Gerçekten bütün cumartesini garajda eski eşyaları karıştırarak mı geçireceksin? Koca bir gününü? Elif, çatalıyla çilekli cheesecaketen bir parça aldı ve kaşlarını hafifçe kaldırarak karşısındaki uzun boylu, kumral delikanlıya baktı.
Mert sandalyesine yaslanıp elini soğumakta olan kapuçino fincanına sararak gülümsedi.
Elif, onlar eski eşya değil, çocukluğumun hazineleri. Orada bir yerlerde sakızdan çıkan Love is kağıtlarım var mesela. Düşünsene, ne büyük bir koleksiyon!
Aman Allahım! Onları hâlâ mı saklıyorsun? Kaç yılsan beri?
Elif başını iki yana salladı, gülmemek için kendini zor tuttu. Burası, köşe başındaki eski mor koltuklu, camları buğulu olan kafe, onlar için yıllardır küçük bir sığınak olmuştu. Garson Gül hanım artık ne isteyeceklerini sormaz, sadece Merte kapuçino, Elife latte ve ortak bir tatlı bırakırdı. On beş yıl süren bu dostlukta, küçük ritüeller neredeyse otomatikleşmişti.
Tamam, itiraf ediyorum, Mert fincanını ona doğru kaldırarak güldü, garaj da, hazine de bekleyebilir. Can, pazar günü mangal yapmaya çağırdı haberin olsun.
Biliyorum. Dün tam üç saat yeni mangal bakmış internette. Üç. Saat. Neredeyse sıkıntıdan bayılacaktım.
İkisinin kahkahası kahve makinesinin uğultusuna ve diğer masalardaki mırıltılı sohbetlere karıştı…
…Aralarında ne garip suskunluklar ne de yarım kalmış cümleler vardı; birbirlerini avuçlarının içi gibi bilirlerdi. Elif, Mertin yeni geldiği okulda çözülen ayakkabı bağlarıyla dolaşan incecik çocuk halini hiç unutmazdı. Mert ise onun, sınıfta kimse gülmezken kendisine ilk destek olan kızı, o büyük çerçeveli gözlükleriyle hatırlardı.
Can, bu dostluğu en başından beri hiçbir kuşku duymadan, soru sormadan kabul etmişti. Karısını ve onun çocukluk arkadaşını, ancak kendine ve sevdiklerine sonsuz güvenen bir insanın bakışıyla izlerdi. Cuma akşamları buluşup Monopoly ve Uno oynarken, Mert her seferinde Elifin eline düşünce Can kahkahasıyla salona neşe saçardı, iki dost Krokodilin kuralı üzerinde tartışırken herkese çay doldururdu.
O hile yapıyor, o yüzden hep kazanıyor! Elif bir defasında oyun kartlarını Canın üstüne atarak bağırdı.
Buna strateji denir sevgili karıcığım, Can hiçbir şey olmamış gibi kartları toplarken cevapladı.
Mert ikisini bu sahnelerde sıcacık bir gülümsemeyle izlerdi. Bu adamı severdi; güven veren, sağlam, mizahı kuru olduğu için şaka mı gerçek mi anlaması biraz zaman alan biriydi. Elifin Canın yanında huzurlu ve mutlu halini görmek, Merti ancak gerçek bir dostun içtenliğiyle sevindirirdi.
Ama bu düzen, evrenlerine Vildanın ani gelişiyle bozuldu…
…Canın kız kardeşi Vildan, bir ay önce, kızarmış gözlerle ve hayatına sıfırdan başlama kararlılığıyla çıkageldi. Canını sıkan boşanması geride sadece bir yorgunluk ve geçmişte kalan azıcık mutluluğun yerini dolduran bir boşluk bırakmıştı.
Mertin geleneksel masa oyunları akşamına uğradığı ilk gün, Vildan telefondan gözünü kaldırıp ona dikkatlice baktı. Sanki yıllardır unutulmuş bir aletin dişlisi çalışmaya başlamış gibiydi. Karşısında huzurlu, güler yüzlü bir adam vardı, insanın birlikte gülümsemek isteyeceği cinsten.
Bu Mert, çocukluktan beri arkadaşım, diye tanıttı Elif. Bu da Vildan, Canın kız kardeşi.
Memnun oldum, Mert elini uzattı.
Vildan onun elini tutup beklenenden biraz daha uzun süre sıktı.
Ben de çok memnun oldum.
O günden sonra, Vildanın tesadüfi gelişi alışkanlığa dönüştü. Elifle Mert kafede buluştuğunda Vildan mutlaka orada olurdu. Mert eve uğradığında, Vildan bir tabak kurabiye ile odaya giriverirdi. Masa oyununda ona öyle bir yaklaşırdı ki omuzları birbirine değerdi.
Şuradaki kartı uzatır mısın? Vildan uzanırken saçı, sanki kazara, Mertin boynuna dokunuyordu. Aaa, pardon!
Mert hafifçe çekilir, mırıldanarak bir şeyler söylerdi. Elif ile Can göz göze gelir, Can omuz silkerek Vildan hep abartılıdır dercesine bakardı.
Vildanın flörtü gittikçe daha barizleşti. Mertin yüzüne uzun uzun bakar, iltifatlar yağdırır, dokunmak için bahaneler bulurdu. Mertin esprilerine Elifin kulağını sağır edecek kadar gülerek karşılık verirdi.
Ellerinin ne kadar zarif ve uzun parmakların var, tam sanatçı gibi, demişti bir gün, Mertin elini oyun taşlarının üzerinde kavrayarak. Müzisyen misin?
Eee… yazılımcıyım.
Yine de çok güzeller.
Mert usulca elini geri çekip kartlarına dalmış gibi yaptı. Kulakları kıpkırmızı kesilmişti.
Üçüncü kez Sadece arkadaşça sohbet için kahve içelim davetinden sonra Mert pes etti. Vildanı seviyordu; enerjik, duygusal ve hayat dolu biriydi. Belki, diyordu içinden, bir şeyler yolunda giderse, Vildan her karşılaşmada aç bir kedi gibi bakmaktan vazgeçer, her şey eski haline dönerdi.
İlk haftalar fena gitmedi. Vildan mutluluktan ışıldıyordu, Mert rahatlamıştı, aile akşamları yeniden sadece aile akşamıydı.
Ama Vildan, görmek istemeyeceği bir şeyi fark etti.
Mertin Elif gelince nasıl canlandığını, yüzünün bir anda nasıl yumuşadığını gördü. Şakaları nasıl anında kavradıklarını, cümleleri yarıda bırakıp nasıl tamamlayacaklarını, aralarındaki özel bağı fark etti. O bağa hiç dahil olamıyordu.
Kıskançlık, Vildanın yüreğinde zehirli bir çiçek gibi büyüdü.
Neden sürekli onunla görüşüyorsun? Vildan kollarını kavuşturup Mertin önüne dikildi.
Çünkü o benim arkadaşım, on beş yıl oldu Vildan…
Ben ise sevgilinim! Ben! O değil!
Kavga, kavganın arkasından gelirdi. Vildan ağlar, suçlar, hesap sorar; Mert anlatır, açıklamaya çalışır, ikna etmeye çabalardı.
Onu benden daha çok düşünüyorsun!
Vildan, bu çok saçma. Biz sadece arkadaşız.
Sadece arkadaşlar birbirine öyle bakmaz!
Mert, Elifle her buluştuğunda telefonuna mesajlar yağardı.
Neredesin? Ne zaman gelirsin? Neden cevap vermiyorsun? Yine onunla mısın?
Mert önce telefonunu sessize almayı öğrendi, ama Vildan bununla yetinmedi. Onu kafede, parkta, Elifin evinin önünde öfkeden gözleri dolu dolu yakalamaya başladı.
Vildan, lütfen, dedi Mert, yorgun bir şekilde şakaklarını ovalayarak. Bu normal değil.
Normal olmayan senin başkasının karısıyla bana ayırdığından daha fazla zaman geçirmen!
Elif de yıpranmıştı. Her çocukluk arkadaşıyla buluşması, stresli bir sınava dönmüştü; bakalım bu sefer Vildan ne zaman, neyle çıkagelip hangi sahneyi oynayacak?
Belki biraz daha az görüşsem… diyecek oldu Elif bir gün, ama Mert hemen keserek:
Hayır. Asla. Sen kendi hayatını onun krizleri için değiştirmeyeceksin, hiç birimiz değiştirmeyeceğiz.
Ama Vildan kararını vermişti. Olmuyorsa usulünce, o zaman dolambaçlı yoldan oluyordu.
Can mutfakta otururken, Vildan yanına geldi.
Abi… Sana bir şey söylemem gerek. İstemem ama… bilmeye hakkın var…
…Ağlayıp içli içli soluklanarak, yalanları bölüm bölüm anlattı. Sözde gizli buluşmalar, uzun bakışmalar, kimsenin görmediği anda Mertin Elifin elini tutuşları…
Can sessizce dinledi, ne sordu, ne yüz ifadesi değiştirdi.
Elif ile Mert eve geldiklerinde, salondaki hava balçık gibi koyu ve ağırdı. Can koltuğunda yayılmış, sanki büyük bir gösteri bekliyordu.
Buyurun oturun, işaret etti koltuğa. Kız kardeşim bana gizli bir aşk hikayesi anlattı.
Elif bir adımda dondu kaldı. Mertin dişleri gıcırdadı.
Yok artık…
Kimi kanıtlayıcı şeyler gördüğünü söylüyor.
Vildan omuzlarını düşürüp kimsenin yüzüne bakamadı.
Mert önüne döndü, öyle keskin bir hareketle ki Vildan geri kaçtı.
Yeter, Vildan. Artık sabrım kalmadı!
Öfkeden bembeyaz olmuştu. O sakin, sabırlı adam gitmiş, yerinde dayanamayan biri kalmıştı.
Ayrılıyoruz. Şu an.
Olamaz…
Vildanın gözleri bu sefer gerçekten yaşla doldu.
Hep o yüzünden! Parmağını Elife salladı. Hep onu seçiyorsun, hep!
Elif bekledi, Vildanın zehrini akıtmasını izledi.
Biliyor musun, Vildan, dedi sakinlikle, eğer sürekli Mertin hayatını kontrol etmeye çalışmasaydın, her boşluktan kavga çıkarmasaydın, bunların hiçbiri yaşanmayacaktı. Kendi ellerinle yıktın asıl, korumaya çalıştığını.
Vildan hızla çantasını kaptı, kapıyı çarpıp gitti.
O anda Can, başını koltuğa yaslayıp içten bir kahkaha attı.
Allahım, sonunda!
Kalkıp karısını sarılarak yanına çekti.
Sen ona inanmadın değil mi? Elif başını Canın göğsüne gömdü.
Bir saniye bile. Yıllarca sizi izledim. Sanki abla kardeş gibisiniz, yatakta çikolata kavgası yapan çocuklar gibi.
Mert derin bir nefes aldı. Bütün gerginliği dağıldı.
Seni bu saçmalığa sürüklediğim için üzgünüm.
Boş ver. Vildan yetişkin bir insan, kendi kararlarının sorumluluğunu taşımalı. Hadi artık, lazanya soğuyor, kimsenin dramı için tekrar fırına girmem.
Elif gülümsedi; sessiz ve rahatlatıcı bir gülümsemeydi. Ailesi dağılmamış, dostluğu ayakta kalmıştı. Eşi bir daha ona güveninin sarsılmaz olduğunu göstermişti.
Hep birlikte mutfağa geçtiler, üzeri nar gibi kızarmış lazanya mutfağı mis gibi kokutuyor, ev yeniden huzur buluyordu.




