaktı sanıyordum.
Kalkan burnunu koluma sürttü; kuyruğu halsizce yatağa çarptı.
Hemşire, kapıda gözlerini silerken şöyle dedi:
Sadece senin hayatını kurtarmadı, bence sen de onun hayatını kurtardın.
O gece karanlığa tek başıma göğüs germedim. Elim yatağın kenarında, onun patisini tutuyordumbirbirinden kolay kolay kopmayacak iki eski yoldaş olarak, sessizce sözleşmiştik: Artık kimse kimseyi yalnız bırakmayacak.
Bu hikâyenin, kalbine ihtiyacı olan her insana ulaşmasını dilerim. Şunu öğrendim ki; acının, sevginin ve sadakatin dili, insan ya da hayvan fark etmez, hep aynıdır.




