Kendi emekli maaşıyla tek başına bir çocuğu büyüten annenin, bir gün mall’da karşılaştığı beklenmedik olay: Oğlunun söylediği bir şey herkesi şaşırttı!

25Mayıs 2024

Bugün Aysel anneannemi yalnız başına bir çocuğu, yani yeğenim Denizi, emeklilik maaşıyla yanına alarak büyük bir AVMye götürdüm. Otobüs hafifçe sallanıyordu, ama Deniz camdan sıkı sıkı tutunmuş, iki büyük çikolata parçası gibi gözleriyle dışarı bakıyordu. Şehre hiç gelmemişti; köypazarev onun dünyasıydı. O sabah bir şey kalbini sıktı:

Anneanne, hadi bir de görelim, nereye gideceğiz? dedi Deniz.
AVMye, anneannem, dedi Aysel, gururla öğrendiği kelimeyi tekrar ederken. Öğretmenim büyük bir şehir gibi bir bina dedi, diye ekledi.

Aysel gülüşünü başörtüsünün altına sakladı. Emeklilik maaşından bir bir bir biriktirdi, kapıdan satılan yumurta, yeşillik, bir demet maydanoz ve birkaç kavanoz zeytinyağlı turşu gibi şeyleri topladı. AVM için para biriktirirdi; ona sadece Denizin mutluluğunu görmek yetiyordu.

Denizin annesi yurt dışında iki yıl sürecek diye gitti, ama dört yıl geçmişti. Babası ise bir gün şehirde iş aramaya gitti bir daha geri dönmedi. O günden beri Denizin dünyası iki kırık eline, ama sevgiyle dolu ellere sığmıştı.

Anneanne, utanma sakın, diye sordu Aysel akşamüstü.
Utansam ne olur? Sen benim her şeyimsin, anneanne, dedi Deniz, büyük bir adam gibi ciddiyetle.

Otobüsten indiğimizde AVM önümüzde yükselmiş, camdan duvarları ışıkla parıldayan bir kaleydi. Aysel göğsünü genişçe açtı, sanki başka bir diyara adım atıyormuş gibi hissetti.

Bu bir şaka değil, bir bina, diye fısıldadı Aysel.
Gel anneanne, içini göstereyim, dedi Deniz coşkuyla.

Kapılar kendiliğinden açıldı ve Aysel bir an için gökkuşağının kapılarını aralamış gibi hissetti.

Allahım, sanki cennet kapıları açılıyor, dedi, bir dua eder gibi düşünerek, kimsenin gülmesini beklemeden.

İçeride soğuk ışıklar, müzik, aceleci insanlar; markalı çantalarla gençler, yüksek topuklu kadınlar, dergilerden fırlamış gibi giyinmiş çocuklar vardı. Aysel ve Deniz bir film sahnesine adım atmış gibiydi.

Deniz elini tutuyordu, anneanne parmaklarını bir hazine gibi kavrıyordu.

Bak anneanne, orada kıyafetler, oyuncaklar Televizyonda gördüğümüz grup, dedi Deniz.
Çok şey var anne, diye fısıldadı Aysel, gözleri dolu doluydu.

Bir çocuk giyim mağazasına girdik. Renkli, düzenli askılar; evde üç tişört ve iki pantolonun yıllardır kavga ettiği dağınıklıktan çok uzaktı.

Dilediğiniz gibi deneyebilirsiniz, dedi gülümseyen satıcı.
Aysel kızardı.
Hayır, sadece bakacağız
Deniz ise mavi bir kapüşonun üzerine minik bir süper kahraman işareti geçiriyordu.

Anneanne, sadece nasıl duracağını görmek istiyorum, almamız gerekmez, dedi.
Rafların önünde tüm sıkıntıları: düşük emekli maaşı, faturalar, yağ, şeker, ilaçlar ama en üstte çocuğun masumiyeti vardı.

Deniz, giy, deneyelim, dedi Aysel kararını verdiği gibi.
Kapüşon omuzlarına tam oturdu, sanki ona göre özel olarak dikilmişti. Deniz aynada kendine baktı; bir an için dizleri çökük, yıpranmış kıyafetli çocuk yerine, televizyonda gördüğü şehir çocuklarından biri gibiydi.

Anneanne, ben şehir çocukları gibi görünüyorum, diye fısıldadı, sevincini gizlemeye çalışarak.
Aysel gözleri ıslak oldu.
Eskiden de güzeldin, ama bu yeni gömlek sana çok yakışıyor.

Fiyatını gördüğünde kalbi sıkıştı, ekmek, un, tramvay bile düşünüldü. Tekrar Denize baktı; o da çekingenlikle kapüşonun kollarını çeker gibi yeni kıyafetini giydirmeye hazırlanıyordu.

Tamam anne, alalım, harcayalım, dedi.
Deniz göz kırptı, şüpheli bir sesle:
Cidden anneanne?
Cidden. Onda iyi bak, bir söz gibi; büyüyüp bir gün beni seninle AVMye götürmek gibi.

Diğer oyuncaklara yöneldik; Deniz her araba, lego ve ışıklı bir silah önünde durup gözleri parladı, hiç bir şey istemedi. Yedi yaşında bile para harcama gücünün ölçüsü olduğunu biliyordu. O, annesinin yanına dönecek bir gün düşünüyordu.

Anneanne, bir kez daha bak, bacaklarım ağrıyor, dedi. Beni oradaki bankta bekle.

Bir köşe bankta oturduk, merdivenlerin yanına. Aysel özenle bir ahşap bankta oturdu, yeni kapüşonu taşıyan bez çantayı göğsüne bastı. Alınan ekmek, bir köy dilimi gibi cam şehrin ortasında duruyordu.

Buradan uzaklaşmayacağım, dedi Deniz, sadece oyuncak mağazasına gideceğim.
Git, gözümden kaçmaz, dedi Aysel.

Deniz hafifçe topallayarak koştu, Aysel bankta onu izledi. Çevrede gençler büyük poşetlerle, parlayan telefonlarla koşuşturuyor, selfie çekiyor, kimse ona bakmıyordu. Belki köyden gelen yaşlı bir kadın diye düşündüler.

Ama Aysel kaybolmuş hissetmiyordu; ilk defa uzun bir süredir, gerçekten yerinde gibiydi. Işıkların dönen çarkı içinde kalbi dolup taşıyordu.

Allahım, ne kadar büyüdü Kim düşünürdü ki onu AVMye götüreceğim? diye düşündü, başını küçük başına bakarak.

Elleri, yılların kazı ve çamaşır işlerinden yıpranmış, şimdi yeni bir kapüşon taşıyan çantayı tutuyordu. Aynı eller ilk ekmeği kesmiş, bebeğini kucağa almış, gözyaşını silecek, çocuğun kırık çizmelerini onarmıştı. Şimdi ise bir çocuğun hayalini gerçeğe dönüştürmüş, gözlerinin ışıltısını gördü.

Yanına genç bir çift oturdu, parlak poşetler taşıyordu. Kadın çantadan bir dilim ekmek ve eski bir paltoya bakıp, bir an Ayselin yorgun gülümsemesini fark etti. Kimse onun ardındaki ağır hikâyeyi bilmiyordu.

Anneanne! diye bağırdı Deniz, kalabalığın içinde. Yüzü heyecanla kızarmıştı.

Ben yalnızca merdivenleri kendim tırmandım! Bir top oyunları dükkanı gördüm! Büyük bir ekran vardı, çizgi film çalıyor! dedi, kelimeleri karıştırarak, zamanın yetmeyeceği korkusuyla.

Aysel ona bakıp, kapüşonu ve bu yolu harcamasının bir hata olmadığını düşündü.

Beğendin mi? diye sordu yumuşakça.
Dünyadaki en güzel yer, dedi Deniz, ama evimizdeki çorba daha lezzetli.
Neden? diye sordu.
Çünkü sen oradasın. Orada senin kokun var. Burada ise para kokusu var.

Aysel kısa bir kahkaha attı, göz kenarından yaşlar süzüldü.

Haklısın, dedi.

Denizi bankta oturttu, boynuna bir şişe su ve sıcak ekmek verdi. Omuz omuza, AVMnin ortasında bir ada gibi sessiz oturduk. Çevrede insanlar koşuşturuyor, indirimler çan çalıyor, ışıklar yanıp sönüyordu. Kimse iki ruhun sadece birbirine tutunarak ne kadar zengin olduğunu anlamıyordu.

Anneanne, dedi Deniz ekmeği çiğnerken,
Evet, evlat, diye yanıtladım.
Annem eve döndüğünde, onu da AVMye götürür müz?
Getireceğiz. Sen yeni kapüşonunla, o güzel çantasınıyla, ben de eski mendilimi alıp. Sen göster, ben de anlatırım ki sen beni ilk kez buraya getirdin.
Ayselin kalbi ısındı. Vitrinlerin, ışıkların ötesinde gerçek zenginlik, yanımda sevgi dolu bir çocukla, ona verebileceğim tek şeydi: sevgi, zaman, yorgun kollarım.

Kendimi AVM kadını gibi hissetmiyorum, diye düşündü içinden. Ben bir kazı, savaşçıyım, ama eğer bu büyük dünya onun gülümsemesini sağlıyorsa, yarın da, ertesi gün de, ayakta durabildiğim sürece buraya gelirim.

Yüksek cam tavanına baktı.
Allahım, bize daha çok merhamet et, babası neredeyse sağ olsun, annesi de ve bana bu iki yorgun eliyle doğru yolu göster.
Deniz dua etmedi ama bir anlık bir hisle elini minik eline koydu.
Seni seviyorum anneanne, dedi basitçe.
Aysel yanıt veremedi, sadece yanaklarını çocuğunun saçına bastı ve gülümsedi.

AVMnin soğuk ışıkları bir an için söndü; önemi kalmadı. Bir bez çanta, bir yeni kapüşon ve bir banka oturan iki nesil, dünyaya karşı en değerli hazinelerini paylaşıyordu: bir çocuğun gülümsemesi, bir anneannenin sevgi dolu elleri.

Bugün öğrendim ki, bir çocuğun ne kadar büyük bir dünya içinde kaybolmuş gibi hissetse de, sevgi ve fedakârlıkla doldurulan bir kalp, her şehri, her alışveriş merkezini ev yapar. Bu, hayatımın bana öğrettiği en kıymetli ders.

Rate article
Lifequest
Kendi emekli maaşıyla tek başına bir çocuğu büyüten annenin, bir gün mall’da karşılaştığı beklenmedik olay: Oğlunun söylediği bir şey herkesi şaşırttı!