Alya için Bir Anne Arayışı.

Ayşegül tek başına Çiğdemi büyütüyor ve Çiğdem, hatırladıkça, annesinin ona karşı sevgi göstermediğini hissediyor. Küçük yaşlardan beri kendini değersiz gibi görüyor; kimseyi gereksiz yere azarlamıyor, hep karnını doyuruyor, kıyafetlerini güzel tutuyor. İstediği oyuncakları bazen alıyorlar. Ancak Ayşegülün ilgisizliği Çiğdemin teninde buz gibi bir his bırakıyor ve kalbinde ağır bir yük gibi birikiyor.

Çiğdem neşeli, sosyalleşmeyi seven bir çocuk; annesinin gözlerine bakıp öpmek, sarılmak, kucaklamak istiyor ama Ayşegül daima uzaklaşıp kendi işine devam ediyor. Çiğdem hiçbir zaman annesinden bir kucaklama ya da öpücük görmüyor.

Mahallede ve okulda aile iyi bir izlenim bırakıyor; Ayşegül toplantılara katılıyor, Çiğdemin sağlık kontrollerini takip ediyor, onları Antalyaya deniz kenarına ve hatta bir sirk gösterisine götürüyor. Çiğdem, tüm bunların sadece zorunluluk olduğunu, içi boş, sıcaklık ve gülümseme eksik olduğunu yalnız kendisi anlıyor. Çiğdem övgü kazanmak için derslerinde herkesin önünde birinci olmaya, davranışlarını mükemmel tutmaya çalışıyor.

Fakat övgüyü annesinden hiç alamıyor. Çocukken bu durumu sıradan kabul ediyor, herkesin aynı olduğunu düşünüyor. Yaş büyüdükçe, sevgi ve övgü alan, hatalıysa azarlanan diğer çocukları gözlemliyor, bir şeylerin eksik olduğunu fark ediyor.

Babasını ise pek tanımıyor; aklında büyük elleri ve gülümseyen yüzü olan bir siluet var. Murat, Çiğdemi gökyüzüne kadar kaldırıp döndürürken ikisi de aynı kahkahayı atıyordu; dış görünüşleri de birbirine çok benziyordu. Çiğdemin odasındaki yatağın altına sakladığı eski bir fotoğraf, bir yaşındaki kendisini kucağında tutan Muratı gösteriyor. Zaman geçtikçe Çiğdem, babasına daha çok benzemeye başlıyor.

Sanırım annem, babamdan büyük bir kırgınlık taşıyor, diye düşünürken Ayşegül hâlâ Çiğdeme soğuk, uzun bakışlar atıyor, sessizce konuşmadan. Murat, Çiğdem üç yaşındayken aileyi terk etmiş; o günden beri sadece aylık pensiyon babanın hâlâ bir yerde olduğunu hatırlatıyor. Çiğdem babasını affetmiş, ama annesine duyduğu kırgınlığı içinde bir buz bloğu gibi taşıyor; kalbi soğukla doluyor.

***

Mezuniyet töreni geliyor. Çiğdem, beyaz dantel bir önlük içinde annesini arıyor; Ayşegül sadece başlangıçta sahneye çıkıp müdürün takdirini almış, kalabalığın içinde kayboluyor. Çiğdem, diğer öğrencilerin ebeveynleriyle sarıldığı, fotoğraf çektirdiği anları izlerken gözleri yaşlarla doluyor.

Üniversiteye yerleşme haberi geldiğinde, Çiğdem büyük bir gurur duyuyor; bu rekabetçi sınavda bütçeli kontenjanı kazanmak neredeyse imkânsızdı ama başarmış. Ayşegül haberi soğukkanlılıkla alıyor, hiçbir gülümseme ya da övme sözü yok; sadece konaklama seçeneklerini soruyor. Çiğdem eşyalarını çantasına atıp önce bir arkadaşının evine, ardından yurt odasına yerleşiyor.

***

Yıllar geçiyor, Çiğdem ile annesi neredeyse hiç konuşmuyor; bu durum kocası Emre ve kayınvalidesi Fatmayı şaşırtıyor. Fatma, Çiğdemin gerçek ailesi gibi oluyor, ona ev işleri, sevgi ve akşam çaylarında sohbetler öğretiyor. Fatmayı içten bir şekilde kucaklayıp teselli edebiliyor; bir ay içinde Çiğdem ona anne diye seslenmeye başlıyor.

Ayşegül ise neredeyse tamamen ortadan kaybolmuş; sadece makul bir miktar para ve kuru bir tebrik kartı gönderiyor. Çiğdemin doğumda hastaneden çıktığı anı bile izlemiyor, gönderdiği bebek fotoğraflarını açmıyor. Çiğdem sessiz kalıyor, ama akşamları banyoda gözyaşları dökülüyor. Fatma bu hüzni görüyor, damadının gözlerindeki kırmızı izleri ve çökük yanakları izleyerek derin bir nefes alıyor.

Çiğdem, eşi Emre ve torunu Efeyi annesinin doğum günü kutlamasına götürürken, Ayşegül hediyeyi alıp kuru bir teşekkür ettikten sonra genç çifti içeri almıyor, kapıyı çocuğunun önünde çarpıyor. Fatma, şefkatli ve sorumluluk sahibi bir kadın olarak adaleti sağlamak için Ayşegülün evine tek başına gidiyor, konuşmak için karar veriyor.

***

Murat, evliliğin hemen ardından karanlık bir hayata sürükleniyor; birkaç ay süren bir kaçakçılık macerasının ardından çocuğunu Çiğdemin kucağında getiriyor. Çiğdem, başka bir kadının çocuğunu büyütmenin ve ona kalpten sevgi beslemenin ne kadar zor olduğunu hissediyor; ama Murat bir kez daha kaybolup, geride yalnız bir kız çocuğu bırakıyor. Çiğdem, bu çocuğu nasıl koruyacağı konusunda iki seçenek arasında kalıyor: yetimhaneye vermek mi, yoksa kendi hayatını feda edip ona bakmak mı. Korku ve yargıdan kaçınmak için Çiğdem, çocuğu korumayı seçiyor, ama içindeki aşk hâlâ Murata yönelmiş, Çiğdem ise onun bir yansıması gibi hissediyor.

***

Fatma eve döndüğünde, Çiğdem ve Emre hâlihazırda geniş bir ebeveyn yatağında uyuyup birbirlerine sarılmış. Emre iş gezisi nedeniyle başka bir şehirde; bebek mutlu bir şekilde anneyle aynı yatakta uyuyor. Fatma kenara oturup, Çiğdeme battaniye örerken, torununun dağınık saçlarını nazikçe düzeltip gözlemliyor.

Uykun açık olsun, güzel kızım, diye fısıldıyor Fatma ve Çiğdem, uykulu gözleriyle ona bakıyor. Fatma, çocuğun alnına bir öpücük kondurup sessizce odadan çıkıyor, kapıyı kapatarak geride sadece sıcak bir anı bırakıyor.

Rate article
Lifequest
Alya için Bir Anne Arayışı.