Ailedeki karar, en büyük kızları Seda Karaca tarafından veriliyor. Kendi karakteri ve damat adaylarına karşı ağır beklentileri yüzünden hiç evlenmemiş, otuz yaşına geldiğinde ise tam bir erkek düşmanı hâline gelmiş; adeta bir mide ülseri gibi, erkeklerin kabusudur.
Ayşe, diyor, adını keskin bir tonla söyleyerek. Küçük kız kardeşi Yeliz Karaca, tombul ve neşeli bir kadın, onaylayıcı bir gülümseme atıyor. Anne Emine Karaca ise susuyor, fakat ifadesinden açıkça anlaşılmaktadır ki yeni gelin ona da pek hoş gelmemiştir. Burada tek erkek, Tek başına bir umut taşıyan tek oğlumuz Tahir Karaca, askere gitti ve oradan bize bir eş getirdi. Bu karı, ne babasından ne annesinden bir mirasa, ne de bir para tekeli taşıyor. Hiçbir şey yok; ya bir yetimhaneden çıkmış ya da akrabalarından kaçıp gelmiş, hiçbir bilgi yok. Tahir sessiz kalıyor ve kendi servetimizi biriktireceğiz diye gülerek geçiyor. Kime evine getirdi? Belki bir hırsız, bir dolandırıcı; günümüzde böyle kişiler ne kadar çok dağılmış!
Kimse inanmaz; ama bu yeni gelin, Ayşe Karaca, evde belirdiği andan beri bir gecede bir kez bile uyumamış, gözleri yarı uykulu hâlinde bekliyor. Yabancı akrabadan bir şeyler çalınmayacağını düşünerek dolapları karıştırmaya başlıyor. Anne Emine, Kardeşim, aile içinde saklı değerli eşyaları, kürkleri, altını gizle, bilemeyiz ki ne zaman bir şey olur, diye uyarıyor. Ayşe ise Benim adımı ve babamın adını söyle, diye ısrar ediyor. Böyle daha iyi olur. Benim zaten bir kızım var; sen ne kadar çabalasan da, benim yerime bir kız çocuğu olamazsın, diyor.
Ayşe, Emineye sürekli Ayşe Karaca diye sesleniyor; anne de ona Ayşe Demir demekten kaçınmıyor. Böyle söyle, daha uygundur, diye ekliyor. Ayşe, çiftlikte otuz dönüm arazi, üç domuz yavrusu ve saymakla bitmeyecek kuşlarla dolu bir çiftliğe sahiptir. Gün be gün, haftanın 24 saatini hiç durmaksızın çalışıyor: domuzları besliyor, yemek pişiriyor, evde temizlik yapıyor, anneye gönülden hizmet etmeye çalışıyor. Emine ise Eğer anne kalbin hoşnutsuzsa, ne kadar altınla döşenmiş olsan da her şey ters gider diyor.
Ayşe, evin içinde Benim adım ve babamın adıyla bana hitap et diye ısrar ediyor, anne ise Bana Anne Emine de, yeter, diyor. Bu ikili arasındaki gerilim, Ayşenin hâlâ yeni gelin olarak kabul edilmesini istememesinden kaynaklanıyor.
Tahir, sabah akşam iki sesle Sen kimle evlendin? Kimle evlendin? diye bağıran bir evliliğe giriyor. Ancak bir gün, Seda, bir arkadaşını tanıştırır ve işler karışır. Şimdi Ayşe, ev temizliğini yapacak, derler. Emine sessiz kalır, Ayşe ise Hiçbir şey olmadı gibi davranır, yalnız gözleri soluklaşır. Ani bir haber gelir: Ayşe hamile kalmıştır ve Tahir onunla boşanmaktadır. Emine, Böyle bir şey olamaz, ben ona eş vermedim, der. Tahir ise Ben eşim, ne yapmam lazım? diye bağırır, anne ise Kuşkusuz baba olmayacaksın, eğer aileyi bozarsan evden atarım, der ve Şuray burada kalacak, diye ekler.
İlk kez anne, Ayşeye adını söyleyerek Ayşe Karaca der; kardeşler sessizleşir. Tahir, Ben bir erkeğim, karar benim, ama ben annemin ellerini iki yana açıp Nasıl bir adam olacaksın? diye gülüyor, der. Emine, Sen sadece pantolon giyen bir çocuğun; bir çocuk doğur, onu yetiştir, ona akıl ver, insan yap, o zaman gerçek bir adam olacaksın! diye bağırır.
Zaman geçer ve Ayşe, Şuray (Şule Karaca) bir kız çocuğu doğurur; ona Vildan (Vildan Karaca) adını verir. Anne, Bu mutluluk bana da sevinç getiriyor, diye sessizce ama mutlu bir şekilde konuşur. Dışarıda hiçbir şey değişmez; sadece Tahir yolu kaybeder, eve dönmez. Anne hâlâ endişelenir fakat göstermeden, torununu sever, ona hediyeler alır, şeker verir. Şuray ise annesi Şuleye hâlâ kızına kızını kaybettiği için bağışlamaz; ama hiçbir kelimeyle ona suçlama getirmez.
On yıl geçer; kız kardeşler evlenir, üç nesil anne Emine, Şuray ve Vildan büyük bir evde kalır. Tahir yeni bir eşle, Lale Karaca ile kuzeye gider. Şurayın yanına bir emekli asker, Hasan Yılmaz, girer; onunla evlenir. Hasan, Şule, seni seviyorum, sensiz yaşamam, der. Emine, Seviyorsan, birlikte yaşayın, der, Vildanı buradan taşımak istemiyorum; burada kal, benimle birlikte. Böylece herkes aynı çatı altında yaşamaya başlar. Mahalle sakinleri, Ayşe Karaca, o eski gelini aileyi mahveden diye konuşur; ama Emine, Ayşe, ben seni hiç umursamıyorum, seninle ne konuşurum ki? der. Şule, gururlu ve soğuk bir tavırla, Kızım Vildan doğurmuş, ben ona Kader Karaca adını verdim, diye söyler.
Şuray ağır bir hastalığa yakalanır. Kocası Hasan, bir kez bile içki içer; anne Emine sessizce, tüm birikmiş paraları kitapçıdan çeker, Şurayı Moskovaya götürür. Çeşitli ilaçlar verir, doktorlara gösterir, ama bir şey değişmez. Sabah Şuray biraz rahatlar, annesinden tavuk çorbası ister; Emine hemen tavuğu keser, temizler, çorbayı hazırlar. Şuray çorbayı yiyemez, ilk kez ağlamaya başlar; annesi de ilk kez ağlar: Neden bana kaçıyorsun, seni sevdiğimde? der. Sonra sakinleşir, gözyaşlarını siler, Çocuklar için endişelenme, kaybolmazlar, diyerek Şuraya elini tutar, hafifçe okşar, sanki aralarındaki tüm kırgınlıkları affediyor gibi davranır.
Yine on yıl geçer; Vildan evlenir. Seda ve Yeliz de bir araya gelir; yaşlanmış, barışmış iki kız kardeş, hiç çocukları yoktur. Tüm akrabalar toplanır, Tahir geri döner; karısı Lale ondan ayrılmıştır. O, Vildanın ne kadar güzel bir kız hâle geldiğini görünce sevinir, Böyle bir kızım olduğu için şaşırmadım, der, ama Vildanın babasının başka bir adamı baba diye adlandırdığını duyunca, Tahir öfkelenir, Bu senin hatan, annen neden başka bir adamı eve soktu? diye bağırır. Anne Emine, Hayır, evlat. Sen hâlâ küçük bir çocuğun pantolonunu giyiyorsun; büyüyüp gerçek bir baba olacaksın ama şimdi bir şey söylemek zorunda değilsin, diyerek Tahirin öfkesini yatıştırır. Tahir, hiçbir şeyi toplayıp tekrar yola çıkar.
Vildan evlenir, bir oğul doğurur, ona Alper adını verir, çünkü kabul edilen babasını onurlandırmak ister. Bir yıl önce şehrin dışındaki mezarlığa Şureyi de koydular, Vildanın annesi Şuray da yanına defnedilir. Böylece bir sıralı dizi oluşur: gelin ve kayınvalide. Bu baharda, bahçede bir söğüt fidanı filizlenir; nereden geldiği belli olmaz, kimse özel olarak ekmemiştir. Belki Şurayın vedalaşma selamı, belki annenin son bir affıdır.




