Mehmet, inatla Sunanın kendi kızı olduğuna hiç inanmadı. Karısı Leyla, mahalle bakkalında çalışıyordu. Çıkan söylentilere göre, sık sık arka odada yabancı adamlarla kilitlenip kalıyormuş. Bu yüzden Mehmet, minik Sunanın kendi kızı olduğuna bir türlü inanmadı; çocuğa karşı hep mesafeli davrandı. Sadece dede Kemal torununu hep kolladı, ona köyün öteki ucundaki evini miras bıraktı.
Sunayı sadece dedesi Kemal severdi
Suna çocukken sık sık hastalanırdı. Genel olarak narin ve kısa boylu bir kızdı. Bizim ailede böyle cılız biri yok, derdi Mehmet; Bu çocuk da saksı boyunda. Zamanla babanın sevgisizliği anneye de geçmişti; o da kızını eskisi gibi sevmemeye başladı.
Sunaya içtenlikle tek bir kişi gönül verir, sahip çıkardı: Dede Kemal. Onun evi köyün en ucunda, ormanın yanında duruyordu. Kemal hayatı boyunca orman bekçiliği yapmıştı. Emekli olduktan sonra bile neredeyse her gün ormana gider, meyve toplar, şifalı otlar biriktirirdi. Kışın da ormandaki hayvanlara yiyecek taşırdı. Cemali köylüler biraz garip bulur, hatta biraz çekinirlerdi. Bazen bir şey söyler, aynen çıkardı. Yine de herkes ona şifalı otlardan, bitki çaylarından almak için gelirdi.
Kemal, yıllar önce eşini kaybetmişti. Tek tesellisi orman ve torunu Suna olmuştu. Kız çocuğu okula başlayınca, Suna dedesinin yanında annesinden çok kalmaya başlamıştı. Kemal ona sürekli bitkiler ve köklerin şifasını anlatırdı. Sunanın kafası çok iyi çalışıyordu. Ne olmak istediğini soranlara hiç düşünmeden, İnsanları iyileştireceğim, derdi. Ama annesi, Senin okumana verecek parayı nereden bulacağım? derdi. Dede ise Ben fakir değilim, gerekirse inek bile satarım, seni okutacağım, diyerek teselli verirdi.
Torununa evini ve mutlu bir kaderi miras bıraktı
Leyla, babasını nadiren görmeye giderdi. O gün ani bir şekilde kapıda belirdi. Oğlu Yiğit şehirde kumarda kaybetmişti, adamlar da borcu ödemesi için onu fena dövüp tehdit etmişlerdi. Leyla da para istemeye gelmişti.
Zor durumda kalmasan benim kapımı çalmazdın, dedi Kemal sertçe. Sen kaç yıldır buraya uğramıyor, torununu bile görmek istemiyorsun! Yardımı reddetti: Yiğitin borçlarını ödeyecek halim yok. Ben torunumu okutmak istiyorum.
Leyla öfkesinden deliye döndü. Sizi artık görmek istemiyorum! Ne babam var ne kızım! diye bağırıp evden hızla çıktı. Suna sağlık meslek lisesini kazandığında, annesiyle babası ona bir kuruş destek olmadı. Sadece dedesi Kemal elinden geleni yaptı. Suna iyi okuduğu için burs da alıyordu, geçimini onunla sağlıyordu.
Okul bitmeden önce Kemal hastalandı. Vefatının yakın olduğunu hissedince, torununa evini miras bıraktığını söyledi. Şehre iş bulmasını; ama evi de boş bırakmamasını tembihledi. Evde insan nefesi olmalı, yoksa yuva yaşlanır, dedi. Kışları mutlaka sobayı yakmasını istedi. Korkma burada geceleri kalmaya; burada kaderin seni bulur, diyerek ilginç bir kehanette bulundu. Çok mutlu olacaksın, kızım. Sanki bir şeyleri önceden bilirmişçesine konuştu.
Kemalin söylediği aynen gerçekleşti
Kemal, sonbaharda vefat etti. Suna ilçe hastanesinde hemşire olarak çalışmaya başladı. Hafta sonları dedesinin evine gidiyordu. Hava soğuyunca sobayı yakardı; dedesi öyle çok odun hazırlamıştı ki yıllarca yeterdi. Hava durumu, hafta sonu için fırtına ve kar gösteriyordu. Suna evinde oturmak istemedi; bir arkadaşının yaşlı akrabalarından oda kiralıyordu.
Akşam köye ulaştı. Gece kar fırtınası başladı. Sabah rüzgar azaldı ama kar dinmedi, yollar kapanmıştı. Kapı çaldı. Suna korkarak açtı, karşısında genç bir adam gördü. Merhaba, arabamı çıkartamıyorum, tam evinizin önünde kara saplandı. Bir kürek var mı? dedi. Kapının yanında var, buyurun, kullanabilirsiniz. Yardım etmek ister misiniz? dedi Suna. Genç adam, minik kıza bakıp gülerek Şimdi seni de kara gömeriz, ona da gerek yok, dedi.
Adam küreği ustaca kullandı, arabayı çalıştırdı, ancak birkaç metre sonra tekrar kara saplandı. Kolları sıvayıp yeniden küreğe sarıldı. Suna onu eve, sıcak bir çay içmeye davet etti. Fırtına birazdan diner, yol açılır, buralar işlek sayılır, dedi.
Genç adam biraz düşündü, ardından Tamam, deyip onunla eve girdi. Tek başına orman kenarında korkmuyor musun? diye sordu. Suna, burada hafta sonları kaldığını, çalışmak için şehirde yaşadığını anlattı. Dönüşte otobüs gelmezse ne yaparım, diye düşünüyorum, dedi. Adam, kendini Taner diye tanıttı; merkezde oturuyormuş, Sunaya da gideceği yere kadar eşlik edebileceğini söyledi. Suna kabul etti.
İşten dönüş yolunda Suna yürümeye karar verdi. Birden karşısına Taner çıktı. Sanırım o şifalı çayının bir büyüsü var, diye şaka yaptı. Seni çok özledim, yine çay içmeye gelsem olmaz mı?
Düğün yapmadılar. Suna hiç istemedi, Taner önce bastırdı ama sonra razı oldu. Aralarında gerçek bir sevgi vardı. Suna, kitaplarda yazdığı gibi adamın karısını el üstünde tutması gerçeğini Tanerle gördü. İlk çocukları doğduğunda, hastanede şaşkınlıktan herkes Bu minik kadından böyle güçlü bir çocuk nasıl doğdu! dedi. Adını soranlara Suna hiç düşünmeden Kemal olacak, çok iyi bir adamın adı, diye karşılık verdi.




