Kuyruklu Yoldaşım

Sevgili Günlük,

Bugün iş yerinde pek hoş karşılanmıyorum. Çalışkan bir sürücü, sorumluluk sahibi ama sosyal olmaktan uzak bir adamım. Çoğu zaman yalnız kalmayı tercih eden birisiyim; kimse benimle birlikte yolculuk yapmaz, bu durum beni bir nebze rahatlatıyor. Birkaç kez beni Karanlık diye çağırdılar; bir takma ad gibi kulağa takıldı ve adımı unutturan bir takma ad haline geldi.

Bu seferki rotam da sıradan bir güzergâh, taşınacak kargo da olağan bir şeydi. İçimdeki bir his, yolu dar kıyılara çevirirken, kenarda bir otun içinde bir şeyin kıpırdadığını fark ettim. Bir anlığına arabayı durdurup neyin orada olduğunu merak ettim.

Büyük, çizgili bir kedi hırlayarak bana doğru geldi. Gözleri yorgunlukla doluydu; bir zamanlar dokuz canı olduğu söylenir, ben de onun kaybettiği canlardan bir tanesini gördüm. Patiği kanlı ve kirliydi, üzerinde bir yarası vardı.

Nasıl geldin burada, kedi kardeş? diye eğildim.

Kedi, dişlerini sıkarak hırıltılı bir miyav sesi çıkardı; bana yardım etmediğini, kendi yolunda gitmemi istediğini anlatıyormuş gibi. Anlıyorum, gururlu dost, diye düşündüm; ona bakınca çocuklukta büyükannemin kedisine, sıcak bir ocakta yan yana uyuduğum günleri hatırladım. O zamanki o kedi, şimdi neredeyse hiç hatıramda kalmadı, ama o anı hâlâ içimi ısıtıyor.

Kedim, ben veteriner değilim ama bu yarayı kendin iyileştiremezsin, dedim. Yakın bir klinik yok ama seni hastaneye götürürüm.

Kediyi dikkatlice arabamın arka koltuğuna koydum, o da bir an için sakince oturdu sanki bir şeyin daha kötü olmayacağını umuyordu.

Routamı değiştirip küçük bir ilçe kasabasına, Çankırıya yöneldim. Burada bir veteriner kliniği bulduk. Hırçın sürücünün kediyi tutması ve yardıma muhtaç olması, klinik çalışanlarının gözünden kaçmadı; hastalar onu sıra beklemeden içeri almıştı.

Şanslısın, yavrum, dedi yaşlı veteriner. Şimdi dezenfekte edip sargılayacağız, sonra yoluna devam edebilirsin.

Benim bir rotam var, diye itiraz ettim. Kargo teslimatı var.

Veteriner omuz silkerek, Burada bir hayvan barınağı yok, bu kediyi sahiplendiremeyiz. Sağlıklı, çok büyük bir kedimiz var, ama bir çocuk değil, dedi. Kedinin yeşil gözleri doğrudan gözlerime baktı; bir an için suçluluk duygusuyla dolup taştım. Onu kurtarmalı mıydım, yoksa bırakmalı mıydım?

Sonunda kediyi alıp arabaya geri koydum ve kliniğin koridorunda iki yaşlı kadının sohbetini duydum:

Leyla, dün kızı yine yanına kaçtı, kocasından kaçıyor, dedi biri.

Yine talihsiz bir kadın, diye yanıtladı diğeri. Erkek de tam bir serseri, Allah korusun onu, dedi.

Hayatın zor yollarına dair konuşmalar beni düşündürdü; kim bilir kim ne kadar sıkıntı yaşıyor? Benim de bir eşim vardı, ona âşık, ömür boyu sevgi sözü vermiştim. Ama bir ay bile geçmeden o da gitti, geride ben ve bir kedinin anıları kaldı.

Veteriner kediyi kurtarılmış diye işaretleyerek, Üç hafta içinde geri gel, sargıyı çıkaracağız, dedi.

Kediyi arabaya geri koydum, ama hâlâ ne yapacağımı bilmiyordum. Önce yükü teslim etmem gerekiyordu, sonra ne yapacağımı görecektim.

Birkaç kilometre ilerledikten sonra yol kenarında iki figür gördüm: bir kadın çırpınarak el sallıyor, yanındaki kız da korkmuş bir şekilde ona bakıyordu.

Üzgünüm, yolcu almam! diye homurdadım. Hayır, bir şey sıkıntı mı? diye seslendim.

Miyav! diye bir ses arkamdan geldi.

Kedi, sen mi? diye sordum. Neyin var?

Miyav! diye tekrar etti kedi. Belki de ihtiyacın var, diye düşündüm. İyi ki uyardın, yoksa bir şey vermiş olabilirdim.

Aracımı durdurup kediyi çimenli alana çıkardım. Kedi kuyruğunu kaldırdı, kesinlikle bir şeylerin farkındaydı.

Yardım edin! diye bağıran kadın, çocuğunu tutarak koştu yanına. Lütfen bizi de götürün! 30 kilometre kadar yol var, diye yalvardı gözyaşları içinde.

Kadın, Ben taksi şoförü değilim, ben bir uzun yol kamyoncusu! diyerek karşı koydu. Otobüsle gidebiliriz! diye ısrar etti.

Kedi, yavaşça kızın ayağına sürtündü, kız onu okşadı ve kedi mırlamaya başladı.

Size eşlik edeyim, kediye bakarsınız, ne dersiniz? diye önerdim.

Kadının gözlerinden damlayan gözyaşları, Her hayvanı severim, veterinerlik yapıyorum! Ama hâlâ nerede kalacağımızı bilmiyoruz. Komşu şehirde teyzem var, ona soracağız, diye yanıtladı.

Kedi hâlâ o sessiz bakışlarıyla kızın omzuna oturmuş, kızı sakinleştiriyordu. Kadın, bir anda benim daha önce veteriner kliniğinde gördüğüm Elifi hatırlattı; eşi bir kabadayı, evde huzursuzluk yaratan bir adamdı. Fakat ben konuşmayı sürdürmek istemedim, sadece Tamam, gidelim dedim.

Kadın Haydi Veron! diye bağırdı; kızın adı Veron (Türkçe sadece kullanılan bir isim). Kediyle birlikte arabaya bindik; kız arka koltukta oturdu, kadın yan koltukta sıkıştı.

Ödeyeceğim, endişelenmeyin, diye ısrar etti kadın. Ben sadece başımı salladım: Sana götüreceğim, kedi seni sevdi, insanlar da iyidir, ona teşekkür edin.

Kadın, Teşekkür ederim kedi! diye seslendi. İsmi ne? diye sordu.

Kedi, kedi, diye cevapladım, Bugün yolda bulduk.

Kadın bana Ne kadar iyi bir insansınız! dedi, Sizin adınız ne? diye sordum. Fikret, diye homurdadım. Ben Elif, kızımın adı Veron, dedi kadın.

Teyzem kabul eder mi? diye merak ettim. Kadın Umarım, diye iç çekti. Aramayı yap, sor, dedim.

Elif, Telefon yok, eşim…, diye iç çekti. Numarayı hatırlıyor musun? dediğimde, Elif telefonunu çıkardı.

Kadın fısıldayarak bir şeyler anlattı; Kedi, evde kalacak, ama bizimle devam edecek, dedi. Veron gözyaşlarını tutamayıp, Kedim, gel bizim yanımıza, diye bağırdı.

Beni bıraktığım evin önünde, Elif ve Veron evlerine doğru yürürken, kedi hâlâ mırlamaya devam ediyordu. İçimde bir şeyler kıpırdadı; yaşamın ne kadar kısa ve ne kadar da kırılgan olduğunu bir kez daha düşündüm.

Umarım bir gün tekrar görüşürüz, diye düşündüm, kedinin gözlerine bakarak. O an birden bana kendimi bir aile içinde, sevgi dolu bir evde hayal ettiğim bir anı hatırlattı; ama belki de bu sadece bir yolculuk anısıydı.

Kedi Miyav! diyerek onayladı, ben de Belki bir gün seninle bir kahve içebiliriz diye düşündüm.

Üç hafta sonra, sargıyı çıkarmak için kasabaya geri döndüm. Veteriner kliniğinin kapısında Elif beni bekliyordu: Hayalinizde gördüm, gelmiş olacaksınız, dedi.

Hayal gücümüz bir kez daha bize gülüyor, diye cevapladım. Elif, Teyzem bizi seviyor, ama ben boşanma davası açtım, dedi sessizce. Ben de bir şey öneriyorum; belki bir gün benimle evlenmek istersiniz? diye içten içe düşündüm.

Elif gözleri kocaman açıldı, bir an sustu, sonra kedi bir kez daha Miyav! diye ses çıkardı.

Günler geçti, sonunda Elif ve Veronla evlendik. Ben, uzun yolculuk kamyon sürücülüğünden, hastane ambulans sürücülüğüne geçtim. Kedi hâlâ yanımızda, Verona bakıyor, bazen geniş bir koltukta uzanıp geçmiş yolculukların hatırasını fısıldıyor. Romantizm farklı bir hâl almış olsa da, hâlâ yolların, kedilerin ve insanların kesiştiği yerlerde olduğu kadar güzel.

Şimdi bu günlüğe bir kez daha yazıyorum, belki de bu anılar bir gün başka bir kamyon sürücüsüyle paylaşılar. Hayat bir yolda ilerlerken, bazen bir kediyle dostluk kurmak yeterlidir; o dostluk, bizi biz yapan şeylerin, sevginin ve cesaretin bir yansımasıdır.

Bugün de aynı yollardan geçtim, bir kedinin mırıltısı kulaklarımda çınlıyor, yolun bir başka köşesinde yeni bir macera bekliyor.

İyi geceler.

Rate article
Lifequest
Kuyruklu Yoldaşım