Belki de artık senin oğlunla tanışma vakti gelmiştir, diyerek Mehmet kahve fincanını bir kenara itip Annaya baktı.
Anna bir an donakaldı; sanki sözleri onu aniden yakalamıştı.
Acele etmeyelim, dedi hafif bir sesle, omuzlarındaki gerilim ise Annanın hâlâ içinde bir fırtına sürdüğünü gösteriyordu. Kerem hâlâ annesinin bir başkası olduğunu kabullenmeye çalışıyor.
Dört aydır görüşüyoruz, dedi Mehmet nazikçe. Seni ya da senin evini terk etmeni, ya da bir anda mutlu bir aile kurmamızı istemiyorum. Sadece senin için çok değerli olan bu küçük adamı daha iyi tanımak istiyorum.
Anna pencereye döndü.
O sadece yedi. Oğlumun duygularını incitmek istemiyorum
Incitmek mi? diye karşılık verdi Mehmet. Ay, Anı, beni de anla. Eğer beni hayatından uzak tutmayı planlıyorsan, bu ilişki ne demek olabilir ki?
Anna tekrar dönüp baktı; gözlerinde bir korku belirdi, fakat ışık gibi çabuk kayboldu.
Tamam. Birkaç hafta içinde, olur mu? Sadece ona hazırlanmak için bana zaman ver.
Mehmet başını salladı. O iki hafta neredeyse üç aya uzandı. Her seferinde yeni bir mazeret ortaya çıkıyordu: Kerem hastalanıyor, sınavı var, ruh hali bozuk. Bir sabah ise Anna kendi telefonunu çevirip Cumartesi gelmek istediğini söyledi.
Kerem ince yapılı, koyu gözlü ve yedi yaşındakine göre çok ciddi bir çocuktu. Kanepede sıkıca bir oyuncak arabayı tutarak temkinli bakıyordu.
Selam, dedi Mehmet yanına otururken, ama fazla yakınlaşmadan. Bu ne? Çok havalı bir araba.
Kerem sessiz kaldı, bakışlarıyla onu süzdü.
Kerem, susma, selam ver, dedi Anna kapıdan içeri girerken ellerini göğsünde çaprazladı.
Merhaba, diye fısıldadı çocuk.
Mehmet ısrar etmedi. Telefonundan arabasının fotoğrafını gösterdi.
Bu arabanın sahibiyim. Bir gün gezeriz mi?
Keremin gözleri parladı, fakat bir an annesine baktı.
Olur mu?
Bakalım, dedi Anna belirsizce.
Zamanla buz eridi. Anna daha yumuşak davranmaya başladı, Mehmetin Keremi gezintiye çıkarmasına izin verdi. O, Keremi park, hayvanat bahçesi ve sinemaya götürdü, çocuğun istediği oyuncakları aldı, motorun nasıl çalıştığını anlattı. Çivi çakmayı ve tornavidayı nasıl tutacağını gösterdi.
Şuraya saat yönünde çevir, dedi Mehmet küçük eli yönlendirirken. Hisset, dişliler nasıl giriyor?
Evet, dedi Kerem dil ucunu çıkararak. Ya yanlış çevirirsem?
O zaman geri çevirirsin, diye gülümseyerek cevap verdi Mehmet. Sorun değil, baştan başlarız.
Saatlerce arabada uğraştılar. Kerem aletleri uzattı, milyon sorular sordu, dirsekleri yağla kaplandı ve mutluluktan parladı. Akşamları masa oyunları oynar, Anna akşam yemeği hazırlarlardı.
Balık tutmak onların ortak ritüeli oldu. Her iki haftada bir nehre gider, oltalarını kurar, kıyıda oturup şamandıraların suyun üzerinde sallanmasını izlerlerdi. Kerem solucan takmayı, sabırla beklemeyi ve doğru şekilde iğne atmayı öğrendi.
Dima, balık tutuyor! diye bağırdı bir gün şamandıra suya daldığında.
Sakin ol, ani çekiştirme, dedi Mehmet. Yavaşça çek, işte böyle.
Köpek balığı küçük bir balıktı, ama Keremin yüzündeki gurur her türlü ödülden daha fazlaydı.
Eve döndüklerinde aksiyon filmlerini izlerlerdi; Anna, Mehmetsiz bir şekilde bu filmleri açmazdı. Kerem yanına oturur, koltuğa yaslanır ve her sahneyi yorumlardı.
Gerçek olamaz, değil mi? Hayatta böyle olmaz, dedi Kerem, kahraman birden on düşmanla savaştığında.
Biraz abartılıyor, eğlence için, dedi Mehmet. Asıl önemli olan, kahramanın sevdiklerini koruması.
Kerem düşünceli bir şekilde başını salladı.
Kerem matematikte zorlanınca Mehmet devreye girdi. Teknik ve iktisat eğitimi, soruları çocuğa anlaşılır bir dille açıklamasına yardımcı oldu.
Bu saçma kesirleri anlamıyorum, dedi Kerem sayfaya bakarak.
Başka bir yolla anlatayım. Bir pizzan var, yarısını yedin, bu bir yarı, değil mi?
Evet.
Şimdi dört parçaya böl ve birini ye?
Bir çeyrek?
Tamam. Şimdi problemi pizzayı aklında tutarak çöz.
Beş dakika içinde doğru cevap deftere yazıldı.
Başardım!
Görüyor musun, çok iyisin, dedi Mehmet ona hafif bir tokatla.
Notları yükselmeye başladı. Öğretmen, veli toplantısında Keremin ilerlemesini övdü, Anna gururla parladı.
Bu Mehmet sayesinde, dedi tanıdıklarına. O kadar çok zaman harcıyor Kerem ile.
Mehmet Kereme derinden bağlandı. Sabahları onu mutlu edecek şeyler düşünür, hafta sonlarını planlar, her bir notayı Keremin daha fazla endişelenmesinden çok üzülürdü. Sevgi fark etmeden, ama sağlam bir şekilde kalbine kök salmıştı.
Kerem on yaşına bastığında Mehmet bir akşam Ayşeye bir şey söylemeye karar verdi.
Evlenelim, dedi birden.
Anna dergiden gözlerini kaldırdı, şaşkın bakışları genişledi.
Ne?
Biz zaten bir aile gibiyiz, dedi Mehmet. Seni ve Keremi seviyorum. Neden bekleyelim ki?
Annanın yüzü dondu.
Hayır.
Neden? diye sordu, beklediği bir şey değil, kesin bir ret.
Zaten evliydim. Yeterince gördüm.
Ben senin eski kocan değilim.
Biliyorum, sesini yumuşattı. Ama resmi bir bağ kurmak istemiyorum. Şimdiki halimiz de güzel. Senin bir sorunun var mı?
Mehmet bir iç çekti. Kötü bir durum değildi, ama daha fazlasını istiyordu.
Tamam, öyle olsun.
Yıllar geçti. Üçü Ayşenin evinde oturdu, yazları denize, kışları dağlara kaçtılar. Mehmet harcamaların büyük bir kısmını TL cinsinden üstlendi, karşılık bir şey istemedi. Bazen evlilik konusunu gündeme getirirdi, ama Ayşe ısrarla redderdi.
O zaman en az bir çocuk daha yapalım mı? dedi, Kerem on üç yaşına geldiğinde.
Ayşe uzun uzun baktı tavanı izleyerek.
Sağlık sorunlarım var, doktorlar riskli diyor.
Kontrol ettirelim, iyi bir uzmana gidebiliriz.
Hayır, Mehmet. Daha fazla çocuk istemiyorum. Kerem yeter.
Mehmet ısrar etmedi, kararını kabul etti; içi bir sıkıntı ama kabullenmişti.
Sekizinci yılda bir şey değişti. Ayşe küçük detayları eleştirmeye başladı: bulaşıkları yanlış yıkmak, çok yüksek sesle konuşmak, diş macunu tüpünü kapağı kapatmamış olmak gibi.
Her şeyin yanlış olduğunu söylüyorsun, bir gün öfkeyle bağırdı, Mehmet işten eve dönerken.
Ne yanlış?
Hepsi!
Mehmet çatışmaları yumuşatmaya çalıştı, ev işlerine daha çok yardımcı oldu, her hareketini izledi, ama Ayşe sürekli kavga bahanesi buluyordu.
Belki bir tatil? dedi. İkimiz bir yere gidelim.
Hayır, istemiyorum! diye karşılık verdi Ayşe.
Kerem gerginliği fark etti, sessiz olmaya çalıştı, dikkat çekmemeye çabaladı. Mehmetin kalbi kırıldı; oğulunun iki ebeveyni arasında sıkıştığını izlemek zor idi.
Gerçek bir tesadüfle ortaya çıktı. Mehmet eve erken geldi ve girişte yabancı bir ceket gördü; erkek ceketiydi. Kalbi bir an yere indi.
Ayşe? diye seslendi.
Ayşe yatak odasından dışarı fırladı, kapıyı kapatarak. Ancak Mehmet yatağında bir erkek gördü.
Mehmet, düşündüğün gibi değil.
Gerçek mi? kısık sesle sordu. Ne kadar süredir?
Ayşe bakışlarını aşağı indirerek sustu.
Üç ay, diye fısıldadı.
Üç ay süren sürekli eleştiriler, provokasyonlar.
Anladım, dedi Mehmet yavaşça. Yani beni kasıtlı olarak uzaklaştırıyordun. Beni suçlu hissettirmek için.
Sana zarar vermek istemedim, fısıldadı Ayşe. Başka birini bulup hayatımızı cehenneme çevirdim mi?
Mehmet bir gün içinde eşyalarını topladı, Kerem dışarıda dolaşıyordu.
Mehmet, gidiyor musun? diye sordu Kerem.
Mehmet ona omzunu tutarak oturdu.
Kerem, ben her zaman yanındayım. Anladın mı? Ara ver, ihtiyacın olduğunda geleceğim. Görüşürüz, eskisi gibi.
Söz veriyor musun?
Veriyorum.
Ayşe de bunu bozdu.
Oğlumla bir daha iletişime geçme.
Ne? Ayşe, çıldırdın mı?
Eğer denersen, dava açarım. Sen ona hiç hak sahibi değilsin, anladın mı? Çocuğun üzerinde hiçbir yasal hakkın yok.
Ayşenin sesi soğuk, duygusuzdu; sanki Mehmet hiçbir şey değildi.
Sekiz yıl boyunca onu büyüttüm!
Ne? Sen onun babası değilsin. Sen kimse değilsin! Yasal olarak Kerem senin çocuğun değil.
Ayşe telefonu kapattı.
Mehmet Kereme ulaşmaya çalıştı, ama telefon kesik. Mesaj attı, cevap alamadı. Üçüncü günde kısa bir not geldi: Anne benimle iletişime geçmeni yasakladı. Özür dilerim.
Keremi çok özledi; artık onun bir çocuğu değil, bir oğlu gibiydi. Ancak zaman akıp gitti.
Bir gün tanımadığı bir numaradan gelen ses, Mehmeti mutfağın ortasında durdurdu.
Mehmet? Benim, Kerem!
Kerem! Allahım, seni duymak ne büyük mutluluk!
Artık büyüğüm, anne artık bana bir şey söyleyemez.
İkisi bir kafede buluştular. Kerem artık uzun boylu, omuzları genişlemişti; gözleri hâlâ o koyu, ciddi bakışı taşıyordu.
Nasıl gidiyor?
Yaşıyorum, hafifçe gülümsedi. Anne beni bitirdi. Her gün tartışma, şikayet. Beni senin bozmaya çalıştığını söylüyor.
Ben?
Evet, şimdi kontrolsüz, asi bir çocuksun. Tüm neden anne erkeklerini kabul etmemesiymiş. Ben de böyle bir kötü evlat oldum, diye üzgün bir kahkaha attı.
Bir ay sonra Kerem gece iki de aradı.
Dayanamıyorum, evden kaçtım. Kalabilir miyim?
Tabii, gel.
Ayşe öfkeyle bağırdı, Kereme telefon etti, ağladı, geri dönmesini istedi, ama o aramaları kesinlikle kesecekti. İletişimleri sadece tatil dilekleri ve nadir nazik selamlarla sınırlı kaldı.
Yirmi iki yaşına geldiğinde Kerem büyük bir dönüşüm geçirdi. Mehmete artık baba diye hitap ediyor, yakın bir daire kiraladı.
Baba, araba almak istiyorum, dedi yeni bir gün. Yardım eder misin?
Elbette,
Bir cumaya birlikte gittiler, galerileri dolaştılar, her modelin artılarını eksilerini tarttılar; sanki eski güzel günler geri gelmişti.
Sonra Mehmet Elif ile tanıştı. Elif muhasebeci, yemek yapmayı ve kitap okumayı severdi.
Bir yetişkin çocuğum var, hemen belirtti. Kan bağı yok ama benim için her şeyden daha değerli.
Elif gülümsedi.
Çocukları seviyorum. Tanıştırır mısın?
Kerem ilk başta temkinliydı, ama Elif ona annesinin yerini almaya çalışmadı; sadece yanında oldu, lezzetli yemekler pişirdi, şakalar yaptı.
Güzel, onayladı Kerem. Anneme göre daha iyi.
Elif ve Mehmet sessiz bir nikahla evlendiler; büyük törenler olmadı. Kerem tanık oldu, fotoğraflarda gülümseyerek yer aldı.
Altı ay sonra Elif hamile olduğunu açıkladı.
Baba olacaksın, diyerek test çubuğunu uzattı.
Mehmet o anda kırk beş yaşındaydı; iki çizgiyi görünce inanamadı.
Gerçek mi?
Gerçek.
Kerem de sevinçten havaya uçtu.
Bir kardeşim olacak! Baba, bu harika!
Sen karşı çıkmaz mısın?
Kerem alaycı bir suratla:
Neden çıkayım? Tam tersine, senin için seviniyorum. Hak etmiştin.
Kerem beşiği kurmaya, duvarları boyamaya yardım etti; artık gerçek bir aileydiler.
Ayşe ise susmadı; hakaret dolu mesajları sürekli geldi. Mehmet yanıt vermedi, numaraları engelledi, ama Ayşe yeni hatlar satın alıp yazmaya devam etti.
Anlamıyorum ne istiyor, itiraf etti bir gün Elife. Ben hiçbir şey yapmadım. Sadece Keremi sevdim.
O, kontrolünü kaybettiği için kızgın, yanıtladı Elif. Kerem seni seçti, o yüzden affedemiyor.
Ama ben suçlu değilim!
Tabii ki değilsin. Sen gerçek bir babasın.
Hayat düzene girdi. Çocuk sahibi olmanın, uykusuz gecelerin, ilk adımların, ilk kelimelerin heyecanı vardı. Kerem hâlâ baba diye sesleniyordu ve en iyi büyük kardeş olmayı planlıyordu.
Ayşe istediği her şeyi söyleyebilirdi; Mehmet gerçeği biliyordu. O, Ayşeden çocuğunu almadı, sadece bir çocuğu sevdi, ona bakıp korudu ve hâlâ seviyor, şimdi genç bir adam olmuşken de.
Eğer bu bir suç sayılıyorsa, cezayı çekmeye hazırdı.




