Kaderin uzanan eli
Elifin ailesi dışarıdan bakıldığında sıradan ve huzurlu görünürdü: babası Ahmet, annesi Fatma, her şey yerli yerinde gibi. Ancak 6. sınıfa geldiğinde evde bir şeylerin kırıldığını, şeylerin ters gittiğini fark etti. Anne ve baba alkolle boğuşmaya başlamıştı; önce babası, ardından annesi de sarhoşluğa düşmüştü. Lise sonuna yaklaştıkça Elif, ebeveynlerini bu çamurdan kurtarmanın mümkün olmadığını, onların gittikçe dibine battığını anladı.
Bazen anne ve baba birbirlerine bağırır, suçlu buldukları tek kişi de Elif olurdu.
Bu lanet ne kadar uzun sürsün, ben şeye mahkum oldum, diye gözyaşları içinde bir köşeye saklanır, ebeveynlerinin öfkesini üzerlerine dökmelerinden kaçardı.
Git markete bir çay al, hemen! diye babası akşam üzeri bağırırdı; Elif karanlıktan korktuğu için dışarı çıkamaz, babası da kaçtığında onu bir yumrukla yakalamaya çalışırdı.
Komşu Leylaya para iste, bir şey vermezse bize getirme! diye annesi kapıdan iterek söylerdi.
Büyüdükçe, Ahmet ve Fatma içkiliyken evden kaçmaya başladı. 10. sınıfta karanlığa alışmış, gece karanlığında köyün kenarındaki terk edilmiş bir evde saklanır, sabahları okul çantalarını alıp koşarak okula giderdi.
Bir gün karar verdi:
Okuldan mezun olur, köyden kaçıp bir şehre gideceğim. Belki bir yerlerde okula kaydolurum. Ancak kuruş kuruş biriktirmeliyim. Böylece gizlice para toplamaya başladı, pek çok kez başarısız oldu ama yine de birikim yaptı.
Mezuniyet belgesini aldı, notları ise pek parlak değildi. Sakladığı sırt çantasıyla birikimlerini topladı ve kimseye söylemeden, babası ve annesinin evinden ayrılıp kasaba merkezine doğru yola çıktı. Kendine yeni bir hayat kurmak, normal bir aile kurmak, var olmaktan çok yaşamayı hayal ediyordu.
Şehir ona sıcak bakmadı. Bir meslek yüksekokuluna başvurdu, ama notları yüzünden kabul edilmedi. Ücretli eğitim de maddi imkânsızdı. Umutları kırıldı, Elif otobüs durağının yanındaki bir banka oturdu, düşüncelere daldı.
Etrafında hayat koşturuyordu, insanlar telaşla koşturuyordu.
Herkesin bir hedefi var, diye düşündü, ama benim gidecek bir yerim yok. Geri döner de olamaz, evde beni bekleyen bir şey var. Burada da kalacak bir yer yok.
Akşam kararıyken yanına yaşlı bir kadın yaklaştı, elinde bir poşet taşıyordu.
Kızım, neden oturuyorsun? Seni izliyorum. Marketten yeni bir şey aldın mı? Tekrar oturuyorsun. Bir sorun mu var? diye sordu kadın.
Evim yok, köyden geldim. Okula başvurdum ama kabul edilmedim, notlarım düşük ve para yok, diye ağlayarak yanıtladı Elif.
Burada da hiç tanıdığın yok mu?
Hayır. Eve dönmek istemiyorum, çünkü babam ve annem hep bir şeyler içiyor, ben de aynı şeylere düşersem korkuyorum
Kadın, Endişelenme, ben de bir zamanlar evsiz kalmıştım. Kızım Nuran, beni terk etti, tek başıma kaldım ve temizlik işine girdim. Benim adım Şerife, ama herkes beni Şerife Ana der, diyerek Elifi yanına alıp, Gel, birlikte bir yurt bulalım. Burada geceyi geçirmeliyiz, dedi.
Elif biraz çekingen kalktı, neyle karşılaşacağını bilmedi.
Korkma, kızım, diye ekledi Şerife, Ben de evsiz kalmıştım. Kızım Tülay tren görevlisiydi, bir işadamıyla tanıştı, ona para istedi. Ama o adam ya da kızım beni kandırdı, evimi sattı, ben de yok oldum. Yine de temizlik işine alındım, burada bir yurdum var. Gözümde bir şey fark ettim, seninle bir şeyler var.
Yurt odasına vardıklarında Şerife Elife akşam yemeği verdi, iştahı olmamasına rağmen yemek yedi. Şerife, Sabah seni kafe müdürüne götüreceğim. Tren garının yanında, orada hep eleman eksikliği olur. Sen genç, güzel ve enerji dolusun, bir şans alabilirsin. Belki Anton adında bir genç seni fark eder, bir şeyler değişir, dedi.
Elif, Teşekkür ederim Şerife Ana, sizinle tanıştığım için minnettarım, diyerek çabucak uykuya daldı.
Sabah işe başladığında, kafe müdürü Anton, Elifin güzelliğine hayran kaldı ve ona garsonluk teklif etti. Kafede ona küçük hediyeler, ruj, maskara, ucuz bir parfüm verdi. Elif ona aşık oldu; daha önce hiç bir erkeğe ilgi duymamıştı.
Anton, Beni aracınla evine bırakalım, yorgun musun? dediğinde Elif kızardı, kalbi çarptı.
Acaba gerçek bir dönüm noktası mı bu? diye düşündü.
Bir gün yurdun önünde genç bir adam belirdi. Selam, burda mı oturuyorsun? diye sordu.
Evet, ikinci kat, diye yanıtladı Elif.
Ben de burada oturuyorum, adım Mehmet, uzun yolcu. Köyden geldim, parayı kazanmak için şehirde çalışıyorum ama bir gün köye döneceğim. Sen kimsin? Daha önce seni burada görmemiştim, dedi.
Ben de köyden geldim, Elif, diye cevap verdi, bir yandan da şehrin ona daha güzel bir gelecek vaat ettiğini umuyordu.
Zaman geçtikçe Elif, Mehmetle dostça sohbet etti; o, şehirlerin, kasabaların hikâyelerini anlatır, şeker getirirdi. Ancak Mehmet, Elifin ona bir aşktan daha fazlası hissettiğini fark etti.
Anton, Elife bir daire ayırdı ve gizlice buluşmaya başladı. Elif, evliyim ama seni çok seviyorum, ihtiyacın olmayan bir şey bırakmayacağım. Yaz tatilinde seni denize götürürüm, dedi. Elif bu sözleriyle öyle sarhoş oldu ki, Evlisi olsa da beni seviyor, yeter, diye düşünüyordu.
Bir süre sonra Elif hamile olduğunu fark etti. Antona haber vermek için heyecanla ona doğru koştu.
Anton, bir çocuğumuz olacak dedi.
Anton öfkeyle, Benim ailem var, iki çocuğum. Bu çocuk benim olmayacak! diye bağırdı, bir paket para bıraktı ve kapıyı çarparak çıktı.
Şerife Ananın, Şehirde mutluluğa koşan birçok genç vardır, ama azı başarılı olur, sözlerini hatırlayan Elif, gözyaşları içinde çantasını topladı, daireyi terk etti ve yurt odasına döndü. Şerife, çay ikram edip, Kızım, erkekler değişkendir; senin çocuğun yine bir gün sana umut verir. Kader seni sınar, ama dayanırsan bir el uzanır, dedi.
Şerifenin sakin sözleri Elifi rahatlatmış, karanlık bir an da aydınlık oldu.
Ertesi sabah, Mehmet kapıyı çaldı, elinde poşet dolusu yiyecekler vardı. Ne oldu, anlat, dedi, Elif gözyaşları içinde ona her şeyi anlattı. Mehmet Seni kandıran bir sahtekar, ama senin yolun hâlâ devam ediyor, diyerek yanında kalmak istediğini söyledi. Elif, Seninle birlikte köye dönmek, yeni bir hayat kurmak istiyorum, dedi.
Zamanla Elif ve Mehmet köylerine döndüler, bir ev inşa ettiler, ikinci katı yükselttiler. Yakında bir kızları doğacak, o da Elif gibi güzel olacak. Çocukları üç yaşına kadar büyüdü, hayatları sevgiyle doldu.
Kader bazen zor bir yol gösterir; bir eli uzatıp tutar, bir eli çeker ve bir başka elleriyle yeniden tutar. Elif, hayatın çetin yollarında yalnız kalmadığını, sevgi ve dayanışmanın her zaman bir çıkış yolu sunduğunu öğrendi. Bu yüzden her düşüşte, gözlerini kapatıp yeniden ayağa kalkmak, en büyük zaferdir.




