AİLEMİZ

Aile var, iş var, derler. Nisan, Anadolunun küçük bir köyde doğmuş, küçüklüğünden beri oradan kaçmayı hayal eder. Kendini inek sağıcı, buğday biçici ya da çobançı olarak görmez. Altıtan bir gün, on altı yaşına geldiğinde, bir tren bileti alır, İzmire doğru yol alır. Bir daha bu tenha köye dönmeyeceğim diye yemin eder, neler olursa olsun.

İzmirde bir meslek lisesine girer, yurt odasına yerleşir. İki sene sonra, öğrendiği alanda, bir vinç operatörü olarak bir inşaat sahasında çalışmaya başlar. İşte, evlenme vakti gelir. Üç ay boyunca, hafta sonları arkadaşlarıyla şehir parkında dans eder. Orada Kerem adında bir gençle tanışır. Kerem de eş bulmuş gibi davranır ve evlilik yoluna doğrudan gider; uzayan laf kalmaz, kayıtlara geçerler.

Nisan, köyüne bir mektup yazar: Anne, baba, evleniyorum! Gelin! Fakat ebeveynleri, bir gün önce büyük kızlarını evlendirdikleri için gelemeyecek durumdadır. Anne, Sonra gelecek, torunları göreceğiz diye cevap verir.

Düğün gerçekleşir, ardından günlük hayat başlar. Nisan, kocası Kıvançın evine taşınır; ev üç odalı dar bir dairedir. Kıvanç, annesi, kız kardeşi Lale ve oğlu, bir de kardeşi Mert ve eşiyle aynı çatı altında yaşamaktadır. Nisan ve Kıvanç mutludur; onlara en ufak odacık tahsis edilir. Kayınvalidesi Nisanı uygun, çalışkan, laf etmeyen gelin olarak beğenir; beş çocuğu var. İki kızının evli çocukları ayrı evlerde yaşar.

En küçük kızları Gül ise pek çok sıkıntı çıkarır. Bir zamanlar alttan bir erkek çocuğu dünyaya getirir; damat birden kaybolur, geride sadece anı kalır. Kıvanç, Gülün hastaneden bebeği ve kardeşini alır. Hemşire, Artık dayı, tüm hayatını yeğenini büyütmekle geçireceksin der ve herkes gülerek atlatır.

Bir gün Kıvanç, Gülün evine bir kadın getirir. Gül hemen Nisandan nefret etmeye başlar: Bu kadını nereden buldun? Evlenmek üzereyken birini çaldın! diye bağırır. Nisan, çatışmalardan kaçınır, sessizce tahammül eder, Kıvança bir şey söylemez. Kayınvalidesi de Nisanı teselli eder: Gül sadece yalnızlık ve kıskançlıktan kaynaklı. Ona acıma, Kıvança da söyleme; yoksa intikam alabilir.

Nisan sessizliğini sürdürür, ama Gül annesine bağırdığında ve hakaret ettiğinde, Nisan mutfağın köşesinde gözyaşlarını silen kayınvalideyi korur. Kıvanç ve Nisanın zamanında kızları Lale doğar; Nisan anne olmanın tadını çıkarır. Gül ise daha da sinirlenir, her gün tartışma çıkarır. Nisan, artık susmaz; bir kaplan gibi çocuğunu savunur. Bir gün Kıvanç, bağırarak Güle ütüyle vurur; Nisan şok olur, Gül ise bir daha o kadar sert olmaz.

Gülün birkaç ilişkisi olur; sık sık çocuğu Dimayı Nisana bırakır ve randevulara koşar. Dima, Gül için bir yük, yalnızlığını suçlarken, Nisan bir anda öfkeyle söyler: Kendi çocuğunla ilgilen! Bu çocuktan bir haydut yetişiyor! Dima henüz dokuz yaşında, evden para çalar, okuldan kaçar, ceplerinde sürekli bozuk para çınlar.

Gül, Evlenip Dimayı büyüteceğim. Bu soğuk yatakta uyumaktan bıktım! der. Kıvanç, annelerinin ziyaretiyle bir anlığına gözlerini kapar: Nisan, babam geliyor, evdeki sıkıntıyı görmemiz lazım. Anne, kulağa fısıldar: Nisan, dön. Vanya bahçeye bakmak istiyor; sen gelmezsen Laleyi kabul etmez. Nisan, Şehre gelmek için köylere dönmek istemiyorum, mühendis olarak bir daire alacağız der.

Kıvançın iş yerinden, üç yıl sonra bir daire alırlar. Mutluluk taşar; bir süre sonra o da iki çocuklarıyla bir kız ve bir oğul birlikte taşınır. Ev boş ve soğuk olsa da artık onlarinki olur. Bir yıl sonra Kıvançın annesi vefat eder. Gül, annesinin ölümünden sonra saçları beyazlanır, kendini suçlar, her gün mezarın başına gider, çit kapısını kapatır, uzun uzun oturur, gözleri bir noktaya dalar. Çevresindekiler, Kapıyı kapatma, orada kalırsın der; Gül Benim umurumda değil diye yanıt verir. Zaman acıyı hafifletir, hayat devam eder.

Gül, yeni bir ilişkiye girer, evlenme planları yapar. Bir akşam Nisanı aynı evdeki çatı katına davet eder, çay içerler, kahkaha atarlar. Nisan ayrılırken Gül durur ve söyler: Dur Nisan, izin ver bağışlamak istiyorum. Sana kıskançlık ettim, ama şimdi anlıyorum ki Kıvança gerçekten sevgi duyuyorsun. Sen benim için çok kıymetlisin, bil. Nisan şaşırır, Güle Ne kadar güzelsin, Gül! der, Gül hüzünle gülümser ve yanağına bir öpücük kondurur. Nisan bu sözlerden etkilenir ve evine döner.

Ertesi sabah Kıvançın küçük kardeşi arar: Kıvanç! Gül uyanmadı, uyurken öldü. Gül, otuz yedi yaşında, kalp hastalığından vefat eder. Mezarı annesinin yanına, aynı çitin içinde gömülür.

Bir yıl sonra, Gülün mezarı taze çiçeklerle dolup taşar; eski eşi çiçekleri yeniler, ardından yapay gül buketleri koyar; taze çiçekler sonsuza dek solar. Dima, on dört yaşında, yarı yetim kalır. Onun babasını bulurlar, fakat babası yeni bir aile kurmuş ve çocuğa yer bırakmamaktadır. Aileler, Dimayı devlet korumasına vermek ister; fakat Kıvanç, Hiçbir çocuğu koruma dışı bırakmayacağız. Aile var, iş var. Dima bizimle kalacak diye karar verir. Velayet resmi olarak Kıvançın üzerine geçer; akrabalar büyük bir nefes alır: Tanrıya şükür, bir daha suç işlenmedi!

Kıvanç ve Nisan, Dimayla birlikte bir evde yaşar; bazen hırsızlık, bazen kötü davranışlar, bazen tehditler olur ama üstesinden gelirler. Dima büyür, evlenir, iki çocuk doğurur: birini Lübun birini Kıvanç adlandırır; akrabalar hayretle bakar: Dima ne kadar değişmiş! Gülün mezarı yine taze çiçeklerle süslenir; bu sefer çiçekleri Dima koyar.

Rate article
Lifequest
AİLEMİZ