Teyze Rıfat: 47 Yaşında Sıradan Bir Kadının Moskova’daki Yalnız Hayatından, Aniden Değişen Kaderlere ve Gerçek Sevgiye Yolculuğu – Küçük Bir Çocuğun Kırık Kalbiyle, Bir Kadının Donuk Ruhunun Isındığı O An ve Birlikte Yeni Bir Hayata Adım Atışları

Benim adım Neriman. 47 yaşındayım. Sıradan bir kadınım, öyle dikkat çekici biri değilim. Ne hoş bir fiziğim var ne de güzelliğimle övünecek halim… Yalnız yaşıyorum. Evlenmedim, zaten hiç istemedim de. Erkekler bence hep aynı, sadece karnını doyurup sonra yatağa yayılmak derdindeler… Doğrusu kimse de bana ne evlilik teklif etti, ne de sevgili olmak istedi. Ne bir flörtüm oldu, ne de bir evlilik hayalim… Annemle babam yaşlı; Samsunda yaşıyorlar.

Ailemde tek çocuğum. Ne kardeşim var ne de ablam veya abim. Bazı kuzenlerim var ama hiç görüşmüyorum, görmek de istemiyorum. İstanbulda yaşıyor ve çalışıyorum, tam 15 senedir aynı şehirdeyim. Her gün ev-iş arası mekik dokuyorum. Uzak bir mahallede, tipik bir apartman dairesinde oturuyorum.

Biraz huysuz, biraz da alaycı biriyim. Kimseyi sevmem. Çocuklardan da hoşlanmam. Yılbaşında Samsuna, ailemin yanına gittim. Her sene ancak bir kere uğrayabiliyorum. Bu yıl da öyle oldu, döner dönmez hemen buzdolabını temizleyeyim dedim. Uzun zamandır duran eski buzluk yiyeceklerini; o donmuş mantıları, köfteleri, hepsini toplayıp atayım diye karar verdim. Aslında arada almıştım ama beğenmemişim, öylece kalmışlar. Hepsini bir kutuya doldurdum, çöpe götürmek üzere çıktım.

Asansör çağırdım, asansörde yedi yaşında bir oğlan vardı. Birkaç kere annesiyle birlikte görmüştüm, galiba bir de bebekleri var. İçimden Şuna bak, birini doğurmuş bir de kucağında diye düşünmüştüm. Çocuk kutuya gözünü dikmiş uzunca baktı. Asansörden indik, ben konteynere yürüyorken o da peşimden geldi. Utangaç bir sesle Teyze, onu alabilir miyim? dedi. Onlar eski dedim, sonra içimden İstiyorsa alsın, zaten çürümemiş diye düşündüm. Ben çöpten uzaklaşırken nedense arkamı döndüm. Çocuk poşetleri tek tek özenle topluyor, göğsüne bastırıyordu. Annen nerede? diye sordum. O hasta, bebek de hasta, kalkamıyor dedi. Döndüm, eve geri yürüdüm. Yemeği ocağa koydum, oturdum.

Otururken aklımdan çıkmadı çocuk. Normalde acıma veya yardım etme duygum olmaz, hiç öyle insanlar arasında olmadım. Ama şimdi içimde bir şey kımıldadı. Evde ne varsa topladım; sucuk, peynir, süt, bisküvi, patates, soğan, dondurucudan bir de et kaptım. Dışarı çıktım ama çocuklarını hangi katta oturduğunu bilmediğimi fark ettim. Bildiğim tek şey benden yukarıda oturduklarıydı. Katta kata çıktım, şansım varmış, iki kat yukarıda çocuk kapıyı açtı. Önce şaşırdı, sonra sustu, buyur etti. Evleri çok fakir ama tertemizdi.

Kadıncağız yatakta, büzüşmüş yatıyordu, yanında bebek. Masada bir leğen suyla bezler vardı, belli ki ateşi çıkınca ıslak kompres yapıyorlardı. Küçük kız da kıpırtısız yatıyor, göğsünde hırıltı vardı. İlacınız var mı? diye sordum çocuğa. Varmış, gösterdi ama son kullanma tarihi çoktan geçmiş epey eski ilaçlar. Anneye yaklaştım, alnı alev gibi. Kadın gözlerini açtı, boş boş bana baktı. Sonra endişeyle doğrulup, Kerem nerede? dedi. Ben de komşularından olduğumu, yardım niyetimle geldiğimi anlattım. Şikayetlerini sordum, hemen 112yi aradım. Ambulansı beklerken ona çay ve sucuklu ekmek hazırladım. Kızcağız açlıktan hiç sesini çıkarmadan yedi. Yeter ki sütü olsun, bebeğine de baksın…

Sağlıkçılar geldi, baktılar, bir sürü ilaç ve iğne yazdılar. Eczaneye gittim, ilacın hepsini aldım, markete de uğradım; süt, çocuk maması, hatta oyuncak bile aldım. Alakasız şekilde limon sarısı çirkin bir maymun oyuncağı. Hayatımda hiç çocuklara hediye almadım ama… İlginç bir duyguyla kaplandım.

Kadının adı Aybikeymiş, 26 yaşında. Aslen Zonguldakın kıyısındaki bir köyden. Annesiyle babaannesi İstanbulda doğmuş büyümüşler, ama annesi evlenince Zonguldaka taşınmış. Bir zamanlar fabrikada çalışmış, babası ise teknisyenmiş. Aybike doğduktan sonra babası iş kazasında hayatını kaybetmiş. Annesi işsiz ve parasız kalınca kısa süre içinde kötü yola düşmüş, üç sene içinde de içkiye alışıp mahvolmuş. Komşuları bir şekilde İstanbuldaki babaannesini bulmuş, Aybikeyi ona teslim etmişler. 15 yaşına geldiğinde babaanne her şeyi anlatmış; annesinin tüberkülozdan öldüğünü de Babaannesi kuru, konuşmaz biriymiş, hele sigaradan elleri titrermiş

Aybike, 16 yaşında evlerinin yanındaki bakkalda çalışmaya başlamış; önce rafta ürün yerleştirmiş, sonra kasiyer olmuş. Bir yıl sonra babaannesini da kaybetmiş, dünyada tek başına kalmış. 18inde biriyle sevgili olmuş, sözde evleneceklerdi ama hamile bırakınca adam kayıplara karışmış. Hamileliğin sonuna kadar çalışıp para biriktirmiş, kimse yardım etmeyecek diye. Doğumdan sonra, bebek bir aylıkken çocukla evde bırakıp apartman temizlemiş. Kızını da iş yerinde başka bir rezillikle doğurmuş: Aybike, oğlunu büyüttükten sonra tekrar bakkalda çalışmaya başlayınca iş yeri sahibi ona zorla sahip olmuş, sonra da tehdit ederek devam etmiş. Aybike hamile kalınca adam cebine on bin lira sıkıştırıp bir daha buraya uğrama demiş. İşte böyle bir hikaye. Bunları o akşam bana bir bir anlattı. Sonunda teşekkür etti, isterse evini temizleyerek ya da yemek yaparak hakkını öderim dedi. Ben de, gerek yok deyip odadan çıktım.

O gece hiç uyuyamadım. Ben ne yaşıyorum? Ben kimin için, niye yaşıyorum? diye sorguladım kendimi. Annemle babamla ilgilenmem, aramam; kimseyi sevmem, hiçbir şeye üzülmem… Kenarda biriktirdiğim epey param var ama harcayacak kimsem yok. Halbuki komşumun elinde hiçbir şey yok, hastalıkla boğuşuyorlar Sabah Kerem geldi, elinde bir tabak sıcacık krep getirdi, kapıda bekleyip tabağı bana usulca verdi ve hemen kaçtı. O tabaktaki krepin sıcağı içimi ısıttı, o an yavaş yavaş çözülüyormuşum gibi hissettim… Aynı anda hem ağlamak, hem gülmek, hem de koca bir tabak krep yutmak istedim

Evin yakınındaki küçük alışveriş merkezinde bir çocuk giyim mağazası var. Satıcı kadına yeni çocuk kıyafeti almak istediğimi anlatınca, beden seçimini bir türlü anlayamayınca kendisi de benimle eve gelmeye razı oldu! Ne ilgisi bilmiyorum, ya satıştan umut buldu ya da benim halime üzüldü Sonuçta bir saat sonra dört büyük poşet dolusu kız ve erkek çocuk kıyafeti, battaniyeler, nevresimler aldım çıktım. Vitamin bile aldım çocuklara. Sanırım o gün hayatta ilk defa işe yaradığımı hissettim.

Üzerinden 10 gün geçti. Artık onlar bana Teyze Neriman diyorlar. Aybike de tam bir el sanatları ustasıymış, evimi güzelleştirdi; sıcacık bir yuva gibi oldu. Annemi babamı aramaya başladım. SMS ile hasta çocuklara bağış yapıyorum. Şimdiki hayatımı, daha önce nasıl yaşadığımı anlamıyorum. Artık her işten eve kan ter içinde, mutlulukla koşarak geliyorum. Çünkü biliyorum, beni bekleyenler var. Bir de Bu bahar hep birlikte Samsuna gidiyoruz. Biletlerimizi bile aldık, birlikte ailemle tanışacaklar.

Rate article
Lifequest
Teyze Rıfat: 47 Yaşında Sıradan Bir Kadının Moskova’daki Yalnız Hayatından, Aniden Değişen Kaderlere ve Gerçek Sevgiye Yolculuğu – Küçük Bir Çocuğun Kırık Kalbiyle, Bir Kadının Donuk Ruhunun Isındığı O An ve Birlikte Yeni Bir Hayata Adım Atışları