Mutluluğa İnancı Asla Yitirmeyin

Bir zamanlar gençliğin çiçek açtığı bir baharda, Elif kalabalık bir çarşıda dolaşırken, gözleri karanlık bir çukur gibi parlayan bir çingene kadın Elifin elini sıkıca tutup nazik bir melodiyle söylerken:

Güzeller diyarına, deniz ve bağ kokulu bir ülkede yaşayacaksın.

Elif gülerek cevap verir:

Saçma sapan! Şehrimi asla terk etmem.

Zaman su gibi akıp gider. Elif evlenir, büyük bir aşkla, güzel bir kızı, Badeyi dünyaya getirir, ikinci bir çocuk planları kurar. Fakat önce işe geri dönmeye karar verir; Beş, altı yıl çalışırım, sonra belki bir çocuğa bakarım, diye düşünür.

Bir gün, bir iş seyahati tüm planlarını alt üst eder. Komşusu, hemşire Ayşe, aceleyle telefon eder:

Elif, Serkanı hastaneye götürdüler! Ambulans bir başka sokağın gizli bir adresinden geldi.

Aile sırları, en beklenmedik köşelerden fırlamış gibi olur.

Eve dönüş, karanlık bir gerilim filmi sahnesi gibi. İlk akşam, Elif hastaneye koşar; kalbi boğazında çarpar. Kocası, solmuş bir hâlde, sargılı koluyla göz temasından kaçınır.

Seni hangi adresten alıp götürdüler? sessizce sorar.

Sessizlik, kelimelerden daha yüksek sesle konuşur.

Bulanık bir dairede yalnız bir kadın, kocasının meslektaşı ve bir yıl önce başlayan arkadaşlık gizlidir. Herkesin karakteri farklıdır; kimisi gözlerini kapar, kimisi kavga eder, sonra dişlerini sıkıp haine bir kase çorba verir. Elif ise başka bir hamurdan yapılmıştır. Hastaneden kocasını beklemez; yaralı birini sarmaya karar verir.

Eski bir bavuluna en gerekli eşyaları toplar, korkmuş Badenin elini tutar ve ortak evlerinden bir kez de bakmadan çıkar.

Yeni bir sayfadan başlıyoruz, kızım, der, küçük elle sıkı sıkı kavrar.

Annesi onları bir süre alır, ardından Elif boşanır, eski eşinden daireyi bölüşür, bir konut kredisi alır. Otomatik pilotta yaşamaya, kendisi ve kızı için gelecek inşa etmeye çalışır.

Yıllar sonra, yorgunluk ve yalnızlıkla sarılmış Elif, bir uçakla İtalyaya, Romaya bir saatlik mesafedeki Olcayın annesinin misafir evine uçar. Parası az, ama birdenbire biletleri alır; artık dayanamaz; İtalyan güneşi, içindeki buzları eritmesini umut eder.

Olcay, Elifin acı dolu itiraflarını dinler: Bir daha kimseye güvenemeyeceğim, Aşk benim için yok. Ve gizlice bir bağcıya, yerel bir şarap üreticisine telefon eder:

Giovanni, acil bir Luka bul. Ona bir gelin söyle!

Elifin düşünceleri romantizmden çok uzaktır. Şimdi uykuya dalar, yumuşak bir bornoz içinde, hüzünlü düşünceleri uzaklaştırmaya çalışan bir kitap okur. Dışarıda karanlık bir güney gecesi hüküm sürer.

Aniden kapı çalar. Bir dakika içinde parıldayan Olcay odaya fırlar:

Elif, uyan! Nişanlın geldi!

Elif gülerek: Ne saçma! der, ama bornozu alır ve oturma odasına çıkar.

Kapıda onu bekleyen yüksek bir adam, gri saçlı, gülümseyen gözlü. Lukadır. Elinde bir kask, arkasında duvara yaslanmış eski bir motosiklet; 20 kilometre dağ yolunu yıldızlı gökyüzü altında gelmiş.

Olcay bana sen Rus prensesi misin? kırık bir İngilizceyle söyler, aksanı bir melodi gibi.

Elif, şaşkınlıkla elini uzatır. Luka onun ellerini büyük, sıcak avuçlarıyla kavrar, bırakmaz. İkisi koltuğa oturur, elleri hiç ayrılmaz. Luka İngilizceyi pek bilmez, Elif İtalyanca bir kelime de söyleyemez; fakat jestler, gülümsemeler ve bakışlar, bir rüya gibi hızlı ve büyülü bir sohbet yaratır. Olcay, gülümseyerek uzaklaşır, ikisini doğan bir mucizeyle baş başa bırakır.

Luka sabah erken, çelik atını yeniden sürer ve uzaklaşır. Sonra Elif öğrenir ki, Lukanın hayatı başarısızlıklarla örülmüş: iki boşanma, acı bir miras, çocuksuz, evsiz bir yaşam. Küçük bir odada, kardeşinin garajının üstünde kalır; artık mutluluğa inanmaz.

On gün önce, Elif ve Luka her şeyi konuşmuşlardır. Geri döneceğim, der Elif, teklifine basit bir cevap verir. Birlikte yaşayacağız.

Elifin vatanında aylar çılgın bir girdapta geçer: işten çıkarılma, eşyaları toplama, akıl almaz aile tartışmaları. Telefon her an mesaj yağlarıyla patlar:

Güneşim, nasılsın? Seni çok özledim. Luka

Yeni pencerem zeytin bahçesine bakıyor. Odanda seni bekliyorum. Senin Lukan.

İki yedi yaşındaki fark, on iki yaşındaki Badeyi sevmesi onu hiç çekinmez.

Bir gün, yeni evlerinin güneşle dolu terasında otururken, Elif Lukayı omzundan sarar ve sorar:

Luka, neden hemen bize inandın? Neden korkmadın?

Luka döner, gözlerinde Toskananın bütün denizi parlar:

Bir zamanlar yaşlı bir bağcı, doğudan bir kadınla tanışacağımı söylemişti. Fırtına ruhlu, huzur arayan bir kadın. Bana, bağlarımda yetiştirdiğim ama bulamadığım şansı getirecek. O kadın sensin, Elif.

Ve? fısıldar Elif, gözyaşları birikmek üzere. Şansı buldun mu?

Luka cevap vermez; sadece ona yönelir, sanki ilk ve son öpücükmüş gibi öper. Sonra, güneşli bir gülümsemeyle söyler:

O beni buldu! Sonsuz mutluyum.

Hayat gerçekten düzene girer. Güzel bir iş bulurlar, dağ manzaralı bir ev için konut kredisi alırlar. Luka, üvey kızı Badeye, artık coşkuyla İtalyanca öğreten bir baba olur. Sabahları Elife tarçınlı kahve getirir, akşamları ev, tanrıça gibi pişirdiği makarna kokusuyla dolar. Sevgi, masalar üzerindeki çiçek demetlerinde, nazik dokunuşlarda, her sabah Elifi göz kırpan bir bakışta gizlidir.

Elif çiçek gibi açar. Uzun yıllar boyunca mutluluğu yok sanmıştır; şimdi bilir ki mutluluk bir efsane değil, gerçektir. Dünya üzerinde dolaşır, yarım kalan parçaları bulur ve onları öyle bir bağlar ki, hiçbir fırtına onları sarsamaz.

Rate article
Lifequest
Mutluluğa İnancı Asla Yitirmeyin